Bebelere Balon, Yoksullara Sadaka
Yoksullukla mücadele, her türden rejim için, temel sorunlardan birisidir. Bunun için seçilen mücadele yöntemi ise ideolojik tercihlerle yakından ilgilidir. Kapitalist ülkeler ve burjuva partiler, yoksullukla mücadele yöntemi olarak, ayni ve nakdi yardımları tercih ederlerken, sol partiler kendisine temel hedef olarak yoksulluğu tümden ortadan kaldıracak düzen değişikliğine yönelirler. Çünkü yoksulluk kader değil, çarpık düzen sorunudur.
12 Haziran seçimleri için, CHP’liler, AKP’nin yoksul kesime yönelik ayni yardımları yerine, nakdi yardımları arttıracak bir düzenleme ile oy avcılığına soyunmuş görünmektedir. Her iki parti arasındaki farklılığın, ayni ve nakdi yardım boyutuna ilişkin olduğu anlaşılıyor. Her iki partinin sözcüleri, yoksulluğun sayısı ve vaat edilen paranın kaynağı konusunda birbirleriyle alaylı bir tartışma içindedir.
CHP’nin, yoksullukla mücadelede, düzen değişikliği gibi bir derdi olmadığı açıkça ortadadır. CHP, AKP’nin arka bahçesi haline gelen yoksul kesimlerin oyunu, daha fazla vaatle, kendine yöneltmeye çalışmaktadır. AKP’nin keyfiyete dayalı bu politikasına, CHP resmiyet kazandıracağı vaadi ile yoksul kitlelerden oy istemektedir. Önerdikleri yöntemin, CHP’nin oylarını arttırıp arttırmayacağını bilemem ama yeşil kart örneğinde olduğu gibi yoksul sayısını arttıracağı kesindir.
CHP, yoksullara dağıtılacak yardıma kaynak olarak, yolsuzluklara dikkat çekiyor. Bu politika gereği, sürdürülebilir bir yardım için sürdürülebilir bir yolsuzluğa da gereksinim duyulacaktır. Oysa yolsuzluğun da yoksulluğunda kaynağı, çarpık düzendir. CHP’nin düzenle ilgili bir derdi olmadığı, aksine düzen çarpıklığından, oy avcılığı olarak yararlanmayı hedeflediği anlaşılıyor.
Halka dayalı sol bir iktidar için, dar gelirli ve yoksul kitlelerin kalkındırılması, insanca bir yaşam düzeyine kavuşturulması temel amaçtır. Sadaka düzenini resmileştirerek, kalıcı hale getirebilecek politikalarla, yoksulluğun önlenemeyeceği açıktır. Sol partilere düşen görev, yoksulluğu iyileştirecek değil, ortadan kaldıracak politikalar üretmektir.
Kuşkusuz her tür düzen içinde, kimsesiz yaşlı ve çocuklar, sağlık ve eğitim soruları gibi nedenlerle çalışma koşulları dışında kalan ve bu nedenle temel gereksinimlerini karşılayamayan kişi ve ailelere sosyal amaçlı yardım yapılmalıdır. Bunun dışında kalan kesimlere yapılacak yardımlar, kişi ve aileleri kendi kendine yeterli duruma getirmeye ve onları politik sistemin onurlu üyeleri yapmaya yönelik çabalarla birlikte ele alınmalıdır.
Dar ve orta gelirli kesimi, ağır vergi düzeni ile devlete mahkum, sayıları 12 milyon olarak ifade edilen yoksul bir kitleyi, sadaka sistemi ile devlete muhtaç bırakmak, düzen partilerinin politikalarıdır. Bu çarpıklığı gidermek yerine, bundan oy avcılığı olarak yararlanmaya çalışmak, sol ve halkçılık iddiasındaki partilere yakışmaz.
Sol partilerin öncelikli görevi, işsizliği ortadan kaldıracak politikalar üretmek, çalışan kesimin, insanca bir yaşam biçimi için emeğinin karşılığını alabileceği bir ücretlendirme ve sendikal düzen kurulmasına yönelik politikalar, dar ve orta gelirli kesimler üzerindeki vergi yükünü azaltarak devletin birey üzerideki tahakkümünü kıracak politikalar geliştirmektir.
Egemen kesimin güdümünde olan bir devlette, “Devletçi politikalarla” halkı kalkındıramazsınız. Çünkü yoksul halk kesimlerinin, devleti, kendi lehine etkileme ve harekete geçirme şansı yoktur. Devlet, ekonomik olarak ne kadar güçlü ise halk politik olarak o kadar zayıftır. Bu yüzden, sol partilerin, devletçi ekonomi yerine “halkçı bir ekonomik anlayışa” yönelmesi gerekir. Halkın politik irade olarak güçlü olması, ekonomik olarak güçlü olmasına bağlıdır. Devlete muhtaç ve mahkum halk kesimlerinden, sağlıklı işleyen bir demokratik düzen yaratılamaz.
Kendini, solcu olarak tanımlayan partiler, mevcut düzeni, geniş halk kitleleri lehine değiştirme ve dönüştürme iddiası taşır. Bu iddia Devrimci bir iddiadır. Demokratik sol anlayışta devrimcilik halkçılıktır. Bir büyük ve ulusal devrimci Bülent Ecevit, bu devrimci anlayışı, mimarı olduğu DSP programı ile Türk halkına miras bırakmıştır. Programın gerçek sahibi ise halktır.
Demokratik sol parti programı, bu anlamda devrimci bir programdır. Devrimcilik, kitapta yazanı halka anlatmak değil, halktan öğrendiklerimizden kitap yazmaktır. Demokratik Sol Parti Programının özü de özeti de, halktan öğrenilerek yazılan bu halkçı programdır.
DSP programı, halkçılık iddiası taşıyan parti ve kişilere şiddetle önerilir. Kitleye karşı sol söylemlerde bulunurken, rezil olmamak için birebirdir. Özellikle benim adım Kemal’den çok daha etkilidir.
Saygıyla.
Taşkın Eslek
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
YAZARLAR
Seçme Haber
| Dur Yolcu...! |
|
| Devamı... |




Bilmeden gelip bastığın bu toprak, Darbecilerin ancak otuz –otuz beş sene sonra yargılanabildiği yerdir... Üstelik darbenin bütün kurumları sapa sağlam ayakta iken... Sadece ölüme üç günü kalmış iki ihtiyarın yargı önüne çıkarıldığı yerdir...
