Devlet adamı değil Devlet'in Adamı
Deniz Baykal’la ilgili ortaya çıkan kaset olayının ardından, Milliyet Gazetesinden Aslı Aydıntaşbaş 10 Mayıs 2010 tarihli köşesinde Deniz Baykal’ın, yakınındaki birilerine “Bu bir devlet işi biliyorum” dediğini yazdı. Doğrusu bu açıklama, bana ilginç ve çarpıcı bir yorum ve itiraf olarak gelmişti. Her ne kadar istifasını açıklarken, konuyu “Devlet” yerine “İktidar” şeklinde çarpıtmış olsa da Baykal’ın ilk tespitinin haklı olduğuna kuşku yoktur.
Konu hakkında, medyada düzenlenen izlence ve eğlenceleri izlemediğim için iddialı bir söz söylemek istemem ama bu açıklama ile ilgili kulağıma çalınan bir yalanlama, bir soru ve sorgu gelmemesi ilginç.
Deniz Baykal’ın, yeri doldurulamaz, eşsiz ve benzersiz devlet adamı diye günlerdir ortalığı kasıp kavuran CHP’lilerin birden bire Deniz Baykal’a sırt çevirip, Kemal Klıçdaroğlu’nun eteklerine yapışması, Deniz Baykal’ın ilk vurgusunun ne kadar isabetli olduğunu göstermektedir. Bu önemli tespit, Deniz Baykal’ın, devlet adamlığı kimliğinden değil, Devletin adamı olmasından kaynakladığına da kuşku yoktur. Tıpkı yerine getirilecek olan Kemal Kılıçdaroğlu gibi.
Uzun süredir Türk kamuoyuna pazarlanan bu oyunu, sadece bizim gördüğümüz iddiasında bulunacak değiliz. Kimi işine geldiğinden, kimisi korkar susar. Kemal Kılıçdaroğlu’nu bir kez izlemek bile, onun yetersizliğini anlamaya yeter. CHP genel başkan adaylığı için, ona ne tür bir kaset hazırlamışlardır bilmem. Bildiğim CHP genel başkanı yapmadan önce, yeri geldiğinde kullanmak üzere, mutlaka bir film ve fotoğraf alma gereği duyduklarıdır. Kimseyi boş yere şöhret yapmazlar.
Medya eliyle iğdiş edilmiş beyinlerin, yazdıklarımızı anlamasını beklemiyorum, boşuna çabalamasınlar…
Genel çoğunluk, medyada büyük puntolarla verilen her haber ve bilgiyi, kendi doğrusu olarak kabul etmeye, dünden hazırdır. Gizli eller tarafından kendisine servis edilen yolsuzluk dosyalarını bile kağıttan okurken zorlanan bu yeteneğin, Türk halkı için, ne denli doğru tercih olduğunun analizi için birkaç Kemal Sunal filmi izlemek yeter sanırım. Boş yere Kemal Sunal filmlerini tekrar tekrar her televizyon kanalında vermiyorlar. Türk halkı bunları çok beğeniyor ve izliyormuş.
Doğrudur… Şimdi de Kemal Kılıçdaroğlu’nu izler oyalanırlar…
Futbol, magazin, dizi ve yarış programları ile beslenen bir ulusun acı kaderidir bu. Ülke insanı kimleri kutsamıyor ki, Kemal Kılıçdaroğlu’nu kutsamasın. Kırmızı ışıkta duruyor ve bakkaldan peynir alıyor diye Ahmet Necdet Sezer’den, % 70’lik, % 80’lik halk oyu desteği sağlayan medyanın, Kemal Kılıçdaroğlu’nu Türk halkına satmakta zorlanacağını düşünmüyoruz. Mal varlığı açıklamaları, Gandi imajı v.s. Reklam paketinde daha neler vardır neler….
Yahu insan hiç soru sormaz mı kendisine, daha düne kadar Deniz Baykal’ın önünde el kavuşturup, ceket ilikleyen bir adam mı, sola liderlik edecek? Deniz Baykal’ın kadrosu ile mi, Türk halkı ve sol için umutlanacağız? Hangi fikrine, hangi söylemine tanıklık ettik ? Yazık ki ne yazık…
Birinci adamın Önder Sav olacağı anlaşılıyor. Kim bu Önder Sav? Bu gücü nereden alıyor. Düne kadar gerek CHP’lilerin gerekse halkın yüzünü buruşturarak izlediği ve neden CHP genel sekreteri olduğunu anlayamadığımız bir adam, toplumun önüne bir adam koyuyor ve bütün CHP’liler, peşinden ağladıkları eski genel başkanlarını bir anda unutup yeni lidere doğru koşuyor. Önder Sav’ın “hangi gücün” temsilcisi olduğunu bilen biliyordur ama yazık ki ben bilmiyorum. Devlet’i temsil ediyor ama asıl merak “o devlet”in kim olduğu konusudur…
Bugüne kadar, Deniz Baykal’a hiç sempati duymadım. Bütün siyaset anlayışı entrikalarla dolu, yapay, sinsi bir siyasi kimlikti benim için. Devletin gücü ile CHP genel başkanlığını koruyan, kendisine devlet tarafından verilen her türlü görevi eksiksiz yerine getiren Deniz Baykal’a, bu kez üzülmediğimi söyleyemeyeceğim. Kaset olayına üzüldüğümden daha fazla, CHP’liler tarafından böylesine yüzüstü bırakılmasına üzüldüm. Üzüntüm siyasi değil, insani bir üzüntüdür kuşkusuz. Aynı zamanda siyasi kişilere ve kişiliksizliklere duyulan bir tepki…
Deniz Baykal ve Kemal Kılıçdaroğlu arasında bir analiz yapmaya gereksinim duymuyorum. Konu hakkındaki yorumum açık ve net. Devlet, sadece ajanını değiştirdi. Başarılı olur mu, CHP’lilerin yıllardır özlem duyduğu iktidar olanaklarına kavuşturur mu bilmem. Bildiğim CHP’nin bir devlet partisi olduğu ve halk partisi olmayacağıdır. Sayın Ecevit’in bile halk partisi yapmayı başaramadığı CHP’yi, devlet tekelinden kurtarmaya Kemal Kılıçdaroğlu’nun gücü hiç yetmez.
Yine bildiğim bu kirli oyunun aktörleri CHP’liler olsa bile, mağdurunun Türk Halkı olacağıdır. CHP’ne oy veren, Kemal Kılıçdaroğlu ile yeniden umutlanan CHP seçmenini kızdırmayı göze alarak yazdık kuşkusuz. Bizim ki pişmiş aşa su katmak değil, pişirilmiş bir oyunda, yem olmama çabasıdır.
Basit bir oyunu, nezaket gereği bile olsa alkışlayamayacağım. Siyasetin gereği, yorum yapmadan, CHP’li dostlara nezaketen başarı dilemektir, biliyorum ama bu oyuna kurban edilecek olanlar sadece CHP’liler olmayacaktır.
Her birimizin bu oyunda, payımıza düşeni fazlasıyla ödediği anlaşıldığında, bu isyan ve tepkinin, eski bir yazı olmaktan öte bir değer taşımayacağı bilinciyle, biz yine de, güncele notumuzu düşelim istedik.
Saygıyla
Taşkın Eslek
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
YAZARLAR
Seçme Haber
| Demek ki Bunlar Bu İşi Beceremiyor! |
|
| Devamı... |




AKP’liler anayasa ile yatıp anayasa ile kalkıyorlar. “2012, Anayasa yılı olacak” diyorlar. Anayasa değişikliğiyle ilgili en ufak itirazı olanları ise “statükocu” olmakla suçluyorlar. Zaten AKP’liler ne yapıyorlarsa, hep, yüzyılın icadı (!) olan “ileri demokrasi” adına yapıyorlar.
