Sen bana Hacım, ben sana Bacım
Son şans, son fırsat, son çıkış, son kurtuluş, son umut, son çare, son bir hamle… Ülke aydını umut ve aydınlık saçıyor yine. Her an yok olmamız, hiç edilmemiz, kurda kuşa yem olmamız, an meselesi. Cumhuriyetimizin yıkılması, laikliğin elden gitmesi, şeriat gelmesi, kutsal vatan topraklarının yabancılara satılması, güneyden bölünmemiz, doğudan parçalanmamız, batıdan kopmamız, kuzeyden kirlenmemiz, havadan nem, topraktan toz, sudan mikrop kapmamız an meselesi an…
Bu kadar uğraşıdan sonra sakın korkmadığınızı söylemeyiniz. Bu kadar aymazlığa pes doğrusu. Ben uyanır uyanmaz, radyo ve televizyonu açıp, cumhuriyet rejimimiz yıkıldı mı? Laiklik bugün elde mi, yoksa el mi değiştirdi? Vatan toprakları yerli yerinde mi diye mutlak ve mutlak kontrol ediyorum. Çok şükür bugünü de atlattık yarın Allah Kerim dedikten sonra alıyor beni bir düşünce. Evden dışarı çıksam, birkaç gündür evin çevresinde dolaşan şu Yahudi kılıklı adam, bizim evi satın almaya kalkarsa, nice olur halimiz, nereye gideriz diye başlıyorum kaygılanmaya. İşe gitmek için dışarı çıkmak zorundayım ama kaç gündür karşı bakkalın önünde duran esmer yurttaştan bölücülük, üniversiteye gitmek için otobüs durağında bekleyen türbanlı genç kızdan gericilik bulaşacak diye, aklım çıkıyor.
Şeriat gelir, Bülent Ersoy, Hülya Avşar, Aysun Kayacı gibi (sığ kültürümü bağışlayınız, yakında daha geniş bir liste yazarım) yıldızlarımız televizyondan yok olur diye korkuyorum haklı olarak. Bülent’i meraklıları düşünsün, Hülya’yı hadi yaşı geçti neyse diyelim ama Aysun’u görmemeye dayanamam. Hatun hem güzel hem entelektüel. Sosyal güvenlik reformu neyse de, böyle bir hatunu kapatmaya kalkarlarsa, halk isyan çıkarır, benden uyarması.
Biz burada ülke bölünecek, adlarını terör nedeniyle duyduğumuz illere tatile, alışverişe gidemeyeceğiz diye üzülelim, kimileri alkol yasaklanır kolonyalı mendil olmazsa, nasıl temizlenir diye dert ediniyor. Bayanlar haklı bir isyan telaşındalar. Bundan böyle allama pullama, cilalama ve parlatma sektörleri yok olacak. Ama korkmasınlar şeriat gelecek, her erkek 4 avrat alacak ya, nasılsa onlara da sıra gelir. Fakat bu alımsız, makyajsız, suratsız hatunlarla 3 çocuk nasıl yapılacak, orasını bilmem…
Gülün gülün siz, ben ciddiyim. Ben sorunlu, sorumlu, aydın, ilerici, rejimci, koruyucu ve kollayıcı bir yurttaşım. Siz aymazlar yüzünden, bir de sizin yerinize, kaygılanıyoruz fazladan.
Geçen gün televizyonda Tayyip’i gördüm ve anında aklından geçenleri okudum. Meğer bizi AB’ye gireceğiz diye kandırıyormuş. Asıl derdi; bizi Arap Birliğine sokmakmış. Yani o an televizyonda görmesem yüzünü, bütün bunları anlayamayacak ve sizi uyaramayacaktım. Neyse ki uyanık yurttaş ben, 24 saat nöbet başında, niyet okumaya çalışıyorum.
Bu kadarla kalsa iyi. Yine televizyonda Abdullah Gül’le, Yaşar paşayı fısıldaşırken gördüm. Kaçar mı bizden, hemen dudaklarını okudum elbet. Abdullah Gül, Yaşar Paşa’ya, bir anayasa değişikliği yaparak, cumhurbaşkanını başkomutan değil, baş imam olarak değiştirsek ne dersiniz diye soruyordu. Paşa ise, biz sizin için Irak’a birkaç kez girer çıkarız, sizde o sırada bu işi halledersiniz türünden bir şeyler söyledi.
Ben sorumlu yurttaş, niyet bakar, fal açar, dudak okur, koku alırım. Şimdi sıkı durun; Size kokusunu aldığım, çok önemli ve gizli bir taslaktan söz edeceğim. Fakat sizde söz verin, bu kötü kokuyu, benden izinsiz yazılı veya sözlü kimseye yaymayacaksınız. Aksi takdirde hakkınızda, Yargıtay başsavcılığınca kapatma davası açtıracağımdan kuşkunuz olmasın. Ahmet Necdet’in atadığı üyeler, nerenizi ve kaçınızı kapatır onu bilmem.
Bilgi kaynağımı açıklayamam. Zaten bende bilmiyorum. Ele ve size geçirdiğimiz bu taslağa göre, Tayyip ve şurası, bizi geri geri götürmek için gizli bir hazırlık içindelermiş. Fakat henüz kaç yılına dönmek istediklerine bir türlü karar veremediklerinden, her Cuma namazı sonrası toplanmaya devam ediyorlarmış. Niyetleri 600’lü yıllara kadar geri gitmek ama kendilerine gerici yaftası yapıştırılmasından korktuklarından, 1800-1900 arası bir yere karar verecekleri anlaşılıyor.
Her şey tamamda, Tayyip’i gericilikle suçlayanların, adama illa da “geri adım at” demelerini bir türlü anlayamıyorum. Şimdilik sorumlu yurttaş aşamasındayım. Bilinçli yurttaş aşamasına geçince bunu da kavramayı umuyorum. Aslında haklılar galiba. Adamın ilerisi gerisi belli olmuyor ki… Kafasının tası atıp, nereye düşerse, bir öfke bir zanaatla oraya doğru gidiyor. Artık bahtınıza, hangi yön çıkarsa…
Bu taslakta neler yok ki. Türkiye’yi Arabistan’a benzetmek için, yüz milyonlarca çöl kumu sipariş edildiğini ve bu ithalat izninin sadece, maliye bakanının oğlu ile Tayyip’in oğlunun ortak kurdukları şirkete verildiğini biliyor muydunuz. Türkiye çölleşecek, çölleşecek... Söyleyin Hayrettin Karaca ve TEMA Vakfına boşuna uğraşmasınlar.
Gelelim taslağın en önemli ve gizli belgesine. AKP’li belediyeler sürekli alt yapı yenileme ayağı ile yer altını kazıp duruyorlar. Siz yandaşlarını zengin etmek için filan zannediyorsunuz değil mi? Azıcık uyanık olsun be kardeşlerim. Adamlar AKP kapatılırsa, yer altına inecekler, şimdiden hazırlık yapıyorlar. Yer altına inecek dediysek yanlış anlaşılmasın. Şiddet ve terör hazırlığı içinde olduklarını söylemedik. Yer altında, haremlik, selamlık, bizim göz zevkimizi bozmayacak bir yaşama hazırlanıyorlar sadece…
Bırak bacım sende; ne ekmeği, ne işi yav. Biz burada nelerden söz ediyoruz, senin derdin keyfinde. Yok istersen birde sağlık, eğitim gibi sorunlarla uğraştır bizi. Biz ciddi işlerle uğraşıyoruz burada. Azıcık dişini sık. Şu türban yasasını püskürtüp, AKP’yi kapatıp, yeni bir seçim, yeni bir hükümet kuralım, sonra bakarız seninde derdine. Ne kızıyorsun bacım dedim diye. Sen böyle iş, güç ekmek filan uğraşır, laikliği önemsemezsen, bundan sonra sen bana hacım, ben sana bacım…
Aman be abiciğim. Ne sosyal güvenliği, ne demek iş yasası falan filan. Sizde iyiden iyiye koyuverdiniz. Biz burada vatan, rejim, canım cicim elden gidiyor diyoruz, sen neler diyorsun. Sıkıldıysanız, çıkın azıcık sokağa bir iki bağırın, birkaç polis copu, biber gazı yiyin geçer gider. Hepsi bu işte...
Buradan sesleniyorum.
Ey bölücü ve gericiler; Sakın bizi uyuyor sanmayın. Gördüğünüz gibi 24 saat nöbet tutup, yazı yazıyor, internette dolaştırıyoruz. Yazı siber alemde dönüp dolaşıp, tekrar bize ulaşınca, sizin oyunlarınızı geri püskürtmüş oluyoruz. Eğer bu da yetmezse kanımızı veririz. Benim ki A grubu pozitif. Belki ihtiyaç vardır diye yazıyorum. Canımı da veririm ama o kadar canımı sıktınız ki, sıkışıp kalmış, çıkmıyor bedenden.
Sen türbanlı genç kız; Öyle eğitim hakkı, üniversiteye gideceğim ayaklarıyla bizi kandıramazsın. Biz biliyoruz senin o kafanın üstüne sardığın türbanın altında ne hinlikler sakladığını. Amacınız üniversiteye giden diğer modern bacılarımızı kapatmak. Her biri çantasında türbanını hazırlamış sizi bekliyor malum. Bu kadarla kalsa neyse. Sonra kamu da iş, güç filan yani. Örneğin biz maliyede kuyrukta sıra beklerken, bankonun arkasından türbanlı bacı, arka sırada bekleyen türbanlı ve sakallılara, (İslam’da yeri yok ama) bir kaş, göz, el işareti ile, hooop en ön sıra. Bizde öyle aval aval bekleyip duracağız ki; sıra bize gelsin. Neyse ki bugünleri öngörmüş birisi olarak, yıllardır boşuna sakal biriktirmiyoruz.
Ölmek üzere ambulansla hastaneye getirilsek, sen günah diye arkanı döner, gidersin. Bir yerde okumuştum; (duymuş yada uydurmuşta olabilirim) Türbanlı doktorun birisi, erkek hastaya, günah diye bakmamış. Biz televizyonda dizilerden, filmlerden izliyoruz. Erkek yada kadın bir hasta, hastanenin kapısından içeri girdi mi, bir koşuşturma başlıyor. Hastanenin bütün doktorları seferber oluyor. Başlıyorlar hastayı çekiştirmeye, bek bakacağım, olmaz sen kenara çekil, ilk ben gördüm, önce ben bakacağım diye. Malum doktorlar günlerce aylarca hasta yüzü görmediklerinden öncelik almaya çabalıyorlar çaresiz. Bu güzelim düzeni, öyle senin uğruna filan bozacağımızı, hiç aklından bile geçirme…
Yolumuz mahkemeye, işimiz sana düşse, (malum memlekette erkek avukat yok) yandığımızın resmidir. Erkeklerle konuşmak günah der, derdimizi, mahkeme salonunda pankartla anlatırsın diyeceğim ama malum propagandaya girer, yaptırmazlar. Hakim olsan, dinimizi, mezhebimizi sorar, şer-i hukuka göre en ağırından falaka... Sen, bizi o kadar saf mı belledin…
Kolay olmadı ama sonunda bende sorumlu ve uyumlu bir yurttaş olmayı becerdim. Azıcık sorunlu da olsa, sorumsuz ve şuursuz olmaktan iyidir..
Sulandırdığımı bende biliyorum ama ne yapalım; bu kadar palavra kuru kuruya da yenmez ki yani…
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
YAZARLAR
Seçme Haber
| Başbakan ve Bakanların Harcırah Giderleri |
|
| Devamı... |




Size ve bakanlarınıza ödenen harcırah miktarlarıyla ilgili, 28 Nisan 2010 tarihli yazılı soru önergeme, aradan yaklaşık üç ay geçmesine karşın hâlâ yanıt verilmemiştir. O nedenle önergemi, ilâve 