1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

“Özel Yetki İle Ne İleri, Ne Liberal” Ne de “Muhafazakar” Demokrat Olunur

Süleyman Yağız - 19 Şubat 2012

“ÖZEL YETKİ” İLE; NE “İLERİ”, NE “LİBERAL”, NE DE “MUHAFAZAKÂR” DEMOKRAT OLUNUR!

SÜLEYMAN YAĞIZ

Anayasa’nın 148. Maddesi’nde yapılan ve 12 Eylül 2010’daki halk oylamasında alınan yüzde 58 evet oyuyla -değişiklik yapılan diğer maddelerle birlikte- yürürlüğe giren “ek fıkra” ile, “Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı’nın da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan’da yargılanmaları” kararlaştırıldı.

Eskiden Yüce Divan’da yargılanmak bir sanık için ürkütücü gelirdi. Kamuoyu da Yüce Divan’da yargılanmasına karar verilen kişiye kuşkuyla, dahası “kuvvetle muhtemel suçlu” gözüyle bakardı. O yüzden Yüce Divan, yargılanmaktan kaçınılan bir yerdi. O kadar ki, Yüce Divan’a gönderilmek, sonunda yüzde yüz aklanacağını bilen bir sanık için dahi âdeta yıkım sayılırdı.

Fakat AKP döneminde kurulan Özel Yetkili Mahkemeler’in her önüne geleni tutuklaması ve bu kişileri uzun süre hapishanelerde tutarak -daha suçları kesinleşmeden- cezalarını peşin peşin vermesi, sadece DGM’leri değil, Yüce Divan’ı da aratır hâle getirdi.

O nedenle eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ da bizzat AKP tarafından yapılan Anayasa değişikliği uyarınca Yüce Divan’da yargılanmak için başvurdu. Ancak, talebi reddedildi.

Bazıları, “görevleriyle ilgili suçlar” ifadesini, Türkçe’yi inkâr edercesine yanlış yorumluyorlar. Örneğin, “Efendim, darbe yapmak bir genelkurmay başkanının görevi değil… O nedenle Yüce Divan’da yargılanamaz” diyorlar.

Evet, darbe yapmak bir genelkurmay başkanın görevi değil ama, eğer bir genelkurmay başkanı darbe yapmışsa, bunu görevindeki gücünü kullanarak yapmıştır; “görevleriyle ilgili suçlar” ifadesiyle amaçlanan da zaten budur.

YOLSUZLUK YAPMAK BAKAN’IN GÖREVİ MİDİR?

Yüce Divan’da bir “bakan”ın “yolsuzluk”tan yargılandığını düşünelim... Ki, yargılanan olmuştur… Oysa “yolsuzluk yapmak” bir “bakan”ının görevi değildir. E peki, X ya da Y “bakan”, neden yolsuzluk yaptığı iddiasıyla Yüce Divan’da yargılanmıştır? Çünkü o “bakan”, görevindeki gücünü kullanarak yolsuzluk yapmıştır da ondan yargılanmıştır.

Eğer iddia edildiği gibi, “Başbuğ da darbeye teşebbüs etmişse bunu Genelkurmay Başkanı olarak görevinden kaynaklanan gücünü kullanarak yapmıştır”, diye kabul edilmesi gerekirdi. Ama Başbuğ hakkında hazırlanan iddianame kabul edilirken buna itibar edilmediğini gördük. Zira iddianamede, “Darbeye teşebbüs etme ile silahlı örgüt yönetme Genelkurmay Başkanı’nın görevi olmadığından bu suçları işleyen şüphelinin eylemleri ‘göreviyle ilgili’ suç oluşturmamaktadır” deniliyor.

İddianameyi oybirliğiyle kabul eden İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, mevcut kanunlara göre Başbuğ’a yöneltilen “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasına engellemeye teşebbüs etme, bu amaçla silahlı terör örgütü kurma veya yönetme” suçlarının “terör suçu” olarak kabul edildiğini belirtti. (Zaten bu tür uygulamalar yüzünden Türkiye’de neredeyse hemen herkes terörist sayılıyor.)

PEKİ, ÖZEL MAHKEMELER NE ZAMAN GETİRİLDİ?

Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) kaldırılıp yerine özel yetkili mahkemeler kurulurken kimse üzerinde gereği kadar durmamış… 27 Eylül 2010 tarihli yazımda da vurguladığım gibi, kimse, özel yetkili mahkemelerdeki uygulamaların, DGM’lerdekilerden daha ağır olacağını düşünememiş… DGM’lerin kaldırılmasına, AB ve sivilleşme adına hemen herkes destek vermiş…

Anayasa’nın, DGM’leri içeren 143. Maddesi, Meclis’te 7 Mayıs 2004 tarihinde kaldırılmış… İlgili Anayasa değişikliği, 21 Mayıs 2004 tarihinde Cumhurbaşkanınca kabul edilmiş ve 22 Mayıs 2004’te Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş… Değişikliğin gerekçesinde aynen şöyle denilmiş:

“DGM’lerin yetki, sorumluluk ve işleyişinin Avrupa ölçülerine uygun hâle getirilmesi 2003 tarihli Katılım Ortaklığı Belgesi ve 2003 İlerleme Raporu’nda beklenti olarak yer aldığından, bu mahkemelerin kuruluşuna ilişkin 143. Madde hükmünün yürürlükten kaldırılması öngörülmektedir.”

Yâni… Yâni, değişiklik AB’nin beklentisini karşılamak için yapılmış… Anayasa değişikliğiyle ilgili uyum yasası da Meclis’te 16 Haziran 2004 tarihinde, yine sivilleşme adına ve AB ile ilişkilerin bir gereği olarak çıkarılmış; 29 Haziran 2004 tarihinde Cumhurbaşkanı tarafından kabul edilmiş ve 30 Haziran 2004 tarihinde de Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş…

CEMİL ÇİÇEK: İNŞALLAH İHTİYAÇ OLMAZ

Uyum yasasının kabul edildiği, yâni DGM’lerin yerine özel yetkili mahkemelerin kurulma kararının verildiği gün, dönemin Adalet Bakanı Cemil Çiçek, “Peşin hükümlerle, ‘Canım, bir şey değişmedi, ceket değişti, şapka değişti, eski usule devam’ tarzında, Türkiye'yi dışarıda yanlış tanıtan bir kısım yazılar yazılıyor, sözler söyleniyor” demiş, sonra da güvence vermiş:

“Şundan müsterih olunuz ki, hukuk devleti ilkelerine uygun, âdil yargılama ilkelerine uygun, İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uygun ve Avrupa'da da benzerleri olan bir hukukî düzenleme yapılmıştır. İnşallah bu mahkemelere ihtiyaç olmaz; bunu hep temenni ediyorum.”

Aynı gün, bir muhalefet milletvekili de, “Keşke, bu düzenlemeleri Türkiye çok daha önce yapabilseydi; keşke, sadece Avrupa Birliği istedi diye değil, Türkiye'de Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ne karşı ortaya çıkan tepkiden sonra, bu noktada yeterli ve gerekli düzenlemeleri yapabilseydik” demiş ve konuşmasını şöyle sürdürmüş:

“Ama ne olursa olsun, geldiğimiz nokta, insan hakları açısından, demokrasi açısından, âdil yargılama açısından önemli bir noktadır. Bunun şerefi de bu parlamentoya ait olmuştur. Emeği geçen herkesi kutluyorum.”

KISMEN-MISMEN DEĞİL, TÜMDEN KALDIRILMALIDIR!!!

Evet, dönemin Adalet Bakanı ve muhalefet milletvekili böyle demişler… Fakat geçen süre onları değil, özel yetkili mahkemelerle ilgili olarak çekincelerini ortaya koyanları haklı çıkarmıştır.

Zira artık hemen herkes biliyor ki, özel yetkili mahkemelerin verdiği tutuklama kararları, sadece DGM’leri değil, Yüce Divan’ı da aratır hâle getirmiştir.

O nedenle bu mahkemeler en kısa sürede kaldırılmalıdır!!!

Kısmen-mısmen değil, tümden kaldırılmalıdır!!!

Tarafsızlığı konusunda herkesin hemfikir olduğu eski Yargıtay Başkanı Sami Selçuk da Radikal’de yayımlanan Başbakan’a mektubunda şu çağrıda bulunuyor:

“Biz DGM’leri Fransa’dan aldık. Canı çok yanan Fransa 1981’de bunu kaldırdı. Biz ise özel yetkili mahkemeler diye adını değiştirerek dünyayı aldatmaya kalktık.

Görevlilerine aşırı yetkiler verdik. Onulmaz sıkıntılar yaşıyoruz. Lütfen bu mahkemeleri de bu gece kaldırın. Türkiye de rahatlasın, siz de.” (16 Şubat 2012)

STAR: “YARGI VESAYETİ MECLİS’TEN DÖNDÜ”

Başbakan’ın çağrılara yanıt vereceğini hiç zannetmiyorum…

Ama süreci yaşayanlar olarak uyarı görevimizi yapmak zorundayız!

Bir kez daha yineliyorum: Özel yetkili mahkemeler ivedilikle kaldırılmalıdır.

Çünkü bakınız, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın, “şüpheli” olarak ifadeye çağrılması nedeniyle bu sistemin ne kadar hukuk dışı olduğu bir kez daha ortaya çıktı.

Hükümet yanlısı Star Gazetesi bile, özel yetkili savcının, MİT’e çağrısını “yargı vesayeti” olarak algıladı… O yüzden de Fidan’ı koruma yasasının kabul edilmesinden sonra, “Yargı vesayeti Meclis’ten döndü” (17 Şubat 2012) diye manşet attı.

Biliyoruz ki, işin ucu, Başbakan’ın özel önem verdiği Hakan Fidan’a dokunmasaydı, Fidan’ı koruyacak “kişiye özel” bir yasaya ihtiyaç olmayacaktı; Star Gazetesi de böyle bir manşeti atmayacaktı…

SABAH İLE STAR’IN YANDAŞLIK YARIŞI

Dahasını söyleyeyim: Star’la yandaşlık yarışına giren Sabah Gazetesi, daha ileri bir manşete imza attı. “Demokrasinin zafer gecesi” manşetini atan Sabah, alt başlığında, “(Seçilmişler)i vesayet altına almak isteyen (Atanmışlar)ın oyunu, Meclis’te sabaha karşı geçen MİT Yasası değişikliğiyle bozuldu” ifadesine yer verdi. (18 Şubat 2012)

“Seçilmişler” kim? Siyasîler… “Atanmışlar” kim? (Bu haberde) savcılar…
İşin enteresan tarafı, Sabah, aynı haberinin fotoğrafı içinde ise Başbakan Erdoğan’ın, Medenî Kanun’un kabul edilişinin yıldönümü nedeniyle yaptığı yazılı açıklamasında yer alan, “Hukuka güvendikçe demokrasi güçlenecek” ifadesini de ayrı bir başlık olarak kullanmış…

E peki, bu ne oluyor?

Hukukun yasalarını “seçilmişler”, yâni Meclis’teki “siyasîler” çıkarıyor ama “hukuk”un uygulamasını ise “atanmışlar”, yâni “savcılar” ve “hâkimler” yürütüyor…

Sabah Gazetesi o kadar uçmak ihtiyacını duymuş ki, yapılan işi haklı göstermek, yâni Başbakan’ın özel korumasındaki Fidan’ı ifadeye çağıran savcıyı, bu girişimi nedeniyle “seçilmişleri vesayet altına almak”la suçlarken, bu haberinin altında Başbakan’ın “hukuka güveni” işaret eden sözünü de vererek çelişkiye düşmeyi göz almakta da herhangi bir beis görmemiş… Ya da farkına varmamış…

Yandaşlık yarışı bu ya… Star da iki gün sonra, bu kez, HSYK 1. Daire Başkanı İbrahim Okur’un ağzından, “Savcı ‘Özel Yetki’yi keyfi kullanamaz” ifadesini manşetine taşımış…

(19 Şubat 2012)

Ardından, yine İbrahim Okur’un ağzından eklemiş:

“CMK’nın 250’nci Maddesi savcılara çok geniş yetkiler veriyor. Bu yetkilerin kullanılmasında keyfi sayılabilecek davranışlardan sakınılması, kuşku duyulmasına neden olacak yaklaşımlardan kaçınılması gerekmektedir.”

Doğru… Doğru ama… Biz de aynı şeyi söylüyoruz zaten yıllardır… Fakat, yandaşlar ancak kendilerine ya da yakınlarına dokunulduğu zaman bunu anlıyorlar…

Biz ise kime dokunursa dokunsun itiraz ediyoruz…

Bununla da kalmıyor, “özel yetki”nin bütünüyle kaldırılmasını istiyoruz.

PAŞALAR PAŞA PAŞA İÇERİ ATILIRKEN…

Oysa “askerî vesayet”çi oldukları ileri sürülen paşalar “paşa paşa” içeri atılırken yandaş ya da iktidar ortaklarından (AKP, bir koalisyondur; onun için böyle diyorum) böyle bir duyarlılık gösteren olmadı; onlardan hiçbirinin gıkı çıkmadı…

O kadar ki, Başbakan’ın görevi sırasında “paslaştığı”nı söylediği Başbuğ hapsedilirken bile, kimse “yargı vesayeti”nden söz etmedi… (Kaldı ki, askerin “kozmik odası”na dahi Başbuğ döneminde girilmişti…)

***

Sözün özü: Hakan Fidan’ın, Başbakan’dan izin alınmadan “şüpheli” olarak ifadeye çağrılması bana göre MİT Yasası’na aykırıdır. Buna karşılık Fidan’ı daha güvenceli korumak için çıkarılan yeni yasa da Anayasa’ya (Madde 138) aykırıdır.

Bu olay, “özel yetkili yargılama sistemi”nin her an bir bumerang olabileceğini, geri tepebileceğini ortaya koymuştur!

Bu sistemle ne “ileri”, ne “liberal”, ne de “muhafazakâr demokrat” olunur!

 

 

Seçme Haber

Altmışların Ana-Babalarına Ağıt

*Ve “unumu eledim, eleğimi astım” diyerek köşesine çekilen günümüzün ana-babalarına;  “İş düştü başa…Haydi çıkın sokaklara…Aldırmazsanız bugün yaşananlara; biliniz ki yarın çocuklarınız tarafından yargılanma 

Devamı...