Tayyip Bey’in Başı Tranvayla dertte
TAYYİP BEY’İN BAŞI TRAMVAYLA DERTTE!- BİR İNİP, BİR BİNİYOR!
SÜLEYMAN YAĞIZ
www.suleymanyagiz.net
Ne demişti Tayyip Bey?
- “Demokrasi tramvay gibidir. Hedefine varana kadar binersin, sonra inersin.”
Evet böyle demişti, yıllar önce…
E peki, hedefine vardı mı?
Hayır!.. Hızlandırılmış tren hızıyla gidiyor olmasına karşın daha tam varamadı…
Zaten kendisi de bunu çok biliyor… Onun için de kaza yapmaktan çekiniyor…
Fakat bir ara vardığını sanarak (ya da yoklama çekmek için), “Dindar nesil yetiştireceğiz!” deyiverdi…
Deyiverdi ama sonra, sözünü hemen tavzif etme gereksinmesini de duydu…
Ne yâni dedi; “Hem dindar, hem çağdaş olunamaz mı?..”
Ardından da kendisini eleştirenlere karşı köpürdükçe köpürdü!.. Zaten köpürmeden edemiyor!
Zira Tayyip Bey, hem “kavganın tarafı olmayacağız” derken, hem de aynı zamanda aynı gün aynı saatlerde ve aynı saniyelerde kavgayı bizzat çıkarabiliyor!..
Bu da ona özgü bir şey…
Neyse…
***
Bana göre de “hem dindar, hem çağdaş” olunabilir…
Üstelik “hem solcu, hem dindar” da olunabilir…
Bunu biz, DSP olarak günceleşen parti programımıza da yazmıştık…
Demiştik ki:
“İNANÇLARA SAYGILI LAİKLİK, DSP'nin ‘ULUSAL SOL’, ‘ULUSAL BİRLİK’ ve ‘TAM DEMOKRASİ’ gibi çok önem verdiği temel ilkelerinden biridir.
Laiklik, aslında inançlara saygıyı da öngörmektedir. Ancak inançlara saygı göstermeyenler de olduğu için DSP, ‘inançlara saygılı laiklik’ ifadesini özellikle kullanmaktadır.
DSP, bu ilkesiyle dindarların da solcu olabileceğini; aynı şekilde solcuların da dindar olabileceğini; ayrıca dindarlığın, laik olmanın önünde bir engel oluşturmadığını vurgulamak istemiştir. (…)
DSP, bu konuda ulusal duyarlılıklar kadar dinsel duyarlılıklara da önem veren Atatürk’ün yolunu izlemektedir. O nedenledir ki, Ulusalcı Demokratik Sol, Atatürk’ün yoludur.
DSP, inançlara saygılı laiklik ilkesinin gereği olarak insanlarımızın hangi din, mezhep ve meşrepten olurlarsa olsunlar hepsine içtenlikle saygılıdır. Ancak, inançların siyasete karıştırılmasına, âlet edilmesine de bir o kadar karşıdır.” (*)
***
Evet, biz de dindarlığa vurgu yapmıştık ama…
Bunu, solculukla dindarlığı bağdaştıramayanlara karşı yapmıştık…
Sonra, “olacak” dememiştik; “olabilir” demiştik…
Başbakan’ın yaptığı ise, -hayır dese de- aslında, bir “dayatma”dan ibarettir…
Zira, buyurgan bir güç olarak, “Dindar nesil yetiştireCEĞİZ” diyor...
Oysa “dindar nesil yetiştirmek”, insanın inancına karışmak, bir başbakanın işi değil…
TAYYİP BEY’İN ÇOK SEVDİĞİ MADDE İLE
ALEVİLER’E SÜNNİLİK DAYATILIYOR
Tayyip Bey, bir de ne diyor, biliyor musunuz?
“Bu” diyor, “Anayasa’nın emridir.”
“(Anayasa’nın) 24. Maddesi, din kültürü ve ahlâk dersi aynı şekilde bize yüklenen bir görev ve ‘Bunu devlet öğretir, eğitimini ve öğretimini yapar’ diyor. Öğretim başka bir şeydir ama eğitim başka bir şeydir. 24. Madde’yi biz yapmadık, bunu geldiğimizde bulduk. Anayasamızda bu var.”
Evet, böyle diyor… Yâni… “Yâni”si şu ki:
Darbeci Kenan Evren’in yaptırdığı 12 Eylül Anayasası’na sığınıyor!
Niye sığınıyor biliyor musunuz?
O madde, ilk ve ortaöğretim kurumlarında din derslerini zorunlu kılıyor da ondan…
Aleviler’in en çok karşı çıktıkları ve kaldırılmasını istedikleri madde de bu…
Fakat Tayyip Bey, işine geldiği için bu maddeyi çok seviyor!
Oysa bu madde ile Alevi ailelerin çocuklarına Sünnilik dayatılıyor.
(Böyle bir madde varken Alevi açılımı mı olur?
Nitekim olmadığı, olamayacağı da bir kez daha ortaya çıktı.)
***
Tayyip Bey’in bir de “tinerci” meselesi var ki, evlere şenlik!
Başbakan’a göre, bir genç “dindar” olmazsa “tinerci” olacak!..
Ama tinerin “üreticisi” mi olacak, “çekicisi” mi?.. Ona açıklık getirmiyor!
Tayyip Bey’in “ateist” takıntısı da var... Kendisini eleştiren Kılıçdaroğlu’na diyor ki:
“Ateist bir nesil yetiştirmemizi mi bekliyorsun?”
Kimse kendisinden böyle bir şey beklemiyor ama, -Tayyip Bey bu-, uysa da uymasa da soruyor…
Sanki “ateist” olan biri, en az bir dindar kadar namuslu, onurlu ve (tüm) inançlara, dindarlara saygılı bir yurtsever olamazmış gibi!
***
12 Ağustos 2009’da yazmıştım:
“Bakalım, Tayyip Bey hedefine ne zaman varacak ve tramvaydan ne zaman inecek?” diye…
Birkaç gün önce zamanının geldiğini sanarak, “Dindar nesil yetiştireceğiz” deyip tramvaydan indi ama…
Sonra erken indiğini anlayınca tramvaya tekrar bindi…
Dedim ya, Tayyip Bey’in başı tramvayla dertte!
Bir inip, bir biniyor!..
“DİNDAR GENÇLİĞİ HANGİ TARİKAT YETİŞTİRECEK?”
“Dindar gençlik” konusunda en doğru soruyu Yeniçağ Gazetesi Yazarı Arslan Bulut yöneltti. Bulut, 3 Şubat 2012 tarihli yazısında, “Tayyip Erdoğan, sık sık milletin değerlerini esas alarak politika yaptıklarını söylüyor. Milletin değerleri dediği ‘din’dir. ‘Din üzerinde politika yapıyoruz’ diyemez elbette. Fakat milletin değerlerinden kastının din olduğunu bilmeyen yok. Oysa din üzerinden politika yapmak, Anayasal bir suçtur. Anayasa’nın başlangıç ilkelerine göre kutsal din duyguları, devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamaz” dedikten sonra şunu sordu:
“(Dindar nesil yetiştireceğiz) diyorsunuz? Hangi mezhep, hangi tarikat, hangi cemaatin din eğitimini vereceksiniz peki? AKP, bir tarikatlar koalisyonu sonucu kurulmuştur ama eğitimi hangisine devredeceksiniz? Diyanet ne olacak?
İslâm dünyasında da ekoller var. Mısır ekolü, Suudi Arabistan ekolü, Pakistan ekolü ve Afganistan, yâni Taliban ekolü… Bunlar da ‘dindar nesil’ yetiştiriyor değil mi? Sizin bunlardan ne farkınız olacak?”
Evet, Arslan Bulut’un sorusu bu… Ben de yineliyorum:
- Dindar gençliği hangi tarikat yetiştirecek?
“(EY MUHAMMED!) SEN SADECE BİLDİRENSİN”
Peki, “dindar nesil” yetiştirmek İslâm’a uygun mudur? Konuya bir de bu açıdan bakalım…
Haberakis’te 11 Nisan 2008 günü yayımlanan yazımda da vurguladığım gibi, İslâmiyet en özgürlükçü, en demokratik dindir. İslâmiyet, en temel mesele olan inanıp inanmama konusunda bile insanı özgür bırakan bir dindir. Bu vesileyle ilgili ayetleri anımsatmak istiyorum:
“(Ey Muhammed!) Sen sadece bildirensin. Herkesi inandırmak söz konusu olsaydı bunu biz yapardık. Öyle iken sen onları inanmaya mı zorlayacaksın? Biz seni onlara bekçi (gözcü) göndermedik. Sana düşen sadece duyurmaktır. Sen öğüt ver. Esasen sen sadece öğüt vericisin. Sen onlara zor kullanacak değilsin. Dinde zorlama yoktur. Doğru olan eğri olandan ayrışıp belirmiştir.” Cüz Suresi (48., 99. ve 256. Ayetler), Gâşiye Suresi (21. ve 22. Ayetler)
Şimdi eğer, -dindar olsun olmasın- siyasetçilerin söylemlerini değil de Kuran’ı rehber alacaksak -ki konu din olduğuna göre Kuran’ı rehber alacağız- o zaman, başbakan da olsa birilerinin ortaya çıkıp da “dindar nesil yetiştireceğiz” demesi dinî değildir, Kuranî değildir.
Ama Tayyip Bey, üstüne vazife edinmişse o zaman ne diyeceğiz?
Onu da Allah’a havale edeceğiz!
HANİ, “DEVLET DİNE KARIŞMASIN”DI?..
Siyasal İslâmcılar, iktidar oluncaya kadar, “Devlet dine karışmasın” diyorlardı…
E peki, şimdi ne oldu?
Sadece “hükümet”e değil, bütün kurumlarını elde ettikleri “devlet”e de hâkim olan Siyasal (Ilımlı) İslâmcılar’ın dine bizzat karışmalarına ne demeli?
Dün dündü, bugünse bugün mü, yoksa?
------
(*) Bir yazarımız, parti programımızdaki “dindarlar da solcu olabilir” gibi ifadeleri okuyunca, “Bundan bana birkaç yazı konusu çıkar” demişti ama, tek satır bile yazmamıştı…
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
YAZARLAR
Seçme Haber
| Çık, Çıkabilirsen İşin İçinden… |
|
| Devamı... |


60’lı yılların ortalarında (ki 27 Mayıs 1960 sonrasında askerin, yönetime karışmasıyla gerçi ne değişti ?... MENDERES gitti DEMİREL geldi, 12Eylül 1980 sonrasında da DEMİREL’in gidip, ÖZAL’ın gelmesi gibi…Ne fırıldaklar dönmekte sürekli Asker-Hükümet işleri ve ABD arasında ?...
