1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

Fransızların Anadolu’dan Çekilişi

Galip Baysan - 01 Şubat 2012

FRANSIZLARIN ANADOLUDAN ÇEKİLİŞİ VE BELGE SAHTEKÂRLIĞI

Fransızların günümüzde Ermeni davasına bu kadar büyük destek vermelerinin nedenini daha gerçekçi bir değerlendirmeye tabi tutarak anlayabilmek için Fransız- Ermeni ilişkilerinin geçmişini çok iyi bilmek mecburiyetindeyiz. İşte bu nedenle bu günkü yazımızı Fransızların Anadolu’dan ayrılışları ve bu olayın sonucunda Ermenilerin vaat edilen Ermenistan’ın kurulması konusunda gösterdikleri çabaları ele almak istiyoruz.

1921 yılında Sakarya muharebesi sonrasında Fransızlar ulusal menfaatleri gereği Güney Anadolu’yu terk etmeğe karar verdiler. Türk savunması ve savaş propagandası için yayılmış sahte haberler dışındaki gerçekler Fransızları etkilemişti. Franklin Boullion adındaki Fransız temsilcisi; 9 Haziran 1921 günü Ankara’ya geldi. Görüşmeler devam ederken, Yunan saldırısı başlayınca kesildi ve Sakarya’dan sonra devam eden görüşmeler 20 Ekim 1921 günü Türk –Fransız Anlaşmasının imzası ile sonuçlandı. Musuldan sonra Misak-ı Milliden ikinci taviz Hatay’ın Suriye sınırı içinde bırakılması ile verildi. Ancak Fransızlar Hatay için özel bir statü’yü kabul etmişlerdi. (1) Ayni anlaşma ve Adana, Çukurova bölgesinin Türklere geri verileceği haberi üzerine, daha önce bölgeyi Ermenistan’a dâhil ettirebilmek umudu ile yoğun bir şekilde göç etmiş olan Ermeniler, adeta panik halinde bölgeyi terk etmeğe başladılar. (2)

Bu kaçışta Türklerin değil, ancak Fransız Başbakanı Aristide Briand’ın Ermeni liderleri Gabriel Noradunkyan ve Avetis Aharonian’a söylediği gibi yine “Komiteciler”in rolü vardı. Türk ve Fransızların verdikleri bütün sözlere ve sözlerini tuttuklarının bilinmesine rağmen Ermeniler kütle halinde limanlardaki İngiliz ve Fransız gemileri ile uzaklaşıyorlar, bir kısmı da karadan Suriye, Filistin ve Lübnan’a kaçıyorlardı. Bu zorlamayı yapan milliyetçilerin amacı: hayatlarının tehlikede olduğunu dünyaya göstermek, böylece Fransızları utandırmak, İngiltere ve Amerika’nın bölgeye birlik göndermesini sağlamak ve onların yardımı ile en azından Kilikya’da kendilerine bir Ermenistan yaratmaktı. (3)

Amaç bu olmakla birlikte Ermeni kaçışının temel nedenlerinden birincisi, Ermenilerin çoğunlukla İngiliz ve Fransız işgal kuvvetleri ile birlikte çalışmaları ve bu ülkelerin desteğinden yararlanarak Türklere karşı çok şımarık, çok zalim davranışlarda bulunmalarıdır. Geçen son üç yıllık süre içinde 900 yüzyıla yakın gölgelerinde huzur ve refah içinde yaşadıkları Türk toplumuna öyle ihanetlerde bulunmuşlardı ki, yeniden onlarla birlikte yaşama cesaretini kendilerinde bulamıyorlardı. Bu bir “korku” paniği değil, bir “utanç” paniğiydi.

Bu toplu göç olayları sırasında günümüz Fransa’sında yaşayan Ermenilerin ataları olan175.000’den fazla Ermeni, 1923 yılı sonuna kadar bölgeden ayrıldı. Ocak 1922’nin son günlerinde, bölgenin Fransız Komutanı General Gauroud Sorbon’da yapılan bir özel konuşmada “Kilikya’nın tahliyesinin büyük bir düzen içinde yapıldığını, hiç bir şiddet olayı olmadığını, bir tek ölü ve hatta yaralıya rastlanmadığını” beyan etti. (4)

Bu günlerde İstanbul’daki işgal güçlerinin en büyük sıkıntısı, yıllarca bütün dünyayı ayağa kaldırdıkları “Ermeni Soykırım”nı ispat edecek bir tek belgenin dahi (gizli –açık bütün devlet arşivleri ellerinde olmasına rağmen) bulunamamasıydı. İstanbul’daki Amerikan Büyük Elçisi Morgenthau başta olmak üzere Alman rahip Frew’in, İngiliz Bryce ve Toynbee’nin diğer Fransız, Avusturyalı, İtalyan ve Amerikalı yazarların, Ermeni propaganda makineleri mesnetli 500.000, 1.000.000, 1,5 milyon Ermeni öldürüldüğü iddiaları, Kiliselerin konsoloslukların, kolejlerdeki hocaların bütün dünyayı ayağa kaldıran “bir milleti kasıtlı olarak yok etmek için, önceden plânlanmış bilinçli bir soykırım yapılıyor raporları” havada kalıyordu. Hangi ulus, hangi devlet böyle büyük bir kıyım planlar da, arşivlerinde bir tek belge bile bulunamaz? Amiral Bristol’un söylediği gibi böyle bir devlet suçu saklanabilir mi? inanılır gibi değildi ama gerçek buydu. Osmanlı arşivleri uzmanlarca taranmış, ancak bir soykırım yapıldığı hakkında değil ama “yapılmadığı konusunda net fikirler veren” belgelerle karşılaşılmıştı. Bunun farkına varan Ermeni örgütleri dikkatleri cinayetlere ve sahte belgelere çekmek için faaliyete geçmişlerdi.

Ermenilerin belge olarak ortaya koymaya çalıştıkları tek kaynak “Andonian Belgeleri” olarak anılır. (5) Senaryosu:“Talat Paşa’ya ait olduğu ileri sürülen sözde bazı gizli telgrafların Suriye’de İngiliz Kuvvetleri Komutanı General Allenby emrindeki birliklerce Halep’te ele geçirildiği” şeklindedir. Bu iddiayı ortaya atan Aram Andonyon, kimliği tam olarak bilinmeyen bir Ermeni yazardır. Andonian: Talat Paşa’nın o dönemde Halep Valisi olan Abdülhalik (Renda) Bey’e bir gizli telgraf emri gönderdiğini, bu telgrafları Vilayet iskân müdürlüğünde görevli Naim Bey isminde bir memurdan aldığını ve bu belgeleri kitap haline getirerek yayınladığını beyan etmektedir. “The Naim – Andonian Documents on World War-ı, Destruction of Ottoman Armenians: The Anatomy of a Genocide [Birinci Dünya Savaşında Osmanlı Ermenilerinin Yokedilmeleri ile ilgili Naim –Andonyan Belgeleri] içeriği konusunda hiç bir şey söylemeye gerek olmadığını, bunun da tıpkı döküman diye gösterilen pek çok yapıt gibi, hayali bilgiler içerdiğini belirtmenin yeterli olacağına inanıyoruz. Tabii ki Türk Bilim adamlarının bu iddiaların büyük bir “Tarihi belge sahtekârlığı olduğu” gerçeğini çok kolaylıkla ortaya çıkardığını söylemeliyiz.

a. İngiliz Dışişleri Bakanlığının yaptığı tahkikat sonunda, belgelerin iddia edildiği gibi General Allenby kuvvetleri tarafından bulunmayıp, Paris’teki bir grup Ermeni tarafından uydurulduğu ortaya çıkmıştır. Osmanlı yazı ve ifade tekniği açısından, Osmanlı belgelerinde kullanılan kâğıtların kalitesi, tarih ve numaralama tekniği, Osmanlı Devlet kayıtlarına göre belgede belirtilen isim ve olayların resmi kayıtlarla uyuşum içinde olmaması gibi pek çok teknik neden dikkate alındığı zaman, telgrafların “uydurma oldukları” gerçeği hemen göze çarpmaktadır. (6)

b. Andonyan ilk kitabında, Naim Bey’in çok dürüst ve namuslu bir adam olduğunu, bu belgeleri sadece insani duygularla kendisine verdiğini iddia ederken, 26 Temmuz 1937’de İsviçre’de oturan Mary Terzian adlı birine yazdığı mektupta Naim Bey’in alkolik, kumarbaz, para canlısı, ahlaksız bir kimse olduğunu, her belgeyi kendisinden para karşılığı aldığını belirtmektedir? (Bunlardan birinin yalan olduğu kesin ve öyleyse Andonyan istediği zaman yalan söyleyebilen bir yapıya sahip görünüyor.)

c. O tarihte, Halep Valiliğinde Naim Bey isminde bir memur mevcut bulunmuyordu.

d. Bu belgeler Talat Paşa cinayeti ile ilgili dava’da sanık avukatları tarafından öne sürülmüş, ancak mahkeme heyeti doğruluğuna inanmadıkları bu belgeleri reddetmiştir. Andonyan Temmuz 1937 tarihindeki mektubunda Mahkemedeki eleştirilerin haklı olduğunu, kitabının tarihi bir araştırma değil, propaganda amacına yönelik olduğunu, Londra ve Paris’teki Ermeni ulusal bürolarının, kitabını diledikleri gibi kullandıklarını söylemiştir. Aynı mektubunda belgelerin asıllarının kaybolduğunu söylemesi yapılan sahtekârlığın itirafından başka birşey değildir. (7)

e. Belge ile ilgili hatalar dizisini şöyle sıralayabiliriz.

(1) Yazar (veya yazarlar) rumi tarihin yılbaşını, rumi tarihin milâdiye çevrilmesi işlemini bilmediğinden teknik hatalar yapmıştır.

(2) Belgenin sayfa başında Allah’ın adını simgeleyen besmele işareti anlaşılmaz ve yanlıştır.

(3) Belgelerin İngilizce ve Fransızca kopyaları farklıdır, bazı eklemeler ve çıkarmalar yapılmıştır.

(4) Türkçe dil ve gramer hataları yapılmıştır.

(5) Hiçbir belgenin, başlangıç noktası olarak kabul etmemiz gereken gönderen makam kayıtlarında, bütün araştırmalara rağmen olması lâzım gelen kopyaları bulunamamıştır. Oysa gönderilen bütün belgelerin mutlaka kopyaları mecburi olarak korunurdu.

(6) Halep Valisi Abdülhalik Bey’in belgeler altındaki not ve imzaları kendisine ait değil, onun valiliğinden evvel vali olan Bekir Sami Bey zamanına aittir.

(7) Belgelerin yazıldığı PTT başlıklı kâğıtlar o zamanki yazışmalarda kullanılmıyordu.

(8) Belgelerdeki şifre sistemi o dönemdeki şifre sistemine uymamaktadır. (8)

Bütün bu benzer gerçekler Andonyan belgelerinin büyük bir “belgesel sahtekârlık olayı” olduğunu ortaya koymaktadır. (9)

Durum böyle iken okurlarımızın şöyle bir soruyu akla getirebileceğini tahmin ediyoruz. “Madem ki bu belgelerin sahte oldukları bu kadar açık ve net bir şekilde biliniyor o zaman neden bu belgelerin üzerinde bu kadar ısrarla durmak gereğini duyuyorsunuz? yoksa yine de doğru olmalarından şüphe mi ediyorsunuz?”

İşte sizlerin dikkatini toplamak istediğiniz bir başka gerçek te bu. Ermeni davasını savunanların gerçeklerin anlaşılmaması ve kafaların karışması için ne büyük oyunların içinde olduklarını ve gerçek bir belge bulabilmek için büyük fedakârlıklara hazır olduklarını, bulamayınca da; kendi belgelerini kendilerinin yarattığını ve Türkleri kötülemekle kendilerini temize çıkardıkları inancında olduklarını ve bu amaç için yalan söyleme dâhil her şeyi yapabileceklerinin anlaşılmasını sağlamaktır.

Her konuda sahte haber, sahte belge düzenleyebilirler cümlesine bir örnekle açıklık getirmek istiyoruz. Konu Türkler için en önemli değerlerden biri olan Mustafa Kemal Atatürk’le ilgilidir. Sözde Atatürk “divan-ı harpte ifade vermiş ve İttihat ve Terakki mensuplarını Ermenilere karşı soykırım ve zulüm yapmakla.” itham etmiştir. Bu konudaki gelişmeleri Azmi Süslü’nün kaleminden izliyoruz. (10)

“Bu konudaki ilk hata ve kasıt, Fransız yazarı Paul du Veon’nun LE D’esastire d’Alexandrette 1934- 1938 adıyla yayınladığı kitabının bir dip notuna koyduğu şu ifadeden kaynaklanmıştır. (11)

“Mustafa Kemal’in 27 Ocak 1920’de İstanbul’daki divan-ı harbe şahitlikte bulunduğu üzere unutulmayacak ve tasvip edilmeyecek cinayetlerle şahsi menfaatlerini tatmin etmek için memleketi içinde bulunduğu duruma iten paşalar, halâ karışıklıklar çıkarmaktadır. Her türlü baskıyla birlikte sürgünler, katliamlar yaptılar: emzikli çocukların üzerine petrol dökerek yaktılar, ailelerinin önünde kadınların ve kızların ırzlarına geçtiler, genç kızları anne ve babalarından ayırdılar. Menkul ve gayrimenkullerini müsadere ettiler ve her türlü vahşeti uygulayarak onları perişan bir halde Musul’a kadar sürdüler.

Kayıklara bindirdikleri binlerce masumu denize attılar. Osmanlı Hükümetine sadık gayr-i Müslimlerin dinlerini bırakıp İslamiyet’i kabul etmelerini bildirerek onları din değiştirmeye zorladılar. Yaşlıları aç, susuz aylarca yürüttüler..”

Paul de Veou’nun muhtemelen işgal yıllarında İstanbul’da 1919–1920 ‘de İtilaf devletlerinin gözetiminde Ermenilerce Fransızca olarak çıkartılan Le Basphore ve La Renaissance gazetelerinde ‘Declaration de Mustafa Kemal’ adıyla yayınlanmış olan gerçek dışı haberden etkilenerek ve doğru olup olmadığını araştırma yapmaya gerek görmeden yazdığı dipnottaki ifade, daha sonra bir Ermeni papazı Jean Neslihan tarafından da kullanılmıştır. ‘Hiçbir zaman ellerini kana bulamamakla iftihar eden Mustafa Kemal, suçu birkaç kişiye yükleyerek 28 Ocak’ta divan-ı harp’de aşağıdaki itirafta bulunmuştur” diyen Naslihan, Mustafa Kemal’i daha sonra kurulacak mahkeme üyesi olan ve gaddarlığından dolayı “Nemrut Mustafa” ismiyle anılan “Süleymaniyeli Mustafa Paşa”yla karıştırmıştır. Adı geçen papaz’ın kitabı basılmadan önce durumu öğrenip söz konusu ifade’nin bir hata olduğu kendisine yine bir Ermeni yazarı, Guerguerian, tarafından ihtar edilmiş ve kitaptan çıkarılması gerektiği bildirilmişse de, bu kasıtlı olarak yapılmamıştır.

Benzer hatalar bir yıl farkla yani 27 Şubat 1919 veya 28 Ocak 1920 tarihli olarak daha birçok Ermeni yazarları tarafından tekrarlanmıştır.”

Bu beyanın uydurma olduğu Ermenilerce de gayet iyi bilinmektedir. Boston’da yayınlanan “The Armenian Review” adlı bir Ermeni dergisi 1982 yılının Sonbahar nüshasında, James Tashjiyan imzalı bir yazı ile Atatürkün böyle bir açıklamada bulunmadığını kabul etmiştir. Hatta yazının başlığı “Atatürk’e Yanlışlıkla Atfedilen Beyan” dır. (12)

Ermeni propagandacıları tarafından sık sık kullanılan bir başka sahtekârlık Hitler’e atfedilen bir sözle ilgilidir. Bunda temel amaç 2. Dünya Savaşı sırasında Almanlar’ın yaptığı soykırım’ın 1. Dünya Savaşında Türkler’in Ermenilere yaptığı (iddia edilen) soykırım’dan etkilendiğini ima ve iddia ederek Türklerle Alman Soykırım’ı arasında bir paralellik kurmaktır. Görüldüğü gibi ünlü “Bizans entrikaları” deyimi “Ermeni entrikaları” yanında zayıf kalıyordu.

Ermenilere göre Hitler Berchtesgaden’de şu ifadeyi dile getirmiştir. “Bu gün Ermeni katliamını kim hatırlamaktadır ki?” (13)

Heath Lowry adlı bir Amerikalı bilim adamı, yaptığı detaylı bir incelemede Hitler’in gerçekten bu ifadeyi kullanıp kullanmadığını araştırmıştır. Bu çalışmalardan anlaşıldığı kadarıyla bu cümle Nurnberg davası sırasında anılmış ve mahkeme bu açıklamanın düzmece olduğuna karar vermiştir. Buna rağmen yirmi kadar Amerikan Kongre üyesi, seçim kampanyalarında Ermeni seçmenlerin önünde aynı sözleri tekrarlama gafletine düşmüşlerdir. (14)

Türkler’i Hitlerle aynı kefeye koymaya çalışarak, batı dünyasının Hitler aleyhindeki yargılarına ortak ettirmek. Bu oyun peşinde olan Ermenilerin gerçek görüşlerine gelince: 19.20 ve 21 Ağustos 1936 tarihli Hairenik adlı günlük bir Ermeni gazetesinde seri halde yazılan yazılarda Yahudiler “zehirli ve kronik bir hastalık” olarak tanımlanıyor ve Hitler’in de bir kurtarıcı gibi selâmlandığı yazılıyordu. Ayrıca bir İngiliz yazar ve Paris’te toplanmış Halk Mahkemesi Üyesi Christopher Walker; Armenia: The Surviral of a Nation (Ermenistan: Bir Ulus’un Hayatta Kalması) adı kitabının 357 nci sayfasında; Ermenilerin Nazilerin hizmetinde düzenli kıtalar oluşturduklarını, haftalık dergi yayınladıklarını, Berlin radyosundan yararlandıkları ve aynı çerçevede bir de hükümet kurduklarını belirtmektedir. (15)

Belge sahtekârlığı ne kadar gerçek dışı olursa olsun hitap ettiği topluluktan destek bulduğu sürece yenilenerek devam edebilir. Günümüzde ülkemizde bile bunun etkinliğini görmemiz mümkün oluyor. Biz hayal âleminden gerçek dünyaya dönmek mecburiyetindeyiz. Bütün soykırım iddialarının arkasında İngiliz, Fransız ve Amerikan halkı, hükümetleri vardı. Mütareke hükümleri gereğince “Soykırım” gibi büyük bir suçla ve 500.000 ila 1.500.000 masum insanın bilinçli olarak yok edilmesi ile suçlu yüzlerce Osmanlı devlet adamı hapishanelerde yargılanmalarını bekliyorlardı. Osmanlı devletinin gizli açık bütün belgeleri İtilaf devletlerine ait uzmanlar ve hatta Yunanlı, Rum ve Ermeniler tarafından dikkatle inceleniyordu. Ancak sonuçlar çok garipti, aylarca, yıllarca süren bütün araştırmalara rağmen iddiaları kanıtlayacak bir tek belge dahi bulunamıyordu. O zaman İngiliz, Fransız, Alman ve Avusturya arşivlerine de müracaat edildi... Ermenilerin ve onları açıkça desteklediği bilinen yabancı misyonerler, kolejlerdeki öğretmenler, konsolosluklardan gelen ifadeler vardı. Çoğunun hayal ürünü olduğu anlaşılmıştı.
 
DİPNOTLAR:
    (1) Sabahattin Selek, Anadolu İhtilâli; s.695–699 (Kastaş Yayınları, Cilt–2, İstanbul–1987.
     (2) Stanford J. Shaw: The Armenian legion and its destruction of the Armenian Community of Cilcia, S.190-191 (Armenians in the Late Ottoman Period (Edited by. Türkkaya Ataöv, Turkish Historical Society, Ankara –2001)
(3) Aynı Eser, S.191-192.
(4) Aynı Eser, S.205.
(5) Levon Maraşlıyan: Ermeni Sorunu ve Türk Amerikan İlişkileri, S.18-19, Dip Not: 13 (Belge Yayınları, İstanbul – 1990)
(6) Şinasi Orel ve Süreyya Yuca, Ermenilere Talâtpaşa’ya Atfedilen Telgrafların Gerçek Yüzü, Ankara –1983; Türkkaya Ataöv, The “Andonian Documents” Attributed to Talat Pasha are Forgeries, Ankara University –April 1984.
(7) Geçmişten Bugüne Ermeni İlişkileri, s.74-77 (Genelkurmay Basımevi, Ankara –1989).
(8) Aynı Eser, S.78-79.
(9) Andonyan belgeleri hakkındaki bazı bilim adamlarımızın görüşleri için bknz. Orly Saldırısı Davası, 19 Şubat –2 Mart 1985, Şahit ve Avukat Beyanları, Prof. Ertuğrul Soysal, S.19; Prof. Türkkaya Ataöv, S.39-53; Salahi Sonyel, The Great War And The Tragedy of Anotolia (Turks And Armenians in the Maelstrom of Major Powers) S.171, 177-178 (Türk Tarih Kurumu, Ankara –2000).
(10) Azmi Süslü, Ermeniler ve 1915 Tehcir Olayı Van 100 ncü Yıl Üniversitesii –1990; s.154-155.
(11) Paul du Ve’ou, Le De’sastre d’Alexandrette, 1934-1938, S.121-122 (Paris-1938).
(12) Orly Saldırısı Davası, s.47.
(13) Aynı Eser, S.66
(14) Aynı Eser, S.46,66
(15) Aynı Eser. S.46-47 (Prof. Türkkaya Ataöv’ün şahitliği)

Dr. M. Galip Baysan
 

 

Seçme Haber

Tayyip Bey, Ne Zaman, “Otoriter Bir Rejim Yok” Dese, O Zaman “Otoriter İşler” Oluyor!

Evet, Tayyip Bey, ne zaman, “Türkiye’de otoriter bir rejim yok” dese ya da benzeri bir şey söylese, o zaman “otoriter işler” oluyor! Nitekim, İran dönüşü yaptığı açıklamada da, “Burada (Türkiye’de) totaliter bir rejim yok, otoriter bir rejim yok” dedi.

Devamı...