Katledilen Tarafsızlık
KATLEDİLEN TARAFSIZLIK
Çağdaş ve mükemmel demokratik yaşamın en temel kurallarından biri; resmi ve hatta bazı haller dışında özel kurumların dahi mümkün olduğu kadar tarafsız olmasıdır. Yargı yönetimin emrinde değil tarafsız olmalıdır. Maliye Tarafsız olmalıdır, milli eğitim tarafsız olmalı, basın- yayın organları tarafsız olmalı, belediyeler, polis ve bir devletin bütün güvenlik ve diğer kurumları, hatta ihracat, ithalat dâhil ticari kurumlar devletin emri ile değil o mesleğin kuralları içinde mümkün olduğu kadar tarafsız bir şekilde yönetilmek ve halka karşı eşit mesafede durmak, adil olmak mecburiyetindedirler.
Günümüz Türkiye’sine tarafsız bir gözle bakan herkes yukarıda saydığımız kurumlar ve hatta saymadığımız bütün resmi kurumların tarafsızlığını kaybetmiş olduğunu, devletin kontrolünde ve devleti mutlu etmek amacından başka bir amacı olmadığını rahatlıkla görebilir. Mesela en göz önündeki yayın organlarından TRT’nin yayınlarını inceleyin, özellikle haber Programları tamamen iktidarın yaptıklarını sadece metheder tarzda yayınlamaya yöneliktir. O kadar ki bazen çok önem verdiğiniz bir yayını izlerken yayının birden kesildiğini ve bilmem hangi bakanın, bir seremonide yaptığı konuşmayı izlemek mecburiyetinde bırakılabilirsiniz. Konuşmanın önemli olup olmaması mühim değildir. Burada rahatsız edici olan husus yayının sadece o Bakanı veya o resmi görevliyi mutlu etme ve iktidarı çok faal gösterme amacı taşımasıdır. Bu arada görüntüyü kurtarmak için muhalefet liderlerinin konuşmalarından da küçük bir bölüm verilebilir.
Zaman, Vakit, Taraf gibi belirli bir amaca yönelik gazeteleri bir tarafa koyun, devlet bankalarından hükümet desteği ile alınan kredilerle ve adrese teslim bir ihale ile el değiştirmiş Sabah Yayın grubunu ele alırsak gelişmelerin basınımızı ne hale getirdiğini daha kolay anlayabiliriz. Gazete el değiştirdikten sonra kadroda geniş bir tasfiye harekâtı başlatılarak çalışanlar bizden olanlar ve olmayanlar temel prensibine göre ayrıldı, olmayanlara yol verilirken köşeler kendi amaçlarına hizmet edecek yazarlara devredildi ve o günden bu güne bu köşelerde iktidara methiyeler düzülürken, her yaptığı alkışlanırken her türlü muhalefet yerden yere vuruldu. Oysa bu değişiklikten önce, Sabah Gazetesi olaylara gerçekten tarafsız olarak bakan, çağdaş Türkiye’ye yakışır modern bir gazete idi. Bunu çok iyi biliyorum çünkü yıllardır evime iki gazete girerdi Sabah ve Milliyet, Pazar günleri bunlara Hürriyet eşlik ederdi. Sonuçta bu gazetenin tamamen bir İktidarın yalama –yıkama organı haline geldiğini görünce üzülerek terk etmek mecburiyetinde kalmıştım.
Bu konunun üzerinde ısrarla durmamız belki garipsenebilir ama siz sevdiğiniz bir alışkanlığınızın kaybedilmesinin ne kadar sıkıntı verici olduğunu bilmeyebilirsiniz. Ama benim gibi yaşlı bir adam yıllardır alıştığı şeylerin gözünün önünde buharlaştırılmasına tahammül edemiyor. Çünkü son satış olayları ile 50-60 yıllık dostum Milliyet Gazetesi de tehlike altında. Tarafsız bir güçlü TV olan Star TV ve yıllardır yaptığı tarafsız yayınlarla kalbimizi fethetmiş bir sunucu, yazar tıpkı daha önceki Emin Çölaşan, Bekir Coşkun gibi yazarlara yapıldığı gibi sudan bir bahane ile buharlaştırıldı. Patronlar ne hikmetse tıpkı TRT gibi iktidara yanaşmayı görev bildiler.
Tıpkı gazetelerim gibi yıllarca haberleri TRT’den izlemeye alışmıştım. Son değişikliklerle tarafsız olması gereken bu yayın organı ne yazık ki artık iktidara methiye düzme kurumu haline gelince haber dinlemeyi başka kanallara kaydırdık. Tabii bu arada bazı sevdiğimiz kültür faaliyetleri de kayboldu. Mesela Tiyatro, müzikaller, bale veya opera gösterileri ve en önemlisi de atalarımızın bize emanet bıraktığı müziğimiz, “Türk Sanat Müziği” kayboldu. Gelişen Arabesk ve Dümbelek müziği olarak adlandıracağımız; ne sazı, ne sözü anlaşılır, bol kıvrımlı ve çoğunlukla bir çıkıştan sonra kademe kademe aşağı inen besteler bütün televizyon ve radyo müzik yayınlarının baş tacı oldu. Nerede o Hicaz, Nihavent, Kürdili Hicazkâr, Hüzzam, Uşşak veya Sultaniyegah gibi şarkılar. TRT Müzik diye bir yayında devamlı Türkçe şarkılar-Türküler yayınlanıyor ama bir bandı bir günde 2-3 sefer dinleyince ve yeni yapımlar ortaya konamayınca insan radyoyu kapamaktan başka çare bulamıyor. Reklamlarda bile eskinin Assolistleri yerlerde süründürülüyor.
Modern Türk cumhuriyetinin en büyük dayanağı olan Türk Silahlı Kuvvetleri Demokrasimizin gereği olarak Türk Halkının kararlarına uymayı kabul ettiğini, halkın iradesine saygı gösterme gereğini ilan ettiği andan itibaren içten ve dıştan yönlendirilen bin bir türlü komployla pasifize edilirken, başta hükümet yetkilileri olmak üzere iç ve dış pek çok kaynak neredeyse bayram yapıyorlar. En acısı da bu yargılamalar hakkında şüphe beyan edenler yine garip ithamlar ve tutuklamalara muhatap olurken çok sayın büyüklerimiz tutsak edilmiş yargılamalarla alay eder gibi “ Kimse bizden yargıya müdahale etmemizi beklemesin” diyerek ideal yönetici havasına girebiliyorlar. Asıl utanç verici gelişmeler Cumhuriyetimize karşı görevini yapmaya çalışan aydınlar, başta askerler olmak üzere görevlerini yapmaya çalıştıkları için hapisle cezalandırılıyor ve yargısız infazlarla boğuşuyorlar.
İktidarımızın yönetiminde;,
Bütün telefon konuşmaları dinleniyor, insanlarımız özgürce bir konuşma yapma hakkından mahrum bulunuyorlar.
İktidarda geçen 8 yıllık dönemde her türlü şekilde askeri dışlar ve bütün ağırlığını polisten yana koyarken ve hatta mevcut Kemalist anlayışın en güçlü temsilcisi olan Türk Ordusunu tasfiye edip Nizamı Cedit benzeri bir orduyu polise dayalı olarak kurmayı hayal ederken Başbakan Erdoğan rahatlıkla “ Kimse Ordu ile Polisin arasına nifak sokmasın” diye ironik bir çıkış yapabiliyor.
Basınımız o kadar özgür ki basılmamış kitaplar bile toplatılıp yazarları tutuklanabiliyor.
Ordumuzun “İrtica ile Mücadele için yaptığı seminerler, tatbikatlar, Anayasa Mahkemesi tarafından “İrticaın odak noktası haline geldiği iddiasıyla cezalandırılan bir siyasi parti tarafından iktidara karşı bir darbe hazırlığı olarak gösterilip” Türk Ordusu komuta kademesinin büyük bir kısmından yapılmamış darbelerin hesabı soruluyor.
Ulusal Egemenliğin Üçüncü büyük gücü Yargı Erki , yapılan yasal ayarlamalarla tıpkı medya, tıpkı polis, tıpkı Maliyede olduğu gibi yandaş hale getirilmesi özellikle Türk Halkının aydın kesiminde büyük bir rahatsızlık, şüphe ve endişe yaratıyor
Tarafsız olması gereken en önemli kurum olan Cumhurbaşkanlığı makamının tarafsız olduğu iddia edilemiyor.
Başbakan konuşurken çok güzel çok ideal fikirler öne sürüyor. Mesela bu zelzele felaketi nedeniyle ülkemizde geniş bir tarama yapılacağını, izinsiz yapıların yıktırılacağını iddia ediyor. Ama acaba kimse onun yaptığı toplantıların özel davetlisi olan, sahibi olduğu özel TV’sine sık sık misafir olduğu yakın dostu, NTV televizyonu ile Star TV’nin yeni sahibi Medya Patronu Ferit Şahenk tarafından dikilen ve şehir planına aykırı, özel muamele görerek usulsüz yapıldığı mahkemece karara bağlanan “Doğuş Pover Center” adlı alış veriş merkezini yıkacağına inanabilir mi?
Atamalar, kadrolaşma artık tamamen ihtisas ve yeterlilik anlayışı dışında yürütüyor. Mesela son günlerde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül’ün son dönemlerdeki en kritik ataması MİT’te oldu. MİT Müsteşarlığına altı ay kadar önce Hakan Fidan atandı. Orduda astsubay olarak görev yapan, ordudaki görevinden ayrılır ayrılmaz Avustralya’nın Ankara Büyükelçiliğinde kıdemli siyasi danışman olarak çalışan Fidan, 42 yaşında Türkiye’nin en kritik kurumlarından birinin başına getirildi. Bazı iddialara göre Fidan’ın Mustafa Fidan adında bir kardeşi bulunuyormuş. MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın kardeşi Mustafa, halen Fethullah Gülen’in danışmanı olarak Pensilvanya’daki çiftlikte yaşıyormuş.
Bazı uygulamalar öyle enteresan ki: Mesela 27 Aralık 2010 tarihinde Trafiği engelliyor sözde bahanesiyle Kara Harp Okulunun yıllardır gelenek haline gelmiş ATATÜRK koşusunu iptal eden büyüklerimiz (!), 28 Aralık 2010'da Atakule nikâh salonunda TOKİ başkanının oğlunun nikahı nedeniyle devletin bir anacaddesini (Çankaya cd.) saatlerce trafiğe kapatmış, trafiği allak bullak etmiş, araçlı ve araçtaki vatandaşlarımız büyük rahatsızlık duymuşlardı. Benzer şekilde Cumhuriyet Bayramı törenlerinin Van depremi ve şehitlerimiz gerekçe gösterilerek iptal edilmesi üzerine başlayan tartışmalar kolay kolay bitmeyeceğe benziyor.
Bütün inkârlara rağmen çok iyi bilinen bir gerçek: bu bayramların, hatta Cumhuriyet’in tümüyle kaldırılmasını isteyenlerin var olduğu hususudur. Bu iptaller ve atamalar onları mutlu ediyor. Bu kurumlardan biri de Hizb-ut Tahrir isimli dinci örgüt... İşte bu örgüt, 27 Ekim 2011’de internet aracılığıyla bir bildiri yayınlayarak, tıpkı 1920’lerde olduğu gibi Cumhuriyeti, bunun yanında bütün milli bayramları İslam’la bağdaşmadığı gerekçesi ile yerden yere vurmakta beis görmedi. Bu insanların Cumhuriyet yerine ‘hilafeti... Demokrasi yerine Şeriat’ı... Millet yerine ‘Ümmet’i getirip koymak istedikleri o kadar belli ki. Önümüzdeki Anayasa çalışmaları bize örtülü ifadelerin arkasında, gerçekte ne istendiğini açıkça ortaya koyacaktır.
Bu listeyi daha çok uzatabilir ve uygulamadaki aksaklıkları daha çok konuşabiliriz. Ama esas amacımız AKP’nin bütün ileri demokrasi iddialarına rağmen, iktidardaki 8 yıllık icraat dönemleri içinde, Demokrasinin en temel kurumlarından biri olan Tarafsızlığın bilinçli olarak yok edildiğidir. Türk toplumu adeta siyah ve beyaz iki renge bölünmüştür. Bu bölünmede gri dâhil diğer renklerin yeri yoktur. Beyaz bizden olanlar, siyah bize karşı olanlardır. Diğer renkler için Başbakan bir konuşmasında “Bitaraf olan bertaraf olur” demiş ve tarafsızlığı tamamen dışlamıştır.
Unutmamak gerekir ki demokrasi özgür insanlar, erdemli insanlar rejimidir. Bu nedenle tavsiyemiz yeni anayasa yapılırken her örgüt, her parti, her kurumun kendi siyasi ve kurumsal gömleğini bir tarafa koyarak tamamen tarafsız bir şekilde Türk halkını daha mutlu, daha özgür kılacak bir çalışma arayışı içine girmeleridir.
Dr. M. Galip Baysan
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
YAZARLAR
Seçme Haber
| Dur Yolcu...! |
|
| Devamı... |


Bilmeden gelip bastığın bu toprak, Darbecilerin ancak otuz –otuz beş sene sonra yargılanabildiği yerdir... Üstelik darbenin bütün kurumları sapa sağlam ayakta iken... Sadece ölüme üç günü kalmış iki ihtiyarın yargı önüne çıkarıldığı yerdir...
