1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

Ferman Bush’undu

Süleyman Yağız - 02 Ekim 2011

ÖN HABERİ, CENGİZ ÇANDAR VERMİŞTİ         
FERMAN BUSH’UNDU!

BUSH’UN BAŞ İŞBİRLİKÇİSİ İSE HEM YERLİ, HEM YABANCI KILIKLI, KÜRESEL KUNDAKÇI VE SORUS’ÇU KEMAL DERVİŞ’Tİ

SÜLEYMAN YAĞIZ
www.suleymanyagiz.net

Taraf Gazetesi’nin 30 Eylül 2011 günlü ve Dicle Baştürk imzalı haberinde yer alan; dönemin Korgenerali Reşat Turgut’un, emekli Tümgeneral Yaşar Demirbulak’a, “Ecevit’in işi bitti” diyerek, Ecevit’in, Irak’ın işgâline karşı çıktığı için işbaşından uzaklaştırılması kararının ABD tarafından verildiği bilgisi doğrudur.

(Taraf’ın haberinde sözü edilen telefon görüşmesi kayıtlarının,  başta, Oda TV’nin Sahibi Soner Yalçın olmak üzere kimseyi zan altında bırakacak bir tarafı bulunmuyor. Buna karşın kayıtların, Oda TV iddianamesinin ek klasörlerinde hangi amaçla yer aldığını anlayabilmiş değilim. Gerçi özel yetkili yargılamalarda hukuken anlayamadığımız ve demokrasiyle bağdaştıramadığımız daha birçok şey var ama neyse, o ayrı mesele…)

Ecevit’in, 16 Ocak 2002’de ABD Başkanı Bush’la yaptığı görüşmeden sonra iktidardan uzaklaştırılması kararı alınmıştı. Sebep, Taraf’ın haberinde de vurgulandığı gibi, Ecevit’in; Irak’ın, ABD tarafından işgâl edilmesine kesin olarak karşı çıkmasıydı. (Bush, o görüşmede Ecevit’e, “şimdilik” kaydıyla Irak’a bir müdahalenin söz konusu olmadığını söylemiş ve asıl niyetini gizlemek için de Türkiye’ye ticarî ilişkilerle ilgili bir iki iyileştirme vaadinde bulunmuştu.)

Aslında Ecevit’in, Irak’ın işgâl edilmesine karşı olduğu, önceden de biliniyordu. Ancak 2002 başlarındaki görüşmede son bir yoklama çekilmiş ve Ecevit’in tutumundan herhangi bir değişiklik olmadığı net olarak görülünce Bush da fermanını vermişti. Ferman uyarınca Ecevit işbaşından uzaklaştırılacak ve yerine, Irak’ın işgâline evet diyecek bir yönetim getirilecekti.

Bush’un işbirlikçileri ise yerli ve yabancı etkili güç odaklarıydı. (Yerli işbirlikçilerinin büyük bir kısmı, daha sonra olup bitenlerin kendilerini de fena hâlde etkileyeceğini bilmedikleri için ferman ve infaz kararına gözü kara destek olmuştu. Bunlar şimdi başlarına gelenlerden ötürü bin pişmanlar ama nafile! İş işten geçti…) Hem yerli, hem yabancı kılıklı baş işbirlikçi ise Soros’un önde gelen çocuklarından, küresel kundakçı Kemal Derviş’ti.

“ECEVİT’SİZ VE MHP’SİZ HÜKÜMET”

Önce, “Ecevit’siz ve MHP’siz hükümet” formülü için harekete geçildi. “Ecevit gitsin, falanca kişi gelsin” sloganıyla geniş kapsamlı bir kampanya yürütüldü. Ecevit hasta edildi ama yerinden edilemedi. Bunun üzerine, DSP’nin Meclis Grubu ikiye bölündü.

Baş işbirlikçi Derviş, DSP’den ayrılan ve “Galiba demokratik solcuyuz” deme komikliğine düşen İsmail Cem ve arkadaşlarına YT isimli bir parti kurdurdu. “Ben de partiye katılacağım” dedi ama Ecevit’e ve DSP’de kalanlara yaptığı gibi, onlara da ihanet etti. Kendisine solcu görüntüsü vermek için de soluğu CHP’de aldı.

Ve böylece AKP’nin önü açıldı… YT ile mesafe alınamayacağını çok çabuk fark eden Kemal Derviş’in ikinci amacı da zaten buydu… Başta Kemal Derviş olmak üzere yerli ve yabancı işbirlikçiler gece-gündüz yaptıkları kampanya sonunda ülkeyi baskın bir erken seçime götürmeyi başardılar.

Seçim sonunda AKP, tek başına iktidara geldi… Ve Irak işgâl edildi; yaklaşık 1.5 milyon Müslüman öldürüldü… İslâmcı kökenden gelen AKP İktidarı ise Irak’ta 1.5 milyon Müslüman katledilirken gıkını bile çıkarmadı…

Ama aynı AKP’nin Lideri, BOP/GOP Eş Başkanı sıfatıyla, hem Filistin için sabah akşam İsrail’e fırça çekiyor, hem de Mısır’ı, Libya’yı, Suriye’yi ve tüm Ortadoğu ve Kuzey Afrika’yı dizayn etmeye çalışıyor!

ÇANDAR’IN ÖN HABERİ VEREN YAZISI

Ecevit’in işbaşından uzaklaştırılacağıyla ilgili ön haberi, Ecevit-Bush görüşmesinden birkaç ay önceki bir yazısında Cengiz Çandar zaten vermişti. Çandar, o zaman, yazarları arasında bulunduğu Yeni Şafak Gazetesi’nin 30 Kasım 2001 sayılı nüshasında şöyle demişti:

“EĞER, AFGANİSTAN’DAKİ TALİBAN REJİMİNE YÖNELİK OLARAK BAŞLATILAN ‘TERÖRÜ VE TERÖRİST BARINDIRAN VE ÜRETEN REJİMLER’İ HEDEF ALAN ‘KAMPANYA’NIN, İÇİNE -HER NE PAHASINA OLURSA OLSUN- IRAK’I ALARAK GENİŞLEMESİ BİR ‘AMERİKAN POLİTİKASI’ HÂLİNİ ALIRSA; O GÜN GELDİĞİNDE BÜLENT ECEVİT, TÜRKİYE’DE BAŞBAKAN OLARAK BIRAKILMAYACAKTIR.”

Dedim ya, Ecevit’in, Irak’ın ABD tarafından işgâl edilmesine karşı olduğu zaten biliniyordu. Yazısını, yakın olduğu ABD kaynaklarına dayanarak kaleme aldığı anlaşılan Cengiz Çandar da bunu bildiği ve Ecevit’in görüş değiştirmeyeceğinden emin olduğu içindir ki, böyle bir kehanette bulunmuştu.

Nitekim öyle de oldu… ABD, işini sağlama aldı; önce Ecevit’i düşürdü, sonra da AKP’nin iktidara gelmesiyle/getirilmesiyle birlikte Irak’ı işgâl etti… Sonrası ise malûm… Bütün dünya tarafından biliyor…


CENGİZ ÇANDAR’IN YAZISININ TAMAMI

Cengiz Çandar’ın, “SADDAM’A GÜVENCE: TÜRKİYE’DE ECEVİT” başlıklı söz konusu yazısının tamamı şöyledir:

“Saddam Hüseyin, Bülent Ecevit’e ne demiş biliyor musunuz?

-Savaştan önce sizi iktidarda görmek isterdik.

Peki, Ecevit buna ne karşılık vermiş?

-İlk defa iktidarda olmadığıma çok üzüldüm. İktidarda olsaydım, Körfez Krizi’nde çok farklı bir tutum izlerdik.)

Görüldüğü gibi bu bir ‘hayalî diyalog’ değil. Yaklaşık 10 yıl önce Saddam ile Bülent Ecevit’in ‘gerçek diyalogu’ndan. 26 Mayıs 1991 tarihli Milliyet Gazetesi’nin 10. sayfasında, Ecevit’in mutlu bir tebessümle Saddam’la el sıkıştığı fotoğrafın altında ‘Görüşmeden Notlar’ bölümünde yayınlanan satırlar.

Bülent Ecevit, savaştan önce 1990 yılında kriz sırasında DSP Genel Başkanı şapkasına bir de ‘gazeteci’ şapkası ekleyip Milliyet adına Bağdat’a gitmişti. İkinci kez, bu kez savaştan sonra Mayıs 1991’de yine Bağdat’a gitti, Saddam’la görüştü; görüşlerini ve izlenimlerini Milliyet için kaleme aldı.

29 Mayıs 1991 tarihli Milliyet Gazetesi’nin 10. sayfasında Bülent Ecevit, ‘Türkiye oyunu bozabilir’ başlıklı bir yazı kaleme almış. Bu yazısında Türkiye’nin neler yapabileceğini ve yapması gerektiğini anlatıyor. Satırlarını izleyelim:

(Irak yönetimi ‘bahaneler’ ortadan kalkınca Amerikalılar’ın ve İngilizler’in Kuzey Irak’tan ayrılacaklarına gerçekten inanıyorlar mıydı, bunu anlayabilmiş değilim. Belki de, bu iyimser beklentilerinin gerçekleşmemesi durumunda uygulayacakları başka plânları olabilir. Örneğin, 'Ne yapsak size yaranamıyoruz, öyleyse bundan sonra kendi bildiğimiz gibi davranacağız' derler mi, diyebilirler mi?.. O arada Kürt muhalefet gruplarıyla anlaşmaktan da vazgeçerler mi?.. Bunları önümüzdeki haftalarına gelişmeleri gösterecek.

Herhalde bu konuda Türkiye'nin yapabileceği pek çok şey var. Örneğin Türkiye, Batılılar’a, ‘Mademki Irak’ın sığınmacılar sorunu çözüldü, herkes evine, yurduna döndü, öyleyse artık bizim sınırlarımızdan Irak topraklarına asker ve malzeme göndermenize izin vermiyoruz; ambargo kalksın’ diyebilir. Öylece Türkiye, kendi sınırlarında, Irak’ı olduğu kadar kendisini de tehdit edecek bir fiili devlet kurulmasını önleyebilir. Fakat, görünüşe göre, Özal da Türk hükümeti de oralı değil. Belli ki, Türkiye’nin, bir komşu ülkeyle ilişkileri, hâlâ bazı bölge dışı ülkelerin ipoteğinden kurtarılabilmiş değil.

ANAP iktidarlarından ve Özal sultasından kurtulmadığı sürece de, Türkiye’nin bu onur kırıcı ipotekten kurtulabilmesi kolay değil.

Irak’a karşı ekonomik ambargonun artık hiçbir yasal gerekçesi kalmadı. BM Güvenlik Konseyince ileri sürülen tüm koşulları yerine getirmiş durumda. Fakat Amerika ve İngiltere ambargonun kalkmasını istemediği için, ambargo hâlâ sürüyor. Yani sadece Türkiye değil, koskoca Birleşmiş Milletler de, BM Güvenlik Konseyi de, o iki devletin ipoteği altında…

Oysa Türkiye, isterse ‘Artık ambargoyu sürdürmenin anlamı, gerekçesi kalmadı’ diyerek, bu oyunu bozabilir. Öylelikle Birleşmiş Milletler'i de çıkmazdan ve bu onur kırıcı ipotekten kurtarabilir.)

Tüm yazılarda Ecevit’in Saddam’a ve diğer Irak yöneticilerine ‘sevecen’, Amerika ve İngiltere’ye ilişkin olarak ise ‘kuşkucu’ bir dil kullandığı dikkatlerden kaçmıyor. Körfez Savaşı’ndan önce ‘iktidarda olmadığı’ için ‘ilk defa üzüldüğünü’ Saddam’a açıklayan Ecevit’e bir ‘ilahi el’ yardım etmiş olmalı. Irak’ta Saddam Hüseyin rejimini hedef alan bulutların Washington’da koyulaşmaya başladığı sırada Ecevit iktidarda. Tarih, Ecevit’e içinde ukde kalmaması için cömert davranmış olmalı.

Ancak, Ecevit yıllardır iktidarda. Acaba Türkiye’nin ‘oyunu bozması’ düşüncesini niçin uygulamaya sokmadı? Köy-kent rüyasını er geç gerçekleştiren Ecevit, Irak’a yönelik ‘ambargo’yu ‘artık ambargoyu sürdürmenin anlamı, gerekçesi kalmadı’ diye ilân ederek, BM’yi ‘çıkmazdan ve bu onur kırıcı (Amerikan-İngiliz) ipoteği’nden niçin kurtarmadı? Yıllardır ne bekliyor?

Belli ki, ‘hayatın gerçekleri’ her vakit zihinden geçen ‘hayaller’e uydurulamıyor ve Ecevit de, istemeye istemeye de olsa, ‘hayatın gerçekleri’ne teslim olmuş durumda. Bununla birlikte, Bülent Ecevit, (köy-kent ve diğer başka örneklerde olduğu gibi) yıllar önce edindiği görüşlere kıskançça sarılan ve bunları değiştirmek konusunda pek esnek olmayan, inatçı bir tabiata sahip.

Bu, neyi ifade ediyor?

Bülent Ecevit, Türkiye’de Başbakan kaldığı sürece, Türkiye’nin Amerikalılar’ın girişmek istediği Saddam Hüseyin’i devirme operasyonuna dâhil olmasının pek zayıf bir ihtimal olduğuna…

Bir başka ‘şey’e daha işaret ediyor:

EĞER, AFGANİSTAN’DAKİ TALİBAN REJİMİNE YÖNELİK OLARAK BAŞLATILAN ‘TERÖRÜ VE TERÖRİST BARINDIRAN VE ÜRETEN REJİMLER’İ HEDEF ALAN ‘KAMPANYA’NIN, İÇİNE -HER NE PAHASINA OLURSA OLSUN- IRAK’I ALARAK GENİŞLEMESİ BİR ‘AMERİKAN POLİTİKASI’ HÂLİNİ ALIRSA; O GÜN GELDİĞİNDE BÜLENT ECEVİT, TÜRKİYE’DE BAŞBAKAN OLARAK BIRAKILMAYACAKTIR.

Henüz o noktada bulunulmuyor. Türkiye’de sadece ‘Türkiye ile birlikte; bir an önce Irak’a da’ içeriği taşıyan önemli imzalardan çıkan Amerikan gazete-dergi makaleleri yansıyor. Oysa, ‘şimdi bunun sırası değil’ tezini işleyen ve aynı derecede ve neredeyse aynı sayıda yine Amerikan gazete ve dergilerinde yayınlanan makaleler es geçiliyor. ‘Bir an önce Irak’a da’ şu dönemde bir ‘Amerikan politikası’ hâline gelmiş değil. Bu, tabii ki, gelmeyeceği anlamına gelmiyor; ama mutlaka gelecek diye de bir şart yok. Fakat, geldiği takdirde, Türkiye’deki ‘iktidar konfigürasyonu'nun değişeceğinden, yukarıdaki ‘Ecevit zihni’ni okuyan herkes emin olabilir.” (Yeni Şafak, 30 Kasım 2001)

 

Seçme Haber

Altmışların Ana-Babalarına Ağıt

*Ve “unumu eledim, eleğimi astım” diyerek köşesine çekilen günümüzün ana-babalarına;  “İş düştü başa…Haydi çıkın sokaklara…Aldırmazsanız bugün yaşananlara; biliniz ki yarın çocuklarınız tarafından yargılanma 

Devamı...