Asya’da Maymun Avı
Son günlerde, özellikle siyaset dünyamızda meydana getirilmiş olan şizofrenik olaylar nedeniyle eski öğrencilerimden aldığım mesajlarda bu konularda neden fikir beyan etmediğim soruluyor. Mesela şu Anayasa değişiklik teklifinin kendilerine derslerde öğrettiğimiz Demokrasilerde olması gereken Yasama, Yürütme, Yargı Güçleri arasındaki denge anlayışına hiç uymadığını, yapılan değişiklerle Yargının tamamen yürütmenin kontrolu altında olacağını, iktidar partisi uygulamalarının özellikle seçilmişler, atanmışlar arasında kurulması gerekli dengeli ilişkiye hiç uymadığını, geçen 8 senelik iktidar süresince tarafsız olması gerekli bütün kurumların seçilmişlerin kölesi haline getirilmelerinin ne derece doğru algılanabileceğini soruyorlar. Bunun yanında, Yargıyı tam anlamı ile teslim almış gibi görünen AKP Hâkim ve Savcılarının İrtica Tehdidine karşı ülkelerini savunmak için almaları gereken tedbirlerin tartışıldığı Harb Oyunları veya Plan Tatbikatlarının bir ihtilal teşebbüsü olarak gösterilmesini ve Türk Ordu mensuplarının adeta ezmek, hakaret etmek istercesine tutuklanmalarını, terfilerinin önlenmesi için sistematik tedbirler alınmasına imkan veren düşmanca davranışları anlayamadıklarını, 1980 öncesi anlattığımız siyasi gelişmelerin anlattıklarımızın tam tersinin bu son propaganda çalışmaları sırasında iktidar ve muhalefet tarafından dantel gibi işlendiğini ve Kenan Evrenin şahsında Türk Ordusunu düşman ve zalim gösterme çabalarının gittikçe güçlenmesinden büyük bir rahatsızlık ve endişe duyduklarını söylüyorlar ve bütün bu olayları bırakıp İsrail’in Gücünden bahsetmemi yadırgadıklarını belirtiyor ve adeta bizi kınıyorlar.
Tabii ki bazı konularda haklılar. Demokrasi ile ilgili olarak onlara öğrettiğimiz ne varsa bu gün hemen hemen hepsi Türk Halkının kendisine belirli bir seçim dönemi için iktidar şansı verdiği bir siyasi parti tarafından gözlerinin önünde yerle bir ediliyorken susmak ve sessiz kalmak halkını, vatanını seven hiç kimse için dayanılır bir durum olmamalıdır. Her şey bir yana neden İsrail meselesine böyle uzun uzun temas ettiğimiz konusuna açıklık getirmeyi İsrail’le ilgili yazı serisinin son bölümlerine bırakmak istediğimizi belirterek burada sadece kısa bir hatırlatma yapmak istiyoruz. Bize göre; bu gün Türkiye’de uygulanan bütün olumsuz gelişmelerin İsrail destekli Amerikalı düşünce, asker, eylem ve fikir adamlarının tasarladığı planlamalara uygun olarak yürütülmektedir. Türkiye’de olan olayların nedenleri hiç şüpheniz olmasın ki geçmişte İran, Irak, Pakistan ve Afganistan’da yaratılan olaylarla aynı kaynaktan tezgâhlanmıştır. ABD ve Avrupalı Müttefiklerimiz ile birlikte görev yaptığımız 14 seneye yakın bir süre sonunda elde ettiğimiz genel kanı budur. O nedenle diyebiliriz ki günümüzdeki iç ve dış siyasi gelişmeleri derinlemesine incelemek isteğinde olan genç bilim adamlarımız, dost veya düşmanca duyguları bir tarafa koyarak İsrail’i ve onun ABD ile ilişkilerini dikkatle izlemelidirler. Çok sevdiğinize inandığım ülkeniz ve insanlarınızı gelecek belalardan ancak bu şekilde koruyabilir, acı kayıplara uğramadan ayakta kalmasını sağlayabilirsiniz.
Diğer konulara gelince, cevabımızı size sadece bir kaç hikâye anlatarak vermek istiyoruz.
Hiç duydunuz mu? Bilemeyiz. Asya'da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır. Bir Hindistan cevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanır. Hindistan cevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine Tatlı bir yiyecek konur. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı büyüklüktedir. Yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz. Maymun tatlının kokusunu alır, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar, ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır. Sıkıca yumruk yapmış el, bu yarıktan dışarı çıkmaz. Avcılar geldiğinde maymun çılgına döner ama kaçamaz. Aslında bu maymunu tutsak eden hiçbir şey yoktur, onu sadece kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir. Yapması gereken tek şey elini açıp yiyeceği bırakmaktır. Ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür.
Bizleri de tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey, arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur. Tüm yapmamız gereken elimizi açıp benliğimizi, bağımlı olduğumuz şeyleri serbest bırakmak ve dolayısıyla özgür olmaktır. Ben, maymuna benzer yanımız olarak sahip olduğumuzu düşündüğümüz her şeyin Halkımız için birer tuzak olduğunu fark etmiyor oluşumuz olduğunu düşünüyorum. Türk Halkının tek yapması gereken şey; sandığa gittiği zaman oyunu kendi Ordusuna, kendi yargısına, kendi basınına, kendi bürokratlarına, işçi, memur, emekli dul ve yetimlerine düşman olduğunu açıkça gördüğü bir siyasi kuruma karşı elini açıp verdiği büyük desteği çekmek ve kendisini kurtarmak olmalıdır.
Bir akıl hastanesini ziyareti sırasında, adamın biri sorar: Bir insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl belirliyorsunuz?
Doktor: Bir küveti su ile dolduruyoruz. Sonra hastaya üç şey veriyoruz.
Bir kaşık, bir fincan ve bir kova. Sonra da kişiye küveti nasıl boşaltmayı tercih ettiğini soruyoruz.
Siz NE yapardınız?
Adam: OOO ! Anladım. Normal bir insan kovayı tercih eder. Çünkü kova kaşık ve fincandan büyüktür.
Hayır, der doktor. Normal bir insan küvetin tıpasını çeker.
Bu minik fıkradan alacağımız ders; kritik sorunlar karşısında bize sunulan çözüm tarzlarından ziyade aklımızı kullanarak çözümler üretmek mecburiyetinde olduğumuzdur.
Konuyu Yargı Gücünün toplum yaşamında ne derece etkili olduğunu veya olması gerektiğini belirten bir anekdotla sonuçlandırmak istiyoruz. Rivayet odur ki Milattan yüzlerce yıl önce Anadolu’yu boydan boya fethederek Yunanistan’a doğru sefere çıkan Pers Kralı ünlü Darius, akıl hocalarına Yunanlıları daha iyi tanımak istediği için kendisine esir bir Yunan subayının getirilmesini ister. Huzuruna getirilen esir Yunan generaline şu soruyu sorar:
“Bakın İranlılar beni çok sayar ve benden çok korkarlar. Siz Yunanlılar en çok neyi sayar ve en çok neden korkarsınız? Bana söyleyebilirmisin?
Tabii söylerim der esir General: Biz Yunanlıların da tebaanızın sizi saydığı ve incitmekten korktuğu gibi, Yunan Halkının da hem çok saydığı ve hem de çok korktuğu bir şey vardır? Darius “Nedir o?” diye sorunca subay “Yasalar efendim der, yasalar. Yunan halkı kendi toplumsal yaşamını düzenleyen yasaları çiğnemekten tıpkı İran Halkının sizi incitmekten korktuğu gibi çok korkarlar.”
Demokrasinin ilk kurulduğu günlerden beri, yani hemen hemen 2500 yıldan beri bütün Demokrasilerde en temel kural; Yasalar ve yasaların üstünlüğüdür. AKP İktidarının, emrindeki hâkim ve savcıları kullanarak Yargıyı da seçilmiş iktidarın kölesi durumuna getirmeye çalışması ve bunu daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sloganı ile öne sürmesi, bağımsız olması gereken yargı gücünün tamamen seçilmişlerin kontrolü altına girmesini sağlayacak adımlar atmaya başlaması ancak Diktaya doğru gidişin ilk işaretleri kabul edilebilir. Eğer iktidarımız öyle iddia ettikleri gibi ülkeye daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük getirmek istiyorlarsa her şeyden önce Yargı Gücünü bağımsız ve hatta tam bağımsız hale getirmeye çalışmalıdırlar.
Dr. M. Galip Baysan
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
YAZARLAR
Seçme Haber
| Çık, Çıkabilirsen İşin İçinden… |
|
| Devamı... |


60’lı yılların ortalarında (ki 27 Mayıs 1960 sonrasında askerin, yönetime karışmasıyla gerçi ne değişti ?... MENDERES gitti DEMİREL geldi, 12Eylül 1980 sonrasında da DEMİREL’in gidip, ÖZAL’ın gelmesi gibi…Ne fırıldaklar dönmekte sürekli Asker-Hükümet işleri ve ABD arasında ?...
