1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

Güneydoğu Sorununu, 'Güneydoğu Sorunu' ve 'Terör Sorunu' olarak Ayırmak Doğru mu?

Yurdaer Kılıç - 25 Temmuz 2010

‘Güneydoğu Sorununda Çözüme Yönelik Bir Yaklaşım’ başlıklı yazımda sorunun bölgeye devletin elini uzatmaması ve bu nedenle bölgenin geri kalmışlığı olmadığını, bunun dışında bölgedeki sorunların etnik kökene de dayanmadığını belirttikten sonra, bölgedeki sorunların çözümünün sadece askeri önlemlerle değil; tarihimizin iyi bilinmesi, halkın eğitimi, ortak yaşamın ve entegrasyonun ne olduğunun bilinmesi ve halka aşılanması ile mümkün olacağını belirtmiştim.

Burada üzerinde durulması gereken önemli bir nokta da;  bölgedeki sorunların yanlış değerlendirilerek, hatalı çözüm arayışlarına gidilmesidir.

Bölgedeki sorunları, ‘Güneydoğu Sorunu’ ve  ‘Terör Sorunu’  olarak birbirinden ayrıymış gibi değerlendirmek bence büyük bir hatadır. Bu şekilde değerlendirilirse, çözüm de zorlaşacaktır. Çünkü Güneydoğudaki sorunlar terörle iç içe girmiştir ve sorunlar terörü, terör ise sorunları beslemektedir.

Doğu bölgelerimizde yapmış olduğum bir gezide, bunların ne kadar iç içe olduğunu yaşayarak görme fırsatım oldu. Burada konuya açıklık getirmesi bakımından birkaç gözlemimi paylaşmak istiyorum;

Öncelikle söylenmesi gereken bölge halkının, asker ve PKK baskısı altında sıkışmış vaziyette ve ne yapacağını bilemez durumda olduğudur. Zira PKK lı teröristler fırsat buldukları zaman yerleşim yerlerine inerek halktan kendilerine yardım etmelerini, askere karşı çıkmalarını ve bunu yapmadıkları takdirde kendilerini öldüreceklerini söylemektedir. Fırsat buldukça da sivil halka kayıplar verdirerek bölge halkına göz dağı vermektedir. Halk korku içinde PKK nın dediğini yapıyor gözüktüğü zaman devlet ve onun askeri gücü, halkı, PKK ya yardım ve yataklık yapıyor diye cezalandırmaktadır. Bu nedenle bazı çok çocuklu aileler, çocuklarının yarısını PKK ya teslim etmiş, diğer yarısını da Türk ordusunda askere göndermiş durumdadır.

Asker birçok yerde pusu kurulması korkusuyla ağaçları ve ormanı yakmıştır. (Ancak her yanan ağacın yanına yeni bir fidanın dikilmiş olduğunu hemen söylemeliyim. Burada yapılan işlem askerlerimizin hayatını korumak içindir ve doğrudur.)  Bölgeye giriş ve çıkışları kontrol altına tutulmaktadır.  Üst üste konmuş traktör lastikleri içersinde nöbet bekleyen Mehmetçiklerin göremeyeceği bölgelerde özellikle dağlar arasındaki yol kıvrımlarında ise on üç ile  on dört yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim silahlı dört beş kişilik Kürtçe konuşan grupların önümüzü kestiği oldu. Asker kontrolünde ben devreye giriyordum. Bu gruplar önümüzü kestiğinde aracı kullanan ve Kürtçe konuşan şoför devreye giriyordu. Bu şekilde gezimizi kazasız ve belasız tamamlamamız mümkün oldu. Ancak bölge halkının, bu önlemler içersinde bahsetmiş olduğum nedenlerle, bahçecilik, tarım ve hayvancılık yapması pek mümkün görünmemektedir. Halkın bir kısmı sınır kaçakçılığıyla geçimini temin etmeye yönelmiş.

Bölgede Kürtçe’ nin hakim olması devletin zafiyetini gösteriyor. Zira bölgeye okul yapılıyor. Öğretmen gönderiliyor. Ancak teröristlerin baskısıyla ya bunların eğitim vermesi engelleniyor veya ailelerin çocuklarını okula göndermeleri engelleniyor. Amaç; Bölge halkının Türkçe öğrenmesinin önüne geçilmesi ve ortak yaşamı ve entegre olmayı ortadan kaldırmaktır. Aynı şekilde bölgeye yapılmak istenen yatırımlar da çeşitli şekillerde engelleniyor. Teröristlerin ve bunları destekleyen iç ve dış kaynaklı yandaşlarının bu konuda yaptıkları en büyük propaganda bölge halkının kültürünün, etnik kökeninin ve inançlarının asimile edilerek ortadan kaldırılacağı yönündedir. Oysa önceki yazımda da belirttiğim gibi bu farklı kültürler yüz yıllardır bir arada yaşamış, kurtuluş savaşında düşmana karşı omuz omuza savaşmış ve şimdiye kadar kimliklerini ve kültürlerini korumuştur. Devlet bu asimilasyonun olmayacağı güvencesini halka anlatabilmelidir.

Bundan bir süre önce, Cumhurbaşkanımızın sofrasına oturan bir kadının Türkçe bilmediğine ve Kürtçe konuştuğuna şahit olduk. Bu bile Devletimizin ayıbıdır. Kendi vatandaşına resmi dilini öğretememiştir. Devletin resmi dilinin öğrenilmesinin bir asimilasyon olmadığı bölge halkına iyi anlatılmalı ve tüm halkın resmi dili öğrenmesi için çalışmalar hızlandırılmalıdır.

Farklı dilleri konuşanların bir süre sonra ayrılmaları kaçınılmaz olacaktır.

Bölgede diğer bir sorun halk için verilen teşviklerin gerçek sahiplerini bulamamış olmasıdır. Örnek; üç yüz koyun A çiftliğine getirilerek ekspere gösterilmiş, burada hayvancılık yapacağını söyleyen gözü açık, teşvik kredisini aldıktan sonra ortadan kaybolmuştur. Aynı koyunlar bu defa B çiftliğine kiralanmış, bir başka ekspere gösterilmiş, burada hayvancılık yapacağını söyleyen gözü açık da teşviğini aldıktan bir süre sonra ortadan kaybolmuştur.

Gezdiğimiz yerlerde bu şekilde yarım kalmış on üç çiftlik, fabrika ve imalathane olacağı söylenen virane saydım. Bölge halkı bu gözü açıkların meclise kadar uzanan kişiler olduğunu söylüyor ve teşviklerin gerçek sahibini bulmadığından söz ediyordu.

Bu halkta devlete karşı kırgınlık yaratan nedenlerden sadece biri olmuştu.

Aynı şekilde devletin jandarması varken ‘korucu’ için verilen paraların da belli aşiretlerin veya ağaların cebine indiğinden söz ediliyordu.

Bu şekilde Güneydoğuda devletin gösterdiği zafiyet ne yazık ki terörü beslemekte ve beslenen terör ise Güneydoğu da birçok sorunun ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Bu nedenle Güneydoğu Sorununu, ‘Güneydoğu Sorunu’ başka, ‘Terör Sorunu’ başka diye ele alacak olursanız. Çözüm bulmanız güçleşir ve içinden çıkılmaz bir hal alır.

Siz hiç sorunlarını halletmiş medeni ülkelerde veya ülkemizde sorunlarını en aza indirmiş bölgelerde tek tük hadiseler dışında sürekli terör olaylarıyla karşılaştınız mı?

Bana göre; Güneydoğudaki sorunlar çözülemez değildir ve bu sorunlara istekli bir şekilde, aradaki çıkar odaklarını bertaraf edecek ciddiyette eğilindiği zaman terörün de gerilediği görülecektir.  

 

 

Seçme Haber

TBMM Hangi Şartlar İçinde ve nasıl Açıldı

Meclis’in açılacağı günlerde batı dünyası dinsel fanatizmin ve emperyalizmin acımasızlığının en canlı örneğini veriyorlardı. 12 Şubat–10 Nisan 1920 günleri arasında Londra’da Türklerle yapılacak barış antlaşmasının esaslarını tespit etmek amacıyla yapılan toplantıda

Devamı...