Türk Ordusu Komuta Kademesine ve Bağımısz Yargıya Komplo
Bu günlerde artık herkes açıkça görüyor ki 87 yıllık Cumhuriyet tarihimizin en korktuğu kâbusunu yaşıyoruz. AKP iktidarının özellikle Ordu ve Yargı gücü üzerindeki baskıları adeta bir “saldırı” ve bir “öç alma stratejisi” halini aldı. Bildiğimiz ve tanıdığımız kadarı ile komutanlar bu ülkenin en dürüst en namuslu insanları olup tarihsel olarak Türk Milletinin onur timsalidirler. Hatırlıyor ve kıyaslıyoruz. Siyasilerimizin kendileri veya çoluk çocukları için yaptıkları müdahalelerle milyarlarca dolarla oynar ve bunu bir ticari kazanç olarak benimserken, daha bir iki yıl önce bir Kuvvet Komutanı Oramiral; hayatı boyunca elde ettiği iki evin kaynağını açıklamakta zorluk çektiği için rütbesi, maaşı dâhil her şeyini kaybetmişti. Tabii her zaman söylediğimiz gibi İktidar yağcılığını bir uzmanlık dalı halinde geliştirmiş taraftar basın ve sözde ilerici aydınlarımız olarak gösterilen numaracı cumhuriyetçiler bu görüşe katılmayıp tam tersini iddia edebilirler. Gerek Meşrutiyet gerekse Cumhuriyet döneminde askerlerin ülkemizde gerçek bir Demokratik Düzeni kurmak için gösterdikleri tarihsel çabaları es geçip, askerlerin darbeci bir ruha sahip olduklarını, demokrasiyi değil tam tersi faşizme sempati duyduklarını bile iddia edebilirler.
Son günlerdeki hareketler artık kimseyi şaşırtmıyor. Cumhuriyet tarihinde ilk defa bir Ordu Komutanı, İl başsavcısı, İl Jandarma Komutanı, MİT görevlileri ve bu olayda rol almış bütün resmi görevlilerin Tarikatları rahatsız etmesi nedeni ile tutuklanmaları, 20–30 yıllara kadar ağır ceza istemi ile yargılanmalarının kabulünü artık kimse yadırgamıyor. Aralarında eski kuvvet komutanlarının da bulunduğu yüzlerce general, subay ve astsubay değişik, kasıtlı olarak abartılı bir şekilde kamuya sunulan “İrtica ile mücadele” planları nedeniyle hapislerde neyle itham edildiklerini bilmeden aylarca, yıllarca yargılanmayı bekliyorlar.
Askerlerin böylesine hakaretamiz şekilde, adil yargılama değerlendirmeler dışında apar topar tutuklanmaları bazı sahalarda adeta keyifle izlenirken, Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı, çağdaş yaşam aşığı pek çok sivil aydın “Ergenekon terör örgütü” denen ama başı sonu belli olmayan bir yargılama nedeniyle hapislerde ağır hakaretlere uğratılıyor, yargısız suçlu muamelesi görüyor ve acı çekiyorlar.
Basın, Yayın organları birkaç gazete ve TV dışında tamamen hükümetin emri ve kontrolü altında. Bütün Bakanlıklar kadrolaşma ile taraftarların elinde. Başbakan o dışarıda kalan bir avuç bağımsız basın yayın organlarından şikâyetçi, sahiplerini “Yazarlarınızı, çizerlerinizi kontrol edin yoksa…” diye tehdit ediyor. Atatürkçülerin, Komutanların tutuklanmalarına sessiz kalan yazarlar, çizerler sıranın bir gün kendilerine de gelebileceğini anlayınca seslerini yükseltiyorlar.
Yüksek yargı organları hükümetin baskısı altında hiçbir iş yapamaz duruma getirilmişler ve bu da yetmiyormuş gibi, tek amacı tam bağımsız olması gereken “Yargı Gücü”’nün tamamen “Yürütme Gücünün” kontrolü altına alınması isteği ile alel acele bir “Anayasa değişikliği” hazırlanıyor. Bu konuda Başbakanımız Üniversitelerde ders olarak okutulması gerekecek Hukuk dersleri veriyor, yapılması istenen değişikliklerin ülkeye daha fazla özgürlükler, daha fazla demokrasi getirmek için yapıldığını iddia ediyor. Başbakanımız ve arkadaşlarını dinlerken aklıma yıllar önce okuduğum bir yazı ve AKP’nin en büyük destekçisi ve Taraf Gazetesinin dâhil pek çok tarikat basın yayın organının kurucusu Fettullah Gülen Hocanın sözleri geliyor. Hocamız taraftarlarına şöyle sesleniyor.
“ Eğitiminizi tamamlayıp Devlet kurumlarında, Adliye’de, Mülkiye’de görev alın. Burada mevcut olanlar birbirlerine dayanarak çalışmalıdırlar. Eğer onlar mevcudiyetlerini koruyamazlarsa, arkadan gelenlerin mevcudiyetini de koruyamayız. Bir taraftan o kanun ve kuralları, diğer taraftan da kanun ve kural adamı olma imajını kullanmalıyız. Yani sizi gören, ‘Bunlar kurallara harfiyen riayet ediyorlar’ demeliler.”
“Devlet kurumlarında çok ilerilere gitmeli, can damarları içinde dolaşmalıyız. Arkadaşlarımızın cepheleri öğrenmeleri lazım. Hukuk sistemini didik didik etmeliler. Sistemin püf noktalarını bilmeleri lazım. Biz de çalışıp onları istifade edecekleri mevkilere getirmeliyiz.”
Dikkatli olmalıyız. Erken harekete geçersek, tepemize binerler. Durmadan hazırlanmalıyız.. Zamanı gelince, uygun boşluk bulunca maratona geçeriz. Devlet memuru arkadaşlarımız kahramanlık yapamazlar. Erken vuruş yaparlarsa dünya başlarını ezer.. Bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephenize çekeceğiniz ana kadar her adım erken sayılır.”
Bir yazarımızın hemen hemen tümüne katıldığımız görüşlerine göre: ( Mustafa Mutlu)
Müritleri; aradan geçen yıllarda Fettullah Gülen’in bu talimatlarının dışına çıkmadılar...
Adliye’de, Mülkiye’de mevcut olanlar, mevcudiyetlerini korudular...Hem kanun ve kuralları kullandılar (her fırsatta demokrat kesilmeleri bunun örneğiydi) hem de kanun ve kural adamı olma imajını...Onları görenler gerçekten de “Bunlar kurallara harfiyen riayet ediyorlar” dedi
Sonra...“Taa ilerilere” gittiler...“Can damarları içinde” dolaştılar... TSK’nın, yargının, emniyetin, üniversitelerin içine sızdılar...“Hukuk sistemini didik didik ettiler, püf noktalarını öğrendiler...”Ve sonunda büyük yürüyüşe geçtiler.
Öyle ustaca ilerliyorlar ki bu uzun yürüyüşte kimseyi “ürkütmüyorlar!” Sırasıyla Siyaset kurumu yıpranıyor...Adliye yıpranıyor...Mülkiye yıpranıyor....Üniversiteler yıpranıyor...Medya yıpranıyor...Ama onlar; bu toz dumanda ortada bile görünmüyorlar!
Her yerdeler, her şeye hâkimler, istediklerini yapıyor ve yaptırıyorlar; ama yıpranmıyorlar!
Sızan gizli soruşturmalarda, fotokopi-gerçek belgelerde, telefon dinlemelerinde hep onların parmak izi var; ama “yok”lar!O kadar “yok”lar ki; kimse onları suçlayamıyor, eleştiremiyor, bitiremiyor! Şimdi de “koşar adım” amaçlarına yürüyorlar...Koca ülkenin saygın kurumları; onlara karşı, “kendilerini savunmaktan başka hiçbir şey yapamıyor...
İşte şimdi ünlü Times dergisinin “Türkiye felaketin eşiğinde” konulu yazısının gerçek nedenlerinin daha iyi anlaşılacağını zannediyoruz. Yeni Türk Demokrasi yürüyüşünü bizimkiler değil ama galiba yabancılar artık anlamağa başlamış gibiler.
(Not: Sayın Mutlu ve mesajı bize gönderen okurumuz Kazım Özhan’a teşekkür ederiz.)
Dr. M. Galip Baysan
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
YAZARLAR
Seçme Haber
| Tayyip Bey’in Başı Tranvayla dertte |
|
| Devamı... |


Ne demişti Tayyip Bey? - “Demokrasi tramvay gibidir. Hedefine varana kadar binersin, sonra inersin.” Evet böyle demişti, yıllar önce… E peki, hedefine vardı mı? Hayır!.. Hızlandırılmış tren hızıyla gidiyor olmasına karşın daha tam varamadı… Zaten kendisi de bunu çok biliyor… Onun için de kaza yapmaktan çekiniyor…
