1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

Anayasamız Devrimci Bir Anayasa Olmalıdır

DSP - 03 Şubat 2010

DSP GENEL BAŞKANI MASUM TÜRKER, ANAYASA PANELİ’NDE KONUŞTU:

“ANAYASAMIZ DEVRİMCİ BİR ANAYASA OLMALIDIR”

**DSP Genel Başkanı Masum Türker, DSP’nin Anayasa değişikliği konusunda düzenlediği panelde, toplumun tüm kesimlerini kucaklayacak bir Anayasa değişikliği yapılması gerektiğini söyledi ve “Anayasamız devrimci bir anayasa olmalıdır” dedi.

**Türker, “Türkiye’de sol yok mu oluyor?” tartışmalarının yapıldığını ancak DSP’nin sol yelpazedeki yerini koruduğunu vurguladı ve “Adında ‘sol’ olan tek parti DSP’dir. DSP, sessiz kitlelerin sesidir. Hakkını kendi olanaklarıyla arayamayanların hakkını arayan DSP,  onların kendilerini ortaya koyabilecekleri bir siyasal örgüt olarak her zaman varlığını sürdürecektir” diye konuştu. 

ANKARA- DSP Genel Başkanı Masum Türker, DSP’nin ‘devrimci’ bir anayasa istediğini, yapılacak Anayasa değişikliklerinin, toplumun tüm kesimlerini kucaklayacak nitelikte olması gerektiğini söyledi.

DSP, Tes-İş Konferans Salonu’nda Anayasa Paneli düzenledi. DSP Merkez Danışma Kurulu Üyesi Erol Tuncer’in yönettiği panele, TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı AKP’li Burhan Kuzu, Prof.Dr. Ergun Özbudun, Adalet Eski Bakanı Prof.Dr. Hikmet Sami Türk konuşmacı olarak katıldı. Panelde, DSP Genel Sekreteri ve Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi, DSP Örgüt Kurulu Başkanı ve Genel Başkan Yardımcısı Tufan Bural, DSP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Hasan Macit, DSP Genel Başkan Yardımcısı Serdar Savaş, DSP Genel Sekreter Yardımcıları Soydal Sılay ve Peray Atahan, DSP İstanbul Milletvekilleri Ayşe Jale Ağırbaş ve Hüseyin Mert, bazı Parti Meclisi Üyeleri ile DSP Ankara İl Başkanı Erol Al ve çok sayıda partili hazır bulundu.

DSP Genel Başkanı Masum Türker, panelin açılış konuşmasını yaptı ve DSP’nin anayasa değişikliklerinin tartışıldığı bir ortamda, farklı görüşleri ortaya koymak, hem iktidarın hem muhalefetin bu farklı görüşlerden yararlanmasını sağlamak amacıyla Anayasa Paneli yaptığını açıkladı. Önümüzdeki hafta da farklı bilim adamlarının görüşlerini açıklayacağı bu panel dizisinin süreceğini kaydeden Türker, tartışılan görüşlerin, ülkeyi bu konuda aydınlatmasının hedeflendiğini anlattı.

Türker, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından, Türkiye’de Anayasa değişikliğini isteyen ilk partinin, DSP olduğunu anımsattı ve “Diğer partiler, uzunca bir süre, askeri disiplin içinde, kendilerinin var olmasını sağlayan 12 Eylül’ün dayattığı Anayasa’ya razı olmuşlardır” dedi.

YENİ ANAYASA ULUSAL İRADEYİ YANSITMALIDIR

Türker, Türkiye’de yeniden  anayasa değişikliği yapılmak istendiğini belirterek şunları söyledi:

“Yeni bir anayasa, ulusal iradeyi yansıtmalıdır. Bunun için, yapılacak değişikliklerin, ulusal uzlaşmaya dayalı olması gerekir. Siyasi partilerin, sivil toplum örgütlerinin üzerinde uzlaştığı bir metin ortaya çıkarılmalıdır. Ancak ne yazık ki bugünlerde iktidar partisi ‘Eğer Parlamento’dan değişiklikler geçmezse, halkoylaması yaparız’ söylemini dillendiriyor. Unutulmamalıdır ki, bu yaklaşım, ulusal iradeyi yansıtmaz. Böyle bir anlayışla dayatılan anayasa, isterse Parlamento’daki milletvekillerinin çoğunluğu ile geçsin, toplumun tüm kesimleriyle uzlaşma sağlanmadığı için, ulusal iradeyi yansıtmaz. Böyle bir Anayasa, ihtilaller sonrası dayatılan Anayasa’lara benzer. Anayasanın, toplumun isteklerine yanıt vermesi için, toplumun tartışmasına ve katkısına açılması gereklidir.”

ANAYASA DEMOKRASİ ÖNÜNDEKİ ENGELLERİ AŞMALI

“Nasıl bir anayasa istiyoruz?” sorusunu yönelten ve bu konuda DSP’nin görüşlerini açıklayan Türker, “Biz 1995’ten bu yana, Anayasa’nın, gerçek demokrasi önündeki engelleri aşacak şekilde köklü olarak değiştirilmesini istiyoruz. Anayasa, insan haklarına, çalışanların haklarına, temel özgürlüklere engel olmayan, sivil toplum örgütlerinin siyasal katılımına engel olmayan bir içerikte olmalıdır. Cumhurbaşkanlığı tarafından hazırlanan bir raporda bile sivil toplum örgütlerinin siyasetten uzak durması önerilebilmiştir. Bu bile demokrasi adına yeterince endişe verici bir durumdur” diye konuştu.

Türker, Hükümet’in Tekel işçilerine yönelik tutumuna dikkat çektiği konuşmasında, “Çalışanların hakları gasp edilmemelidir. Bizim istediğimiz anayasa, çalışanlara yönelik hak kısıtlamalarını içerecek bir anayasa olmamalıdır” dedi.

ANAYASA TOPLUMSAL UZLAŞMA BELGESİDİR

“DSP anayasayı nasıl algılıyor?” diyen ve bu konuda da açıklamalar yapan Türker, “Toplumu yöneten ve rejimi belirleyen tüm hukuksal kurallar, yasalarla düzenlenir. Bunların temel normu olarak da Anayasa’yı kabul ediyoruz. Anayasa, toplumsal uzlaşma belgesidir ve bu çerçevede, asgari birlikte yaşama ölçütlerini, zorunlu hakların tanınmasıyla ilgili kuralları, devletin ve vatandaşın karşılıklı yükümlülüklerini, bunların ana hatlarını belirler ve bu bakımdan son derece önemlidir” diye konuştu.

GEÇMİŞİN DEĞER YARGILARIYLA GELECEK SAPTANMAZ

DSP lideri, bugüne kadar Anayasa ile ilgili tartışmalarda tarafların birbirlerine önyargıyla tepki gösterdiğine dikkat çekti ve panelin farklı görüşleri masaya yatırmak bakımından önemli olduğunu söyledi. “Geçmişin değer yargılarıyla, geleceğin amaçlarını saptamak mümkün değildir” diyen Türker, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Anayasamız, devrimci bir anayasa olmalıdır. Devrimcilik, yalnız olanı değil, olma ihtimali bulunan olayları da hissedip, onların ortaya çıkmasını önlemek, olası ihtiyaçları erken hissedip, bunları giderecek bir duruş sergilemektir. Bizim anayasa değişikliğine bakışımız bu bağlamda olmalıdır. DSP, gerek haklarda gerek özgürlüklerde, evrenselliğe uyumlu bir yaklaşım istemektedir.”

ANAYASA TOPLUMU KUCAKLAMALIDIR

DSP’nin, 2001 yılından itibaren Anayasa’da çok ciddi değişiklikler yaptığını anımsatan Türker, şunları söyledi:

“Biz anayasa değişikliklerinin, tüm toplumu kucaklamasını istiyoruz. O yüzden, toplumu kucaklayacak anayasa değişikliğinin, toplumun tüm kesimleriyle uzlaşılarak hazırlanmış bir anayasa metnine dayanması gereklidir. Yoksa ‘çoğunluğa dayanarak anayasa değişikliği yaparız’ derseniz, ortaya çıkan metin, askeri darbenin ardından hazırlanmış bir anayasadan farklı bir anayasa olmaz. Başbakan’ın ‘MHP bizimle uzlaşmazsa, anayasa değişikliğini halka götürürüz’ demesi, bu bağlamda yanlıştır. Peki bu metni kim hazırlayacak? Asıl sorun bu.”

ADINDA SOL OLAN TEK PARTİ DSP’DİR

Türker, “Türkiye’de sol yok mu oluyor?” tartışmalarına da değindi. DSP lideri, “Bu panelin, ‘Türkiye’de sol yok mu oluyor?’ tartışmalarının yapıldığı bir zamanda düzenlenmesi, önemlidir. Biz doğrultu tutarlılığı ile, sol yelpazedeki yerimizi koruyoruz. Adında ‘sol’ olan tek parti de DSP’dir. DSP, sessiz kitlelerin sesidir. Hakkını kendi olanaklarıyla arayamayanların hakkını arayan DSP,  onların kendilerini ortaya koyabilecekleri bir siyasal örgüt olarak her zaman varlığını sürdürecektir” diye konuştu.

TUNCER: TÜRKİYE LABORATUVARA DÖNÜŞTÜ

Türker’in konuşmasının ardından, panele geçildi. Paneli yöneten DSP Merkez Disiplin Kurulu Üyesi Erol Tuncer, Türkiye’nin, Osmanlı’dan bu yana çok zengin bir anayasa arşivi olduğunu belirterek yapılan anayasalar ve değişiklikleri özetledi.

Tuncer, “Türkiye, anayasalar üzerinde yapılmış çok sayıda değişiklik nedeniyle bir laboratuvara dönüştü” dedi. Tuncer, şimdi 12 Eylül darbesi sonrasında hazırlanan 1982 Anayasası’nın değiştirilmesinin gündeme geldiğini kaydetti ve “Bu Anayasa çıktığından bu yana sivil toplum örgütleri, siyasi partiler, ‘Bu Anayasa ile Türkiye yönetilemez’ dediler. Biz hala değişikliklerin yapılması gerektiğini tartışıyoruz. Bu Anayasa’da şimdiye kadar 15 kez değişiklik yapılmış ve 89 maddede değişiklik gerçekleştirilmiş. Yapılacak değişikliklerin içeriği önemli. Ama daha da önemlisi, değişiklik yapmanın yöntemidir. Yeni anayasanın toplumun tüm kesimleri tarafından benimsenmesi isteniyorsa, izlenecek yönteme çok dikkat edilmelidir” diye konuştu.

KUZU: ANAYASA DEĞİŞTİRMEK İÇİN  KONSENSÜS VE TELAŞSIZ ORTAM GEREKLİ

TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu ise DSP’ye, böyle bir panel düzenlediği ve AKP’li olmasına karşın kendisini panele davet ettiği için teşekkür ederek sözlerine başladı. Türkiye’nin 5-6 Anayasa eskittiğini ancak, 1921 ve 1924 anayasaları dışındaki anayasalara, millet iradesinin yansımadığını söyledi. Kuzu, “Millet orada yok ama. Seçtiği vekiller olarak biz işin içine ne kadar girebiliyoruz? Bu da kuşkulu. Sistemin içinde kurulan mekanizmalara baktığımızda bizlerin temsili konusunda da ciddi sorunlar görülmektedir. Bu yapının değişmesi lazım. Bu konuşulmadan anayasa konusunda demokratik gelişmeleri sağlamakta zorlanırız” diye konuştu.

Kuzu, Anayasa değişikliği yapımında, iki koşulun önem taşıdığını
bunların  ‘konsensüs’ ve ‘telaşsız bir ortam’ olduğunu bildirdi.

“Dünyada hangi ülke gelişmişse, anayasası kısadır” diyen Kuzu, İngiltere ve Hindistan örneklerini verdi. Kuzu, anayasaların hantallaşmaması gerektiğini, kısa metinlerin daha doğru olduğunu kaydetti ve  “Anayasa resmi ideoloji taşımamalıdır. Ama bununla değişmez maddeleri kastetmiyorum. Anayasaların, demokrasi getirmesi gerekiyor” dedi.

AKP’nin, mevcut Anayasa’yı değiştirmek için TBMM’de uzlaşma komisyonu kurmak istediğini, CHP’nin üye vermediğini, MHP’nin de aynı davranışı takip ettiğini belirten Kuzu, partisinin öngördüğü değişikliklerle ilgili olarak şunları söyledi:

“Yüzde 10’luk baraj kalkarsa Başkanlık Sistemi’ne geçmek gerekir. Türkiye milletvekilliği uygulanabilir. Ne kadar çözüm olabilir bilmiyorum ama, en azından temsilde adalet bir ölçüde sağlanmış olabilir. ‘Yüzde 10’luk baraj kalsın’ dediğimiz zaman ‘Diktatör müsün?’ diyorlar. Siyasi partilerin kapatılmasından da artık gına geldi. Türkiye’de artık bunların aşılması gerekir.”

ÖZBUDUN: YASAKÇI ZİHNİYET AŞILMALI

Prof.Dr. Ergun Özbudun da “Türkiye’nin bir anayasa problemi olduğu geniş bir çevre tarafından kabul edilen bir husus. Bu sorunun temelinde 1982 Anayasası yatmaktadır. Çünkü 1982 Anayasası, anti-demokratik yöntemle yapılmıştır” dedi.  1982 Anayasası yapılırken yaşananları anımsatan Özbudun, o dönemde  totaliter bir yaklaşım sergilendiğini anlattı. Özbudun, 1982 Anayasası’nda 15 değişiklik yapıldığını ve belli bir oranda demokratikleşme sağlandığını ama yasakçı zihniyetin tamamen ortadan kalkmadığını söyledi.

‘Bütüncül’ bir yaklaşım gerektiğini ve bu bağlamda 1982 Anayasası’nın tamamen değiştirilebileceğini kaydeden Özbudun, TBMM aritmetiğinin buna uygun olmadığını dile getirdi. Özbudun, yasakçı zihniyeti aşmak için kısmi değişiklikler yapılabileceğini bildirdi ve siyasi partilerin kapatılması konusundaki düzenlemenin acilen değiştirilmesini, Anayasa Mahkemesi ve Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’nun yeniden yapılandırılmasını zorunlu gördüğünü söyledi.

TÜRK: ANAYASALAR TOPLUMSAL SÖZLEŞMELERDİR

Eski Adalet Bakanı Prof.Dr. Hikmet Sami Türk “Anayasalar toplumsal sözleşmelerdir. O nedenle değiştirirken de yeniden yaparken de toplumsal mutabakat gerekir” dedi.

Türkiye’de ve dünyadan anayasa örnekleri veren, tarihsel süreç içinde anayasaların üstlendiği rolleri özetleyen Türk, anti demokratik içerikteki 1982 Anayasası’nı değiştirmek için en kapsamlı çalışmayı,  2001 yılında DSP’nin yaptığını anlattı. Türk, DSP’nin, TBMM’de bir uzlaşma komisyonu kurarak tüm siyasi partilerin görüşlerini aldığını ve daha sonra değişiklik yaptığını anımsattı ve bugünkü Hükümet’in de uzlaşmacı bir tutum içinde olmasını istedi. Anayasa değişikliği için geniş toplumsal mutabakat gerektiğini vurgulayan Türk, bunun için sivil toplum örgütlerinin de görüşlerinin alınmasını zorunlu gördüğünü bildirdi.

YENİ BİR ANAYASA DEĞİL, ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ YAPILMALI

Türk, “Yeni bir anayasa mı, anayasa değişikliği mi?” tartışmalarına da değindi ve geçmişte yapılan yeni anayasaların, yeni de olsalar önceki dönemde yapılmış anayasaların hükümlerini içerdiğini anlattı ve “Bu nedenle, yeni bir anayasa değil, anayasa değişikliğine gidilmesi gerektiği görüşündeyim” diye konuştu. Anayasa’nın değiştirilemez maddeleri olduğuna da işaret eden Türk, hangi maddelerde değişiklik yapılması gerektiğini de şöyle sıraladı:

-Anayasa’ya, ‘Uluslararası kuruluşlara eşit haklarla katılma durumunda, egemenlik diğer milletlerle birlikte eşit kullanılır’ hükmü eklenmeli.

- Bilgi edinme hakkı, anayasal hak olarak da güvence altına alınmalı.

-Yasalara ve Anayasa’ya aykırı davranışları durumunda, partilere kapatma cezası yerine, hazine yardımından tamamen ya da kısmen yoksun bırakma cezası uygulanmalı.

-Partisi kapatılanlara verilen 5 yıllık siyaset yasağı, yasama dönemi 4 yıla indiği için, 4 yıla indirilmeli. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin aldığı karar uyarınca, partisinin kapatılmasına neden olan milletvekillerinin milletvekilliğinin düşürülmesiyle ilgili hüküm, Anayasa’dan çıkartılmalı. Türkiye AİHM kararlarını uygulamak zorunda.

-Milletvekili seçilmeye engel olan suçları işlemiş milletvekilleri,
dokunulmazlığı kaldırılmadan, tutuksuz yargılanabilmeli.

-Kanun Hükmünde Kararnameler için yasalara benzer düzenleme yapılmalı. Anayasa’nın 91. maddesi değiştirilmeli.

-Cumhurbaşkanı’nın yeniden Meclis tarafından seçilmesi için değişiklik yapılmalıdır.

-Kamu Denetçiliği Kurumu (Ombudsmanlık) Anayasa’ya konulmalı.

-Askeri yargının görev alanı, askeri suçlarla sınırlandırılmalı.

-Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yeniden yapılandırılmalı. 

-Anayasa Mahkemesi yeniden yapılandırılmalı üye sayısı artırılmalı ve üyelerin görev süreleri on yılla sınırlandırılmalı.

- Yerel yönetimler sayıştayı kurulmalıdır.

Konuşmacılar daha sonra paneli izleyenlerin yönelttiği soruları yanıtladılar.

 

 

Seçme Haber

Kaçak

Elektrikteki kaçak değil bu, hani bir yerlerden sızıp da insanı yerinden zıplatıp, çarpacak türden…Gerçi elektriğin de KAÇAK olanı var sürekli vebali faturalarımıza eklenen…Eklense de KAÇAK elektriğin bedeli sırtımıza, yine de yenilmiyoruz hırsımıza; ödüyoruz…

Devamı...