1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

Parti Meclisi Üyesi Yusuf Dağ'dan Masum Türker'e Sorular

Güvercinevi - 23 Haziran 2009

DSP PARTİ MECLİSİ ÜYESİ YUSUF DAĞ'DAN MASUM TÜRKER'E SORULAR

22 Haziran 2009 günü gerçekleştirilen DSP Parti Meclisi toplantısında Parti Meclisi üyesi Yusuf Dağ, DSP Genel Başkanı Masum Türker'e bazı sorular sordu. Dağ, “Müslüman bir ülkede alnı secdeye varmayanın genel başkanlık yapamayacağını belirtmektesiniz. Bu tanım laikliğe uygun mudur?" dedi. İşte Dağ'ın parti meclisinde yaptığı konuşma:

Siyasi partiler iktidara gelmek için kurulur ve partilerin iktidara gelebilmesi için kitlelere umut ve güven vermesi gerekir. Umut ve güven ise parti yönetiminin ortaya koyduğu vizyon ve kadroya bağlıdır.

Demokratik Sol Parti, 22 Temmuz 2007 Genel Seçimleri’ne girmemiş, 29 Mart 2009 Yerel Yönetimler Seçimi’nde ise yüzde 2,9 oy alabilmiştir. Bu yüzde barajın çok altındadır.

Son beş yıllık dönem içinde DSP’nin halka umut ve güven verecek bir vizyon ve kadro sunamadığı bir gerçektir.

Sayın Masum Türker, 2009 Martı’nda yerel seçimlerin yapılacağı bilindiği halde, DSP Genel Sekreterliğinden ayrılıp TÜRMOB Başkanlığı tercihinde bulunarak, Partiye bağlılık ve Partinin geleceği konusunda kuşku yaratmıştır.

Türker, çok yakın geçmişte şiddetle eleştirdiği şu anda yanında etkili ve yetkili konumda olan arkadaşlarla çalışmayı tercih etmiştir. Yerel seçimlerden önceki söylemi ile şimdiki tercihini kitlelere açıklamak mümkün değildir.

İktidar iddiası olması gereken DSP Genel Başkanlığı tam zamanlı çalışma gerektirir. Böyle olması gerekirken Türker’in TÜRMOB Başkanlığının devam ettirilmesi, DSP Genel Başkanlığının yeterince ciddiye alınmadığını göstermektedir. Acaba DSP Genel Başkanlığı ciddiye mi alınmıyor? Yoksa TÜRMOB Başkanlığının sunduğu olanaklardan mı vazgeçilemiyor?

Bilindiği üzere bir parti genel başkanlığı ile yöneticiliği ciddi zaman alması gereken bir meslek kuruluşu başkanlığının birlikte yürütülmesi bir ilk oluşturmaktadır.

Ancak, Masum Türker’in makamlarda bulunma tutkusundaki ısrarı geçmişte ANAP, DYP ve DMP gibi partilerde görev ve adaylık girişimleri göz önüne alındığında bırakın halka, DSP tabanına bile güven vermemektedir. Masum Türker’in geçmişindeki bu girişimleri Bülent Ecevit’in altını çizdiği “doğrultu tutarlılığı” ilkesi ile çelişmektedir.

DSP tüzüğünde ve programında partinin Türkiye’nin Atatürk devrimi ve ilkeleri doğrultusunda çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine erişmesini amaçlayan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ulusu ve ülkesiyle bölünmez bütünlüğünü gözeten bir siyasi parti olduğunu tanımlanmaktadır. Ayrıca, Tüzüğün 84. maddesinin 19. bendinde “Partiler ve yurttaşlar arasında etnik ayrımcılık, din, mezhep ayrımcılığı veya yerli-yabancı ayrımcılığı gütmek” disiplin suçu olarak belirtilmiştir. Bir televizyon programında “Müslüman bir ülkede alnı secdeye varmayanın genel başkanlık yapamayacağını” belirtmektedir. Sormak gerekir, bu tanım laik cumhuriyet ilkelerine uygun mudur? Alnı secdeye varmayan yurttaşlar arasında bölücülük değil midir?

Bu değerlendirmeler ışığında Masum Türker, DSP’nin başarıya ulaşmasını istiyorsa ve buna gönülden inanıyorsa umut ve güven veren bir kadronun işbaşına geçmesi için nöbeti devretmesi DSP ve Türkiye için yapacağı en büyük hizmet olacaktır.

DSP ideolojisiyle ve yeni Genel Başkanın yönetimiyle ilgili “derin” kaygılar taşımaktayım. Parti Meclisi’nin bu konularla ilgili aydınlanmaya ihtiyacı olduğunu düşünmekteyim. Bunlarla ilgili sorularım olacaktır;

1- Sayın Genel Başkan, gerek seçim sonucundaki başarısızlığın gerekse parti kaynaklarının ve paralarının usulsüz kullanımı ve harcamalarıyla ilgili suçlamaların eski Genel Başkan Zeki Sezer’e yüklenmesini doğru buluyor musunuz? Özellikle parasal sorunlarla ilgili konularda temizliğine inandığım Zeki Sezer’e bu büyük bir haksızlık olmayacak mı? Zeki Sezer’in bu konuda tüm yetkileri paylaştığı ve yetkilendirdiği o günün ve bugünün yöneticileri olan sizlerin bu konuda yönetsel sorumluluğunuz yok mudur? En azından bu durum, tüzük hükümleri ve hukuk boyutunda bir görevi ihmal ve suiistimal olarak tanımlanamaz mı?

2- Biz, bir seçim süreci yaşadık. Sizden önceki Genel Başkanımız, seçim sonucunu başarısızlık olarak ilan ederek istifa etti. Bu seçimde özellikle belediye başkan adaylarının belirlenmesinde başrol oynayan üç arkadaşımız Hasan Macit, Hasan Erçelebi, Tufan Bural seçimlerde tam yetki ile görevlendirildiler. Ben böyle bir yapılanmaya itiraz ederek bir seçim komisyonu önermiştim ki, yapılmadı. Şimdi sorarım size, gerek çalışmalarda gerekse hüsranla biten başarısız seçimin ardından, yeni yönetimde bu arkadaşları yetkilendirerek önümüzdeki seçimlerde hangi başarıyı hayal ediyorsunuz? Parti Meclisimizi ve seçmenimizi değişmeyen böyle bir yönetimle ikna edebileceğinizi mi sanıyorsunuz?

3- Parti Meclisinde, seçim çalışmaları başlatılırken sonuçlar hakkında umutsuzluğumu dile getirmiş ve partinin yüzde 2 den fazla oy alamayacağını söylemiştim. Siz de o gün bizim oyumuzun yüzde 16 olduğunu söylüyordunuz. Partinin bu kırılmasından sonra hayal ürünü bu başarıdan söz edebilir misiniz?

4- Daha önceki Parti Meclisinde Parti hesapları incelenip tartışılırken siz, daha önce sayman olan Mecit Şekercioğlu’nu suçlamış, o dönemdeki parti harcamaları ile ilgili olarak, Anayasa Mahkemesi’nin yaptığı inceleme sonucunda Parti’nin ceza aldığını söylemiştiniz. Oysa bugün, suçladığınız bu arkadaşımızla onu genel sayman yaparak çalışıyorsunuz. Bu bir çelişki değil midir?

5- DSP’nin en önemli amacı büyümek ve iktidar olmaktır. Parti genel başkanı ve yönetiminin görevi herkesi kucaklamak olmalıdır. Oysa ki, Partinin bugünkü yönetimi partinin geleceğinden kaygı duyan ve tepki göstermek için istifa eden arkadaşlarımızı partiye kazandırmak yerine onları suçlayarak bu kişilerin DSP’li olmadıklarını ve DSP ideolojisini taşımadıklarını söyleyip parti dışına itmektedir. Bu nasıl siyaset anlayışıdır? Bu kapsamda Mustafa Sarıgül’e “gitsin parti kursun” diyen siyasi anlayış, partiyi büyütmek yerine partiyi daha da küçültmez mi? Partinin internet sitesinde bu görüşleri yayımlamanız, bu beyanatları onayladığınız anlamını taşımaz mı? Partinin kurucusu Sayın Rahşan Ecevit de bu söyleme dâhil mi?

6- “Müslüman bir ülkede alnı secdeye varmayanın genel başkanlık yapamayacağını” belirtmektesiniz. Sormak gerekir bu tanım laik cumhuriyet ilkelerine uygun mudur? Bu bölücülük değil midir? AKP’nin kadrolaşmada önemsediği tek kriter kişinin yeteneği, eğitimi, birikimi değil alnının secdeye değip değmediği değil midir? Dahası bugün AKP iktidarı tarafından yok edilmeye çalışılan laiklik ilkesine aykırı bu söylemi, DSP ideolojisiyle nasıl bağdaştırıyorsunuz?

7- Sayın Genel Başkan, parti tüzüğünün 84. maddesi 13. bendinde belirtilen partinin genel doğrultusuyla uyumsuzluğa düşmek konusunda ne düşünüyorsunuz? “Devrimci Demokrat Parti” ne demek? Demokratik soldan vaz mı geçtiniz? Antalya’da İşçi Partisi’nin düzenlediği toplantıya katılıp Doğu Perinçek’e selam gönderdiniz. Bu, samimi siyasal ideolojik görüşünüz mü? Yoksa sağcı geçmişinizi unutturmaya çalıştığınız yargısına mı varmalıyız? Önce ANAP sonra DYP ve DMP’deki geçmişinizi dengelemek amaçlı söylem miydi, bu? Siz hangi doğrultudasınız? Sağcı mı? Solcu mu?

8- Parti yöneticileri ve Parti Meclis üyelerinin masalarında dolaşan ve Parti Yönetiminde olan bazı kişilerin adlarının geçtiği ve Partimiz tüzüğünün 84. maddesinin 4, 10 ve 15. bentlerinde disiplin suçu olarak belirtilen durumları kapsayan mektupla ilgili herhangi bir işlem başlatmayı düşünüyor musunuz?

9- Sayın Genel Başkan seçimlere hazırlık aşamasında DSP genel sekreterliğinden istifa ederek TÜRMOB’a başkan seçildiniz. Şimdi ise. TÜRMOB’dan istifa etmeden DSP Genel Başkanlığı görevini sürdürmektesiniz. Bu davranışınız etik değerlerle ve sorumlu görev anlayışıyla ne ölçüde bağdaşmaktadır.

10- “Part-time” (yarı zamanlı) DSP Genel Başkanlığı görevini yürütmeyi içinize sindirebiliyor musunuz? Bu anlayış Sayın Bülent Ecevit’in görev anlayışıyla ne ölçüde uyuşuyor? Diğer yandan TÜRMOB’u DSP’nin arka bahçesi durumuna getirmeyi o büyük kuruluşa nasıl anlatacaksınız? Yoksa bu anlayış, TÜRMOB’dan almakta olduğunuz önemli kaynaktan vazgeçemediğiniz anlamını mı taşıyor?

DSP Genel Başkanlığı görevini TÜRMOB Başkanlığı ile aynı mı görüyorsunuz?
Siyasetçinin en önemli özelliği tutarlılığıdır. Sizin sağ-sol demeden değişik partilerde dolaşmanız “ne olursa olsun tüm makamlar benim olsun” anlayışı olarak yorumlanamaz mı? Partinin paralarının çar çur edilmesinde birlikte çalıştığınız ve çirkin ilişkilerle anılan kişilerle çalışmanız kendinizi aklamaya ve korumaya çalıştığınız anlamına gelmez mi?

Bu sorularıma cevap istiyorum ve bunların takipçisi olacağımı bilmenizi istiyorum.

YUSUF DAĞ

DSP Parti Meclisi Üyesi

 

Seçme Haber

"Cumhuriyet Yeniden İnşa Ediliyor"!

Atatürk onun en değer verdiği varlıktı. Çocukluğu ile ilgili anıları ona sorulduğunda hep anlattığı, Atatürk Büyükada’ya geldiği zaman çocukluk arkadaşı Emin Adakan’la, Atatürk’ün elini tutma ya da elbisesine deyme yarışı yapmasıydı. Bir keresinde de bunu başarmıştı

Devamı...