1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

Asıl Demokrasi Suçu Acaba Hangisi?

Galip Baysan - 19 Haziran 2009

Galiba yaşım ve tecrübelerim gereği bazı şeyleri tekrar tekrar gündeme getirmekten hoşlanmıyorum. Yazılarım dikkate alındığında, bazılarına göre AKP ve dolayısıyla Demokrasi düşmanı ve hatta dışarıda kalmış Ergenekonculardan biriyim. ( Ne yazık ki bu ifadeye Radikal Dinci yayınlar yapan bir sitenin yazılarında rastladım.) Oysa ne kadar Demokrasiye, hak ve özgürlüklere sahip çıktığımı ve bu konularda asla taviz vermediğimi beni tanıyan herkes bilir. Eğer dikkatle okunuyorsa yazılarımda “İrtica” ile mücadele edilmesini tavsiye ederken AKP İktidarına, PKK ile mücadele ederken Kürt asıllı yurttaşlarımıza, Ermeni meselesindeki çarpıklıkları ortaya koyarken de Ermeni toplumuna yardımcı olmaya çalıştığım anlaşılacaktır. Şimdi bu nasıl oluyor diyeceksiniz? Zamanla anlarsınız ama şu kadarını söylemek isterim ki, mümkün olduğunca ütopik hayaller yerine gerçekleri öne çıkarmaya ve ona göre düşünülmesini sağlamaya çalıştığım herhalde fark edilmiştir.

Mesela son günlerin en önemli konusu olan; bir Kurmay albayın hazırladığı iddia edilen “İrtica ve destekçilerinin nasıl tasfiye edilebileceği” konusunda başlatılan tartışmalar.  Yazıyı görmedim, okumadım, ama taraf gazetesinin tahrik unsurlarından biri olduğuna eminim ve aslı ortada olmayan bir fotokopinin kasıtlı olarak Hükümetle Türk ordusunu karşı karşıya getirme amacıyla ortaya atıldığına inanıyorum. Bu oyunda belgenin sahte veya gerçek olmasının bence hiç önemi yok. Genel Havanın kasıtlı olarak AKP karşıtlığına dönüştürülerek siyasi avantaj elde edilmesi,  Fettullah Gülen karşıtı olması nedeniyle de tarikatlar ve onlara bağlı basın yayın organları, polis ve Adli kurumlardan büyük destek görüleceği iyi hesaplanmış ve öyle de olmuştur.

 Size bir yıl kadar önce yazdığım bir yazıda Türk Aydınları, (Ama hangi türk aydınları? Vatanını, Ulusunun birlik ve bütünlüğünü seven, Çağdaş, çoğunlukçu ve Laik Demokratik sisteme bağlı aydınları kastediyorum) artık üç cephede savaşmaya mecburdurlar ifadesini kullanmıştım. İşte şimdi kastettiğim bu İç Politik ve Psikolojik Savaşın içindesiniz. Şu ana kadar köşemden izlediğim kadarı ile rakipleriniz Mürteciler, PKK Sempatizanları, Diaspora ve destekçileri çok güzel ve çok ustaca dövüşüyorlar. Her üç grup için en önemli hedefin Türk Ordusu olduğu artık alenen görülüyor.

Ordunun her hareketi ne yazık ki Ordu içindeki taraftarları vasıtası ile yakından izleniyor ve ilgili birimler uyarılıyor. Mesela; Türk Hava Kuvvetlerinin Kuzey Iraka yapacağı bir hava harekâtı eğer baskın şeklinde olur da PKK elemanları açıkta yani günlük faaliyetlerini yaparken yakalanırlarsa çok ağır zayiat verebilirler, ama eğer birkaç dakika önce bile uyarılırlarsa sığınaklara saklanıp en azından canlarını kurtarabilirler. Naçiz kanaatim onların Silahlı Kuvvetler içindeki sempatizanları vasıtası ile uyarıldıkları şeklindedir.

Son günlerde yazılarından Ordu karşıtı olduğunu bildiğimiz bir yazarın Kuzey Iraka giderek PKK liderleri ile görüşmesi, görüşlerini belirttiği yazılarının iktidar mensubu basın, yayın organlarınca da desteklenerek meselenin çözümü için olumlu bir ortam oluştuğu ve tam tabiriyle “Yağma Hasanın böreği gibi bir fırsatın kaçırılmakta olduğu” propagandası şok edici oldu. Kim, kiminle, nasıl ve ne için görüşecekti. Koca Türk Hükümetinden bir avuç asiye teslim olmasının beklenmesi mümkünmüydü? Bereket Hükümet ve Başbakan zamanında toparlanıp, şişirilmiş balonları bir tarafa iteleyerek her şeyden önce PKK’nın silah bırakmasını istediler de ortalık biraz sakinleşti.

Bu konuda Kürt kardeşlerimiz ve siyasilerine naçiz bir tavsiyem olacak. Üstünüzde size emir ve talimat veren bir terör örgütü var olduğu sürece kimse size layık olduğunuz Halk Temsilcisi gözü ile bakamaz. Daima bu örgütün baskısı ve gölgesi altında olduğunuz ve isteseniz de başka türlü hareket etme ve iddia edildiği gibi Kürt kökenli Türk vatandaşlarının haklarını savunmaya muktedir olmadığınız kabul edilecektir. Oysa eğer çevre ülkelerini uyutup, sadece ABD ve İsrail’in desteği ile bir Kürdistan kurmak hayali peşinde değil de, Türkiye Cumhuriyetinin özgür ve eşit haklara sahip bireyleri olmak istiyorsanız o zaman çözüm ve görüşme organı sizden başkası olamaz. Yapılacak tek şey PKK’yı bir an önce tasfiye edip, Halkınızın ve bütün Türk Halkının menfaatlerini kollayan özgür bir siyasi örgüt haline gelmenizdir. Size Tarihi bir hatırlatma yapmak isteriz: Bu gün dünyanın dört bir yanında Türkleri sağa sola durmadan şikâyet eden Ermeniler de bir zamanlar Osmanlının sadık tebaaları idiler. Onlar da dış güçlere dayanarak 900 yıllık bir kardeşliği bozdular. Sonuç her iki taraf için acılı oldu. Ben hala Türk- Kürt kardeşliğine ve bu kardeşliğin aklıselimle ve barışçı yaklaşımlarla çözülebileceğine inanıyorum.

İrtica meselesine gelince; AKP ve taraftar basın yayın organları ve bu kurumlarda çalışan yüzlerce kiralık veya yerli kalemşorlar ne derse desin ve hatta siyasiler irticai hareketleri suç olmaktan çıkarıp, irtica ile mücadeleyi suç haline getirsinler, bu konuda oldukça fazla mürekkep yalamış bir vatandaş olarak söylemek isterim ki; hala Türk Halkına yönelik en büyük iç tehdit İrticadır. İktidardaki AKP Hükümeti ve siyasileri de İrticaın en büyük destekçileridir. Bu sadece benim naçiz görüşüm değildir, herkese Anayasa Mahkemesinin AKP’nin kapatılması ile ilgili kararını hatırlatmak isterim. Üstelik Anayasa Mahkemesinin suçlu bulması yetmiyormuş gibi, çağdaş düzenle, demokrasi bahane edilerek savaşmak için Engizisyon mahkemelerine veya Demirperde ülkelerindeki mahkemelere benzer, tamamen hükümet emrinde ve ondan aldığı talimatlara göre hareket ettiği tahmin edilen, tarikat veya İmam Hatip menşeli Savcılar, Hâkimler, Avukatlarla dolu mahkemeler kuruldu.

Bir sürü masum insan, bir sürü suçlu insanla karıştırılarak kabaca tutuklanıp hapislere atıldılar. Kimse onların durumunu, neler çektiğini sormuyor, soramıyor. Bakıyorsunuz Atatürkçü düşünce derneği Başkanının notları arasında falan için veya filan için kayıt tutmuşlar, istihbarat yapmışlar diye yaygara koparılıyor. Fakat bu iddiaları sıralarken taraftar basında çıkan yazılardan, kendilerinin tehlikeli gördükleri herkes için istihbarat yaptıkları ve hatta yıllardan beri konuşmalarının taraftar polis veya kadrolaşma ile ele geçirilmiş devlet örgütleri vasıtasıyla dinlendiği ve bir gün kullanılmak için kayda alındığı ortaya çıkıyor.

Asıl komiğime gelen nedir biliyor musunuz? AKP liderleri bol bol demokrasi ve demokratik haklardan bahsediyorlar ve bu işleri sanki demokrasiyi koruma amacıyla yaptıklarını ima ediyorlar. Acaba hangi demokratik ülkede insanlar Tarikat mensubu Savcılar, hâkimlerle, suçu sonradan icat edilmek üzere tutuklanıp hapse atılıyor ve yıllarca mahkemeye çıkarılmadan hapislerde çürütülebiliyor? Acaba hangi demokratik ülkede Ordu ayrılıkçı güçlerle savaşırken hükümet kendi askerine karşı düşmanca tavır alabiliyor? Adeta düşmanla işbirliği yaparcasına, düşmana açıkça destek verdiği bilinen bir yayın organının ortaya çıkardığı gerçek mi? sahtemi? Olduğu bilinmeyen bir belgeyi bahane ederek kendi Ordusunu Mahkemeye veriyor? Hangi demokratik ülkede insan hakları alenen ihlal ediliyor ve sayısız bireylerin özel ve resmi konuşmaları sınırsız dinlenip kayda alınıyor? Hangi ülkede insanların şahsi ve ailevi evrakı apar topar ele geçiriliyor ve aylarca, yıllarca süren araştırmalar sonucunda bulunan bazı yazı veya görüşmeler e dayanılarak insanlar hukuk tarafından önce taraftar basın yayın organlarınca suçlanıyor? Acaba hangi demokratik ülkede İktidar kendi bürokratları, memurları, işçileri, emekli, dul ve yetimleri, üniversiteleri, eğitim kurumları, en yüce mahkemeler dahil Yargı unsurları ile kavgalı olabiliyor.?

Yazıma şimdilik son vermeden giriş kısmında belirttiğim iki konuya açıklık getirmek isterim. Bir an için belgenin gerçek olduğunu kabul edelim. Eğer belge “İrtica ve Tarikatların Etkisini Giderilmesi” benzeri bir başlıkla, İrticaa karşı mücadele etmeyi hedefliyorsa bence bu TSK’nin mutlaka yapması gerekli bir çalışma olup hem TSK’nin görevi, hem de Demokrasi açısından olumlu kabul edilecek bir olaydır. Eğer 2009 yılında Türkiye Cumhuriyetinde ülkeyi yüzlerce yıl geriye sürükleyecek bir anlayışı zamanında önlemek için gerekli tedbirlerin alınması yolunda çalışmalar yapmak ve Hükümete tavsiyelerde bulunmak Türk Ordusunun görevi değilse hangi kurumun görevi olacaktır? AKP’nin irticaın gelişmesine destek veren bir kurum olduğu bu inceleme sırasında belirtiliyorsa, bunun yanlış olduğunu ve hatta demokrasiye aykırı olduğunu nasıl iddia edebilirsiniz?

Burada gerçek mücadele Çağdaş yaşamla İlahi yaşam tercihleri arasındadır ve aralarında yüzlerce yıllık bir mesafe vardır. Türk halkının çağdaş yaşamı bu yüzyıllık mesafeyi inanılmaz bir beceri ve başarılı yönetimler sonunda yakaladıktan sonra yobazca düşüncelerin etkisi ile tekrar geriye döndürülmesine izin vermek, destek vermek inanılmaz bir gaflet ve ihanet olacaktır. Kaldı ki bütün zorluklar ve karşı çıkışlara rağmen bu çağdaş düzenin kuruculuk ve koruyuculuk görevini bu güne kadar hepTürk Ordusu üstlenmiştir. İş bu hali alınca, herkes gaflet uykusundan uyanmalı ve gelişmelere göre Çağdaş Yaşamı Destekleme veya İlahi Haklar Sisteminin hâkim olduğu bir yaşam biçimini desteklemeye hazır olmalıdır. Türk insanları çocuklarının, torunlarının nasıl bir dünyada yaşamasını istiyorsa ona göre çıkacak zorluklarla mücadeleye hazır olmalıdır. Bu mücadelenin Demokratik ve Hukuki yollarla olacağını söylemeye gerek varmı?  bilmiyorum. 

Yok, böyle değil de belge gerçekse ve sadece AKP’nin nasıl tasfiye edilebileceğini ele alıyorsa, o zaman Türk Halkının %43–47 oyunu alarak iktidara gelmiş bir siyasi kurum olarak AKP’nin hem kendini ve hem de yaptıklarını savunma hakkı olduğuna inanıyoruz. Ama yine demokratik olma açısından AKP den ve hükümetten bir ricamız olacak, lütfen bu konuda yargı elemanlarını kullanmayın, mümkün olduğunca tarafsız olduğu bilinen hâkim ve savcılar devrede olsunlar ve halk olarak bizim yargıya olan güvenimiz tamamen tükenmesin.

Dr. M. Galip Baysan

 

 

Seçme Haber

Londra Konferansı ve İkinci İnönü Zaferi

Cumhuriyet tarihimizde 1921 yılı savaşlar (daha doğru bir deyimle muharebeler) ve anlaşmalar dönemi olarak kabul edilebilir. Konumuzla ilgili en önemli olaylardan biri, “Sevr” in revize edilmiş bir şeklini

Devamı...