Türkiye İçin Nasıl Bir Sanayi Politikası?
Günümüz koşullarında Türkiye’nin en önemli ekonomik sorunlarından biri cari açık sorunudur. Cari açık sorunun temelinde ise büyük ölçüde dış ticaret açığı yatar. Bu sorunun çözümü para ve döviz kuru politikaları gibi kısa vadeli önlemlerin yanı sıra, ülkenin sanayi yapısının değiştirilmesine yönelik çok daha uzun vadeli ve yapısal önlemlerin alınmasını gerektirir. Ülke sanayiinin –özellikle- enerji girdisinde ithalata bağımlılığını azaltmanın neredeyse imkânsız olduğu düşünüldüğünde, ilgili sorunu, özellikle (üretim ve ihracat açısından) sanayinin nitelik yapısının değiştirilmesini önceleyen bir sanayileşme sorununa indirgemek mümkündür.
Sanayileşmeyi yüksek katma değerli ve karmaşık ürünleri üretebilme adına sınaî yapıda emek-yoğun üretim faaliyetlerinden teknoloji-yoğun üretim faaliyetlerine yönelik kesintisiz bir yer değiştirme süreci olarak tanımladığımızda; sanayi politikasını, serbest piyasa koşullarının gerçekleştirebildiğinin ötesinde, sınaî gelişmeyi teşvik etmeye ve yönlendirmeye yönelik devlet politikaları olarak kurgulamak mümkün olacaktır.
Küreselleşme sürecinin tüm hızıyla yaşandığı günümüz koşullarında geleneksel girdilere dayalı emek ve kaynak-yoğun sanayilerin önemi ve payı azalırken, yüksek teknolojili sanayiler ve hizmetlerin önemi ve payı gittikçe artmaktadır. Bu süreçte gelişmiş ülkelerle arasında teknolojik açık bulunan Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin kurgulayacağı sanayi politikasının temel amacı, emek ve kaynak-yoğun ürünlerden yüksek-teknolojili ürünlere ve hizmetlere doğru üretim ve ihracat yapısını değiştirecek nitelikte bir yapısal değişimi sağlamak olmalıdır.
2005 yılında TMMOB Ölçü Dergisi’nde yayınlanan “AB Sürecinde Türkiye Sanayi Politikasına Yönelik Eleştirel Bir Yaklaşım” başlıklı çalışmamda, Türkiye yönelik böylesi bir sanayi politikasının gerekçelerini, kuramsal ve kavramsal bilgilerin ışığında ve AB sanayi politikasının geçirdiği evrimin sonuçları doğrultusunda ayrıntılı olarak ele almıştım. Bu kısa yazıda ise Türkiye’nin olması gereken sanayi politikasının temel çerçevesini vermeye çalışacağım. Ancak ilgili önerilerimin anlam kazanabilmesi apriori; AB, IMF, Dünya Bankası ve WTO gibi bölgesel ve küresel nitelikli kurumsal örgütlerin Türkiye’ye dayattığı sanayi politikalarını birebir uygulama keyfiyetinden vazgeçmekle mümkündür. Ulusal sanayinin uluslararası rekabet gücü kazanabilmesi için gerekli yapısal değişimi sağlayabilecek, olabildiğince bağımsız bir sanayi politikası uygulamayı hedefleyen ulusalcı bir siyasi iradenin varlığı ise temel hareket noktasıdır.
Bu bağlamda önerilerimizi şu şekilde özetlemek mümkündür:
–1980’lerden bu yana körü körüne uygulanmaya çalışılan IMF-Dünya Bankası yapısal uyum politikaları terk edilmeli, ulusal kaynakları esas alan ve bilimsel-teknolojik temeli güçlendirmeyi öngören, AB’nin güdümünden arıtılmış uzun dönemli kalkınma planlamasına dayalı bir kalkınma anlayışı ortaya konmalıdır. Sanayi politikaları, bilim ve teknolojiye dayalı kalkınma anlayışının bir alt unsuru olarak yapılandırılmalıdır.
–Son dönemde AB ülkelerinin içinde bulunduğu ekonomik kriz de fırsat bilinerek, AB’yle yapılmış olan Gümrük Birliği anlaşması en kısa zamanda gözden geçirilmeli; bu anlaşmadan yıllarca zarar gören Türkiye’nin gerekirse birlikten çıkması gündeme getirilmelidir. Bu bağlamda AB Bakanlığı gibi “hayal tacirliğinden” başka hiçbir anlamı olmayan bir bakanlığın ivedilikle kaldırılması ve buraya aktarılan kaynakların çok daha gerçekçi kalkınma hedefleri için kullanılması sağlanmalıdır.
–Siyasi karar alıcılar bilim ve teknoloji politikasıyla bütünleşmiş bir sanayi politikası oluşturmalı, bunun önündeki kurumsal engeller kaldırılmalıdır. Alelacele çıkarılan bir KHK’yle bir gecede yaratılan, Kalkınma Bakanlığı, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığı gibi çok sayıda bakanlık, “bilim ve teknolojiye dayalı kalkınma anlayışının alt unsuru olarak yapılandırılması gereken bir sanayi politikası tasarımında” çok ciddi bir koordinasyonsuzluğa ve çok başlılığa yol açacaktır. Kalkınmayı hedefleyen bilim, sanayi ve teknoloji politikasının tüm kamusal kurumları tek bir kamu otoritesi altında örgütlenmeli, parçalanmış kurumsal örgütlenme yapısı ortadan kaldırılmalıdır. Bahsettiğimiz bütüncül kurumsal örgütlenme, kalkınma planlarıyla ilişkilendirilmeli; DPT’nin Kalkınma Bakanlığı içinde eritilmesi operasyonundan vazgeçilerek, daha özerk bir planlama örgütü olarak varlığını sürdürmesi sağlanmalıdır.
–AB ülkelerinin kendi tarihsel ekonomik gelişme koşullarına uygun olan ve böylelikle anlam kazanan günümüz neoliberal sanayi politikası anlayışının uygulanmasından vazgeçilerek, yapısalcı sanayi politikası modeli oluşturulmalıdır. Sanayide uluslararası rekabet gücünün artırılması için yönlendirici planlama doğrultusunda, Doğu Asya ülkelerinde olduğu gibi uzun dönemli dinamik karşılaştırmalı üstünlükler esas alınmalıdır. Teşvikte seçicilik öne çıkarılmalı, izleme-değerlendirme mekanizmaları işletilmeli, teşvik edilen sektör, grup ya da faaliyetler güçlü bir denetim sürecine tâbi tutulmalıdır. Teşvik ve desteğe konu olacak stratejik sektör seçimlerinde emek, kaynak ve ölçek yoğun üretim yapısından ziyade bilim-teknoloji temelli ve farklılaştırılmış ürünlere yönelik sektörlere öncelik verilmelidir.
–Kamu iktisadi kuruluşlarını özelleştirme saplantısından vazgeçilmeli ve Türk sanayisinin uluslararası rekabet gücünü yükseltmek için mevcut kamu sanayi kuruluşlarının üzerine düşen sorumluluğu alabilmesine yönelik reformlar ivedilikle yapılmalıdır. Ayrıca otomotiv gibi sektörlerde yerli marka yaratma fırsatının, daha 1960’lı yıllarda kaçırılmış olduğu gerçeği kabul edilmeli, bu tür popülist fantezilerden vazgeçilerek, yukarıda belirtilen kriterlere göre seçilen stratejik sektörlerde gelişme ivmesi sağlayacak ve bu sektörlerdeki şirketleri uluslararası rekabete hazırlayacak kamu-özel sektör ortaklıklarının devreye sokulması sağlanmalıdır.
–Yukarıda temel çerçevesini vermeğe çalıştığım sanayi politikasının uygulamaya konulması halinde, uzun vadede de olsa ülke sanayinin üretim ve ihracat yapısı uluslararası rekabet gücü ve verimlilik temelinde değişim sürecine girecek ve Türk sanayii, ülke ekonomisinin en temel sorunlarından biri olan cari açık sorununun çözümüne destek olacaktır.
–------------------------------------------------------
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Ulus Gazetesi, 17 Ekim 2011
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
YAZARLAR
Seçme Haber
| Media diyor ki; 4 Nisan günü 12 Eylülcüler yargılanacakmış... |
|
| Devamı... |




Bugün 12 Eylülcüler'i, 12 Eylül anti-demokratik kargaşasını yaratanları yargılama günüymüş... İşit de, inanma !... Duy da, kanma !... Son yıllarda yaşadığımız "ileri-demokrasi" düzeni, siyasetle,
