Üniversitelerde “Adrese Teslim” Kadro Dönemi
Geçtiğimiz günlerde internette, bazı köklü devlet üniversitelerinin profesör, doçent ve yardımcı doçent kadrolarına yönelik akademik personel alım ilanlarına rastladım. Aslında üniversitelerdeki boş kadroların ilanı, mevcut yönetmelik gereği Türkiye’nin en yüksek tirajlı beş gazetesinden birinde yapılmakta. Ama dönem “açıklık” dönemi ya; üniversiteler de ne kadar şeffaf olduklarını, “duyduk duymadık kalmasın” misali artık bu şekilde sergilemekte. Bu ilanlarda adaylarda aranan koşulları okuduğumda ise gözlerime inanamadım. Bazı kadroların koşullarında, neredeyse atanacak kişinin bir tek isimi yazılmamış ilan metinlerine. İlanı veren üniversitelerin isimleri çok da önemli değil. YÖK’ün ve devlet üniversitelerinin olabildiğince siyasallaştığı günümüz koşullarında, artık bu tür ilanlar birçok devlet üniversitesi için geçerli. Bu süreç yalnızca devlet üniversiteleri değil, devletin diğer kurumları ve yerel idarelerinin kadrolarının kullanılmasında da benzer şekilde yaşanmakta. Babasının başkan olduğu belediyeye itfaiye eri alımı için, oğlunun bitirdiği bölümün kadro ön koşulu olarak konulması, artık hiç kimseyi şaşırtmamakta. İtfaiye eri kadrosu için, “iktisat veya felsefe lisansı yapmış olma” zorunluluğu arasındaki ilişkiyi sorgulamak ise kimsenin haddine dahi düşmemekte.
Gelelim üniversitelerde akademik kadro ilanı ve seçimi konusuna. Akademik personel seçimi aslında günümüze ait bir sorun değil. Türkiye’de üniversitelerin öğretim elemanı alım biçimleri, öteden beri tartışmaya açık bir konu. Bu konuda hangi kriterlerin uygulanacağına ilişkin tartışmalara burada girmek istemiyorum. Ama en basitinden; “eğitimin niteliği, yabancı dil bilgisi, analitik düşünme, yayın performansı, kendine güven, sosyal hayata uyum ve kendini ifade edebilme” gibi ölçütler açısından yapılacak bir değerlendirme süreci, bu konuda objektif bir yol haritası oluşturmada başlangıç olabilir. Özellikle araştırma görevlilerinin seçiminde, merkezi koşulları geçen bir adayın jüri tarafından değerlendirilmesinde bahsi geçen ölçütler kullanılabilir. Aslında bu, başlı başına bir araştırmayı gerektiren ayrı bir tartışma konusu.
Ancak, özellikle yardımcı doçent ve doçent kadrolarına öğretim üyesi talebinde bulunulurken sorunun bir başka boyutu daha ortaya çıkmakta. Doçentlik, Üniversitelerarası Kurul tarafından yürütülen iki aşamalı bir eleme sonucunda kazanılan bir unvan. Herhangi bir üniversitenin doçent kadrosuna başvurabilmek için bu sınavları geçip, ilgili unvanı almış olma şartı söz konusu. Her iki kadroya da yükseltilme ve atanma koşulları 2547 sayılı kanuna dayalı, “Öğretim üyeliğine Yükseltilme ve Atanma Yönetmeliği’nde açıkça tanımlanmış. İlan edilen bu kadrolara ilgili yönetmeliğe uygun olan herkes başvurabilir.
Anadolu’nun ücra köşelerinde bir gecede açılan bazı yeni devlet üniversitelerindeki boş kadroları kimse talep etmezken, büyük şehirlerdeki köklü üniversitelerde ilgili kadrolara, büyük ölçüde yine aynı bölüm ve anabilim dalında yer alan bir alt kadrodaki öğretim elemanlarının atanması söz konusu. Örneğin, bir bölümde ihtiyaç bulunan yardımcı doçentlik kadrosuna, o bölümde doktorasını vermiş olan kadrolu araştırma görevlisinin atanması tercih edilmekte. Bu tür bir tercih, kurum içi uyum ve sürekliliğin sağlanması açısından olumlu sonuçlar doğurabilmekle birlikte, kurumsal atalete ve ahbap-çavuş ilişkilerine kapı açabilmesi gibi nedenlerle de tartışmaya açık. Bu yazıda ilgili tartışmaya girmek istemiyorum. Ancak anlaşılacağı üzere, bu kadroların illa içeriden kullanılması zorunluluğu olmadığı gibi, atanma ve yükseltilme yönetmeliğinin ilgili maddelerine uygun düşüyorsa, koşullara uyan herkes bu kadrolara başvurabilmekte. Zaten boş kadroların kamuoyuna ilan edilmesinin altında da bu mantık var. Aksi halde, niçin kadro talebi için kamuoyuna haber ve ilan verilir ki? İşte en kritik soru da bu. Dolayısıyla kadro koşullarının, aşağıdaki örneklerde olduğu gibi “aşırı derecede belirleyici ve neredeyse bir kişiyi tanımlarcasına” verilmesi, kadronun ilan edilmesi gereğine ters bir tavır.
Şimdi çeşitli devlet üniversitelerinin Resmi Gazete’de de yer alan adrese teslim bazı kadrolarının hangi koşulları içerdiğine bir göz atalım:
- Din Sosyolojisi Anabilim dalı için yardımcı doçentlik kadrosu koşulu: “Tunceli Aleviliği konusunda Doktora yapmış olmak”
- Ticaret hukuk Anabilim dalı için yardımcı doçentlik kadrosu koşulu: “Anonim Ortaklıklarda Tahvil konusunda özel Hukuk Anabilim Dalında Doktora yapmış olmak. İşletme Bölümünde Ticaret Hukuku dersi vermiş olmak. Limitet Şirkette Sermaye payı ve payın devri ile ilgili Yüksek Lisans tezi yapmış olmak. Kooperatiflerde Ortakların Sorumluluğu başlıklı makale hazırlamış olmak”.
- Yönetim ve Çalışma Psikolojisi Anabilim dalı için yardımcı doçentlik kadrosu koşulu: “Çalışma Ekonomisi Bilim Dalı'nda Türk GSM sektöründeki insan kaynakları uygulamaları konusunda Doktora çalışması yapmış olmak. Ekonomik Krizin Bireysel ve Örgütsel Düzeydeki Etkileri, Beden Dili, Çalışma Hayatında Psikolojik Taciz, İş Etiği, Örgütsel Stres Örgüt İklimi konularında ulusal ve Uluslararası düzeyde araştırma çalışmaları yapmış olmak”.
-İşletme Bölümü için yardımcı doçentlik kadrosu koşulu: “Sanayi kümeleri, teknolojik yenilik konusunda doktora yapmış olmak”.
Adrese teslim kadro ilanlarına, şimdi de sağlık ve fizik bilimlerinden örneklerle devam edelim:
-Sağlık Kurumları Yöneticiliği Anabilim Dalı için iki adet yardımcı doçent kadrosuna konulan koşullar: “Birinde, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri ilişkileri alanında lisans, yüksek lisans ve doktora belgelerine sahip ve Sağlık Yönetimi alanında en az 5 yıl öğretim elemanı olarak çalışıyor olmak. Diğerinde Sağlık Yönetimi alanında lisans, İşletme alanında (MBA) yüksek lisans, Sağlık Kurumları Yönetimi alanında doktora belgelerine sahip ve Sağlık Yönetimi alanında en az 5 yıl öğretim elemanı olarak çalışıyor olmak”.
-Teknik Meslek Yüksek Okulu’nun Makine Bölümü için iki adet yardımcı doçentlik kadrosuna konulan koşullar: Birincisi için, “Teknik Eğitim Fakültelerinin Talaşlı Üretim Öğretmenliği Bölümlerinden mezun olmak. Bilgisayar Destekli Tasarım ve Üretim konusunda çalışmış olmak. Elyaf Sarım Teknolojisi ve Kompozit Malzemeler konusunda uygulamalı doktora tezi yapmış olmak. Alanında en az 5 yıl Araştırma Görevliliği yapmış olmak”. Diğer yardımcı doçentlik kadrosu için konulan koşul: “Makina Mühendisliği İmal Usulleri Anabilim Dalı mezunu olmak. Çelik Kaynağı ve Işıl İşlemler konularında çalışmış olmak. Modern Kalite Yönetim Sistemlerinin Performans Değerlendirmesi konusunda uygulamalı doktora tezi yapmış olmak. En az 15 yıl Araştırma Görevlisi olarak çalışmış olmak”.
Birçok üniversiteden benzer örnekleri çoğaltmak mümkün. Sonuç değişmemekte. Adayların neredeyse doktora tezi adını ve yapmış olduğu bilimsel yayınları tanımlayan, bu tür şahsa özel ve adrese teslim kadro ilanlarının, “hukuki olarak sorunlu olup olmadığı” konusunu değerlendirmeyi hukukçulara bırakıyorum. Ancak bazı konuları da merak etmeden duramıyorum.
Örneğin; böylesi kadro koşullarını belirleyen üniversitenin ilgili yöneticileri, son ilanda olduğu gibi, aynı bölümdeki yardımcı doçentlik kadrosu için, birinde “en az 5 yıl” diğerinde ise “en az 15 yıl” araştırma görevlisi olarak çalışma koşulu getirilmesinin yarattığı “çelişkiyi” nasıl açıklamaktalar? Ayrıca, aynı bölümden ya da dışarıdan, ilgili kadrolara başvurmak isteyen diğer insanların bu tür adrese yönlendirilmiş kadrolar nedeniyle yaşadıkları hayal kırklıklarının, üniversitelerdeki bilimsel düşünce ve akademik gelişmeyi nasıl etkileyeceğine ilişkin bu yöneticilerin bir fikirleri var mı? Böylesi isme özel kadro koşullarını üreten ilgili üniversite yöneticileri, “çok özel tanımlı kadro talebi”nde bulunmanın bir sürü “şaibeye” de kapı açacağının farkındalar mı? Mesela aynı bölümde iki ya da daha fazla yardımcı doçent adayı varsa, “bir kişiye özel kadro” talebi hangi önceliklere ve ölçütlere göre belirlenmekte? Birçok üniversitede bahsi geçen kadroların kimlere verileceğine ilişkin kararların artık bizzat rektörler tarafından alındığına dair duyumlar söz konusu. Rektörler bu kararları hangi önceliklere ve ölçütlere göre almaktalar? Konuyla ilgili bu ve benzeri çok ciddi sorular yanıt beklerken, bazı devlet üniversitesi yöneticileri, ÖSYM örneğinde olduğu gibi, “siyaseten bir akıl tutulması içine girmişler” de bizim mi haberimiz yok? Ne yazık ki ilanların dili böyle söylüyor.
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Ulus Gazetesi, 9 Mayıs 2011
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
YAZARLAR
Seçme Haber
| Altmışların Ana-Babalarına Ağıt |
|
| Devamı... |




*Ve “unumu eledim, eleğimi astım” diyerek köşesine çekilen günümüzün ana-babalarına; “İş düştü başa…Haydi çıkın sokaklara…Aldırmazsanız bugün yaşananlara; biliniz ki yarın çocuklarınız tarafından yargılanma
