1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

Benliğini Kaybetmiş Bedenler Cumhuriyeti

Yazdır E-posta

Alkan Soyak - 05 Ekim 2010

Her şey, insanın toprağından ve memleketinden koparılmasıyla başlar aslında.

Aidiyeti toprak olan, benliği ve kimliği yüz yılların ibriğinden süzülen kültür, örf, adet ve değerleriyle yoğrularak şekillenen insan, iş bulma endişesiyle büyükşehirlerde bulur kendini.

Daha önce şehre savrulmuş bir hemşerisinin yanı, başlangıç için en güvenilir liman olur.

Sonraları ise iş, aş ve şehre uyum arayışlarıyla geçer günler.

Çoğu zaman varoşlarda biten bu arayış, büyükşehre uyumdan çok kendi kültürünü ona dayatmaya yönelik bir tutumla tamamlanır.

Hemşerilik ve dayanışma dernekleri belki bir nebze çözüm getirebilir “aidiyet ve güven sorunlarına”, ama böylesi bir aidiyet açlığını en kolay doyuracak kurumlar, ya “etnik kimlik” faşizmine, ya da “din”e dayalı olanlardır. 

Eğitim özürlüsü bir sistemde, “eğitim şart” diyerek boşaltmışsak içini, dinin “en güzel aidiyet yaması” olduğunun farkında olan sağ partilerin bol olduğu bir ülkede, AKP’nin en çok oyunu varoşlardan alması şaşırtmamalıdır hiç kimseyi.

“Eğitim düzeyi” ile “dini siyasete alet eden sağ partilere oy verme eylemi” arasında bir ilişki aransa, çok ciddi bulgulara rastlanacağı açıktır ülkemde.

Son referandumda büyükşehirlerde “evet” diyenlerin çok önemli bir bölümünün bahsi geçen bölgelerde yaşayan ve eğitim düzeyi düşük kitlelerden oluşması bir tesadüf değildir aslında. Büyükşehirlerde kendi içinde yaşanan farklılaşma yine bu temele dayanır; İstanbul’un Bakırköy ilçesinde “Hayır oranı % 70'in üzerinde olurken Bağcılar'da ise Evet oranı % 70'i aşar.

Toprak reformunu ağzına almayan, kırdan kente göçü oy potansiyeli olarak gören ve teşvik eden, eğitimin içini boşaltıp, dini referansları ve kurumları öne çıkaran sağ iktidarların “yaşamsal politikasının” sonucudur bu.

Olayın temelinde bu yatar ve seçmen kitlesinin böylesi bir güdüyle hareket eden bölümü, demokrasi adına yol verir iktidar partisine.

AKP’nin “din sosuna bandırılmış glikozdan imal demokrasi şekerini” yalamaktan midesi bulanmayan güzel halkım; işsizliği, geçim sıkıntısını, emekli aylığı kuyruklarını, hastane eziyetlerini unutmuş, öğleden sonraki evlilik programlarında göbek atmaya devam eder.

İktidardakilerin devletin saraylarındaki ihtişamlı düğünlerini, israfa varan gösterişli yemeklerini, trilyonluk villalarını ve devasa jeeplerini görmeyen naif halkım, çadır sofralarındaki iftar yemeklerinde karnını doyururken, kapatır yüzünü TV çekimlerinde.

Besmeleyle kepenk açıp, siftah yapmadan kepenk kapatarak günlerini geçiren esnaf erbabım, cuma namazını idrak etmek için Sultanahmet Camii’ne devletin resmi Mercedes’iyle gelen siyasi ve bürokratların arkasında saf tutarak aidiyetini daha da sarmalar, kutsar.

Şehrin her gün mantar gibi biten kafelerinde akşam oldu mu nargilesini fokurdatıp, Avrupa kupalarından elenen takımlarını tartışan işsiz gencim, lisenin ve üniversitenin içinin boşaltılmasından bihaber, iddia kuponlarında arar geleceğini.

Fareli köyün kavalcısı almış eline kavalını, çalar da çalar. Okumayan, tartışmayan, düşünmeyen, üretmeyen, aidiyet açığının dinci siyasi söylemlerle kapatıldığı bir ülkede, “temel eğitimin verdikleri” ve “dinsel referanslar” dışında hayata bakışını genişletecek herhangi bir hasleti olmayan “asude kitleler”, takılmış gider bu kutsi sesin arkasına.

Ve unutmuş görünür, gösterişten ve şekilcilikten uzak bu dinin “en güzel yaşanış biçiminin”, “kendi içinde yaşanan” olduğunu. “Kendi içinde ve kendince” yaşanılan...

Doluşmuşuz “gül suyu kokulu arabesk minibüslere”,

“Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete” dercesine.

Biliyoruz ki devrilecek bu minibüs,

Savrulmadan caddeye benliğini kaybetmiş bedenlerimiz,

İnmek lazım, terk etmek lazım;

Fazıl Say’da “terk edeceğim” diyor.

Minik serçe ise en detonesinden “şakıyor”.

Benliğini Kaybetmiş Bedenler Cumhuriyeti,

Seni terk etme isteği içimden ılık ılık akıyor...

Ulus Gazetesi (27.09.2010)

 

 

Seçme Haber

Altmışların Ana-Babalarına Ağıt

*Ve “unumu eledim, eleğimi astım” diyerek köşesine çekilen günümüzün ana-babalarına;  “İş düştü başa…Haydi çıkın sokaklara…Aldırmazsanız bugün yaşananlara; biliniz ki yarın çocuklarınız tarafından yargılanma 

Devamı...