Rusya’da Geçiş Ekonomisinin Sonu: Hollanda Hastalığı
1917 Devrimi sonrasında Sovyetler Birliği’nde dağınık ekonomik faaliyetleri bir araya toplama ve uyum sağlamaya yönelik yapılan ilk sosyalist 5 yıllık kalkınma planının (1928) ardından nerdeyse 82 yıl geçti. İlk planda Rusların amaçladığı şey gelecekteki tüketim için şu anki tüketimi kısıp, “hızla endüstrileşme” yoluyla sanayi malları üretimini genişletmek ve bunu büyük ölçüde kapitalist Batı’nın engellemelerine rağmen başarıp, sanayileşerek Batı’yı geçebilmekti. Bunu yaparken sosyalist gelişmenin olmazsa olmazlarından “merkezi planlama mekanizması” ve “sosyal (kamusal) mülkiyet” temel araç olarak kullanıldı. Ancak özellikle 1950’li yıllarla birlikte Soğuk Savaş’ın da etkisiyle Sovyet ekonomisinin gelişiminde “askeri yatırımlara” ve “uzay teknolojisine” aşırı bir yoğunlaşma durumu ortaya çıktı. “Katı bürokratik-merkezi planlamadan”, “planlamada piyasa mekanizmasının” kullanıldığı bir sisteme doğru geçildi ise de ülkede en basit insan gereksinimlerini karşılayacak yeterlilikte ve kalitede mal ve hizmet üretimiyle ilişkili ciddi sıkıntılar gündeme geldi. 1970 ve 80’li yıllarda ekonomik büyüme oranı düşmeye başladı. Berlin Duvarı’nın yıkılması Sovyetler Birliği ve diğer sosyalist ülkelerde ciddi değişimlerin ilk işaretlerini vermiş oldu. 1991 yılında yaşanan dağılma süreci Sovyetler Birliği’nde çok önemli soruların ortaya çıkmasını beraberinde getirdi. İşin siyasi boyutunu bir kenara bıraktığımızda dağılma sonrasında Rusya da dahil bir çok ülkenin karşılaştığı en temel ekonomik mesele “merkezi planlı ekonomiden kapitalist piyasa ekonomisine geçiş” zorunluluğuydu. Ekonomi çevreleri bu dönemde ilgili meseleye yönelik tartışmaların yaşandığı “Geçiş Ekonomisi” literatürünün hızlı yükselişine tanıklık etti. IMF ve Dünya Bankası gibi kurumlar da geçiş ekonomilerinin reçetelerini yazan “başat aktörler” olarak bu süreçteki yerlerini aldılar.
Geçiş ekonomilerinin dinamiklerini analiz edip, özellikle de Rusya’nın geçiş ekonomisi sürecinde ekonomik yapısında ortaya çıkan (ya da çıkmayan) yapılanmaları belirlemeye yönelik birçok çalışma yapıldı. Son dönem çalışmalarından biri de Marmara Üniversitesi, İktisat Politikası yüksek lisans öğrencilerinden Bakit Baydaliyev’in tezi. “Geçiş Ekonomileri ve Rusya’nın Yapısal Değişim Çabaları Üzerine Bir Değerlendirme” başlıklı yüksek lisans tezinde Baydaliyev, geçiş ekonomilerinin doğasını, özelliklerini ve sosyalist sistemden vazgeçerek kapitalist sisteme geçiş yapan Rusya ekonomisinin geçiş öncesi sürecini, geçiş nedenlerini ve sürecin başarısını gözler önüne serdi. Tezin belki de en önemli tespiti geçiş süreciyle birlikte her ne kadar mülkiyet ilişkileri ve üretim tarzında bir değişiklik olmuşsa da, Rusya ekonomisinin “sektörel yapısında anlamlı bir değişikliğin” olmadığıydı. Yeltsin döneminde fiyat liberalizasyonu, dış ticaretin serbestleştirilmesi ve özelleştirme reformlarını yaparak kapitalist ekonomik sisteme ilk adımlarını atan Rusya’da, Putin ve Medvedev döneminde sistemin büyük ölçüde raylarına oturduğu gözlemlendi. Ancak Rusya ekonomisinin belirgin özelliği olan “doğal kaynak ihracatına dayalı” ekonomik yapının hâlâ kendini sürdürmesi söz konusuydu. Modernizasyon, ekonomik çeşitlilik ve yatırımlar alanında ciddi zayıflıkların yaşandığı özellikle Putin ve Medvedev dönemlerinde, temel ihracat ürünleri olan “petrol ve doğal gaz” başta olmak üzere, “doğal kaynaklara dayalı ekonomik yapı” ve “ihracat performansı” varlığını devam ettirdi.
Bu durumun kaçınılmaz sonucu olarak Rusya şimdi “Hollanda Hastalığı” olarak adlandırılan bir ekonomik sorunla karşı karşıya kaldı. 2010 yılında Birleşmiş Milletlerin Rusya üzerine hazırladığı bir raporda, Örgüt tarafından ülkeye açıkça Hollanda Hastalığı uyarısında bulunuldu. Raporda Rusya’nın enerji sektörünün dışındaki diğer sanayi dallarında yapılanarak “ekonomik rekabet ve çeşitlilik ortamını” oluşturamadığı taktirde kaynakların adaletli dağıtımında sorunlar yaşayabileceğine vurgu yapıldı. İlgili raporda enerji gelirleri ile birlikte gelen rahatlamanın, ekonominin diğer alanlarında yatırım ve üretim çabalarını sınırlandırması anlamına gelen “Hollanda Hastalığı”nın aynı zamanda ekonomik resesyonlara sebep olabileceğine dikkat çekildi.Tüm bunlar düşünüldüğünde 82 yıl evvel Sovyetler Birliği döneminde Batı’yı geçebilme adına ve “endüstrileşme amacına” yönelik başlatılan kalkınma serüveninin, “doğal kaynaklara dayalı” bir ekonomik yapının zafiyetlerini niteleyen “Hollanda Hastalığı”yla sona erdiğini söylemek yanlış olmasa gerek.
Ulus Gazetesi, 05.07.2010
| < Önceki | Sonraki > |
|---|




Elektrikteki kaçak değil bu, hani bir yerlerden sızıp da insanı yerinden zıplatıp, çarpacak türden…Gerçi elektriğin de KAÇAK olanı var sürekli vebali faturalarımıza eklenen…Eklense de KAÇAK elektriğin bedeli sırtımıza, yine de yenilmiyoruz hırsımıza; ödüyoruz…
