1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

Ülkemin Ecevitsiz Günleri

Yazdır E-posta

Orhan Birgit - 05 Kasım 2009

DÜZYAZI/Orhan Birgit

Ülkemin Ecevitsiz Günleri

Dün ,aziz Bülent Ecevit’in ölümünün üçüncü yıldönümü idi.

Gazeteci olarak meslek ve iş arkadaşım; politikada soluksuz yol arkadaşım,genel sekreterim Genel Başkan ve Başbakanım Bülent Ecevit.

Günümüzün kuşaklarının , yeterince tanımadığında kuşku duymadığım merhum Ecevit ile 1953 ten 2006 ya kadar süren bir yolculuktan bazı küçük anılar nakledeceğim.

Takvimlerin 18 Nisan 1960 tarihini gösterdiği bir günün, daha doğrusu o günün gece yarısından  ertesi sabahın ilk saatlerinde başkentte ,Rüzgarlı Sokağın bir ucundaki barakadan bozma bir binaya yerleştirilmiş hayli eski bir baskı makinesi sürekli çalışıyor.

Bu makine de basılan gazetenin adı Ulus’tur. CHP nin yayın organı olan Ulus’un 19 Nisan günlü sayısının manşeti  ve  o manşetle ilgili haberleri Genel Başkan rahmetli İnönü’nün TBMM de birkaç saat önce yaptığı konuşmanın tam metnini içeriyor.

Dönemin iktidarı parlamentodaki çoğunluğunun oyları ile Tahkikat Komisyonu adını verdiği bir oluşum kurmuş.Komisyona ,siyasi partileri ve bazı gazeteleri kapatma yetkisi tanınmış. Muhalefet Liderinin bu gelişmelerin getireceği tehlikeleri anımsatan konuşmasını Anadolu’ya yayabilmek için gazete milletvekillerinin eli ile dağıtılacak.

Kalabalık polis ekibini yöneten ağır başlı bir baş komiser , baskının durdurulması gerektiğini söyleyince , parlamenter arkadaşlarının arasından sadece Bülent Ecevit’in uyarısı ile karşılaşıyor. Genç Ankara Milletvekili ,iktidarın yasa dışı bir tasarrufuna ortak olunmamasını söylüyor.

Komiser ve arkadaşlarının şaşkınlığı makinenin son kağıt bobinini kullanmasına kadar sürüyor.

Tahkikat Komisyonun sorgulayacağı ilk kişilerden birisi benim. 30 Nisan günü İstanbul’dan trenle mevcutlu olarak Ankara’ya getiriliyorum. Gar da polislerin yanında moral vermek için bekleyen yine Ecevit’tir.

Altan Öymen ile birlikte 5 Mayıs 1960 da Kızılay’da düzenlediğimiz yürüyüş nedeni ile bir gün sonra Sıkı Yönetim Mahkemesine çıkartılıyorum Ulus’taki Evkaf Apartmanlarının altında kurulan mahkemenin sonucunu gece yarısına kadar tek başına bekleyen de O

Sorumluluk Dönemleri

Mücadele azmi ,ileri ki yıllarda da eksilmedi. Özellikle CHP Genel Sekreterliği sorumluluğunu üstlendikten sonra daha da arttı. Başkentte bulunmak zorunda olmadığı zamanlarını ülkeyi karış karış dolaşmaya ayırdı. Halk ile yüz yüze konuşmayı ,küçük toplantılardan başlayarak kitlelere seslenmek için dinleyenlerini etkilemeyi seçti.

Dönemin iktidarında korku yaratan o çalışma sürecinin önünü kesmek amacıyla kurulan çeşitli tuzaklara ,silahlı saldırılara karşı en önde yürüyen bir komutan gibiydi.

Çok partili parlamenter demokratik düzene olan inancını her olanakta ,söylem ve eylemleri ile sergiledi. Bu nedenle 12 Mart cuntasına tepki göstermek istemekten kaçınan Meclis Grubundaki çoğunluğa karşı koyarak genel sekreterlik görevinden ayrıldı.Ama mücadeleyi örgüte ve dahası halka yansıtmak amacı ile yine yollara çıktı.

Cunta ,geri çekilirken Çankaya’da bir eski Genelkurmay Başkanı’nı Cumhurbaşkanı olarak oturtmak, olup bitecekleri kontrol altında bulundurmak istiyordu. 450 kişilik parlamentoda ;Ecevit ile az sayıdaki yol arkadaşı bu oyunu bozmak için gece gündüz uğraş verdi ve başarıya da ulaştı.

Öyle ,internet mesajları ,ıslak imzalı belge söylentileri ile değil,bizzat zamanın Komuta kademesinin TBMM de yapılan cumhurbaşkanlığı seçimini gözlemlemek için tribünleri ,hatta koridorları doldurduğu o günlerde ,bir tuğgeneral kendisine telefonla “ya gelir Gürlere oy verirsiniz.Ya da Meclisi fesheder sizleri alıp götürürüz” uyarısını yaptığı zaman yanındaydım.

Yanıtı tok ve  kısaydı. “Bana iki ölümden birisini seçmemi öneriyorsunuz. Ben onurlu olanı yapmayı sürdüreceğim Gelin ,Genel Başkanlık odasından beni alıp götürün “ demişti.

Alanlara sığmayan halk kitlelerine moral veriyor ,yön gösteriyordu. Önünü kesmek amacıyla İstanbul Taksim Alanında düzenlenen mitingde kendisine suikast tehditlerine eşi ile birlikte kürsüye çıkarak meydan okuyan da Ecevit’ti.

O bilinçli yürüyüş CHP yi iktidara ,Ecevit’i de Başbakanlığa  taşıdı. Karşısına 12 Mart döneminde ABD nin baskısına uyularak yasaklanan Haşhaş ekimi sorunu çıkmıştı .Dışarıdan emir almayan bir Başbakan olarak yasağı kaldırdı . Kısa bir süre sonra,bu kez Kıbrıs’ta soydaşlarımıza yönelik bir cunta darbesinin sonunda ilan edilmek istenilen Enosis’i hemen göğüslemek için Türk Silahlı Kuvvetlerine Adaya çıkarma yapma görevini veren;harekatın devam ettiği bir aydan fazla süreyi  Başbakanlıkta geçiren ve bir asker karyolasında sabahlayan da..

12 Eylül Günleri

12 Eylül darbesini ancak halkın tribünlerden inerek ,yani politikaya katkı sağlayarak önleneceğine inandığı için ,bu yolda çağrı yapıyordu. Kargaşalarda demokrasiye inanmayan güçlerin saldırıları ile yaşamlarını yitiren yol arkadaşlarının tabutlarını omuzlayanların başında geliyordu.

Korkulan oldu. Düdük çalınmış ve darbe gerçekleşmişti. Önce Zincirbozan yolunu tuttu. Ardından üç kez Ankara’da hapishaneye girdi.

CHP nin o dönemdeki yöneticilerine ,aşama aşama halkı da aralarına almayı öngören bir sivil itaatsizlik direnmesini önerdi. Ama dinletemedi:

Kırgındı. Ancak yılgın değildi. Mücadeleye Demokratik Sol Parti adını verdiği parti ile devam etmeyi planlamıştı. Düşüncelerini eyleme indirdi ve zor koşulları aşarak başarılı oldu.

Son İktidar Dönemi

İnançlara bağlı laikliği savunduğu için kendisini eleştirenler ,Merve Kavakçı adındaki ABD vatandaşı bir hanımın türbanla milletvekili andı içmesini sağlamak için hazırlanan planı  anında yüz geri edince mahcup oldular.

Başkanlığı altında kurulan Hükümet ,güney doğuda terörü sıfır düzeyine indirme başarısını göstermiş , dolayısıyla şehit cenazeleri görülmez olmuştu.

ABD deki Neocomlar iktidarı ,o düzeni bozmak ve  bize orta doğuda ılımlı bir İslam cumhuriyetini  kurdurmak için hazırladığı planları yürürlüğe sokmak istedi. Başbakana gönderilen bir mektupta, Irak’a yapılacak müdahale sırasında Türkiye’den beklenilenler sıralanıyordu.

Başbakan ,o mektubu almamış gibi davrandığı için düğmeye basıldı. Derviş operasyonu  ve Ecevit’in giz halinde kalan hastalığı ile ,ABD nin istediği sonuca ulaşıldı.

O dönemleri yakından bilen bugünkü kuşaklar , şunu düşünmelidirler.

Ecevit bırakınız iktidarda olmayı ,hayatta bulunabilseydi ,2009 Türkiye’sinde terör,İmralı ,Ermeni ve Kürt açılımları adları ile gündeme alınan parçalanma planlarını savunan bir Cumhuriyet Hükümetinden söz edilebilir miydi?

 

Seçme Haber

Demek ki Bunlar Bu İşi Beceremiyor!

AKP’liler anayasa ile yatıp anayasa ile kalkıyorlar. “2012, Anayasa yılı olacak” diyorlar.  Anayasa değişikliğiyle ilgili en ufak itirazı olanları ise “statükocu” olmakla suçluyorlar. Zaten AKP’liler ne yapıyorlarsa, hep, yüzyılın icadı (!) olan “ileri demokrasi” adına yapıyorlar.

Devamı...