1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

Güvercinevi Panel Notları

Yazdır E-posta

Güvercinevi - 31 Temmuz 2007

SOSYAL DEMOKRASİ VE DEMOKRATİK SOL AÇIDAN

22 TEMMUZ 2007SEÇİM SONUÇLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ

Güvercinevi sitesinin düzenlediği “Sosyal Demokrasi ve Demokratik Sol Açıdan 22 Temmuz 2007 Seçim sonuçlarının Değerlendirilmesi” başlıklı panel, 26.07.2007 tarihinde Taksim Green Park Otel’de yaklaşık 200 kişinin katılı ile gerçekleştirildi.
 
Panelin açılış konuşmasını yapan Güvercinevi Yayın Kurulu üyelerinden Alper Ertübey, konuşmacılar, Prof. Dr. Burhan Şenatalar, Erol Tuncer, Prof. Dr. Süheyl Batum, Uluç Gürkan ve Taşkın Eslek’i kürsüye davet ettikten sonra, oturumu yönetmek üzere Orhan Birgit’i davet etti.


22 Temmuz 2007 seçim sonuçlarını değerlendiren konuşmacıların, konuşmalarından kısa bir özet aşağıdaki gibidir;

Orhan Birgit

22 Temmuz 2007 seçim sonuçlarını medya ve siyasi partiler tartışıyor. Bizde, Güvercinevi’nin yaptığı bu panel sayesinde, sayın katılımcılarla,  sıcağı sıcağına sosyal demokrasi ve demokratik sol açısından, seçim ve sonrası durumu tartışacağız.

Erol Tuncer

Bu seçimlerin bir özelliği; askeri bildirinin gölgesinde gidilmiş bir seçim olmasıdır. Buna rağmen son derece demokratik koşullarda cereyan etmiş bir seçim oldu. Türk seçmeni ve siyasi partiler, bu açıdan çok önemli bir sınav verdiler.

CHP gerek kentlerde gerek Türkiye coğrafyasında yaşı, eğitim düzeyi ve gelir düzeyi yüksek kesimlerden oy alır bir parti haline gelmiş bulunuyor. Soldaki başarısızlığın özellikle CHP’nin başarısızlığının bir görünen nedenleri var: seçim kampanyası, aday belirlemeleri gibi bir de görünmeyen nedenleri yani örgütlerin çalışıp çalışmaması ve oluşturulma biçimi gibi.. Görünmeyen nedenleri temel olarak kabul edip, onlara çok iyi teşhis koymalıyız. Bu bir döneme egemen olan siyaset yapma biçimidir. Bunlardan en önemlisi de “siyaset, siyaset yapmak için yapılır” anlayışından kaynaklanmaktadır.

CHP’yi bilen bir kişi olarak değerlendirmek gerekirse:

Parti içindeki yarışmanın ufku, yönetim kademeleriyle sınırlı kaldı o nedenle yönetim kurullarının oluşumu ve çalışmaları partiyi büyütmeye yönelik olmadı. Parti içi iktidar kaygısı önde tutuldu. Parti bir nevi derneğe dönüştü.

Bugün karşı karşıya kaldığımız durum ve seçimlerde aldığımız ağır yenilgi bir döneme hakim olan siyaset yapma biçiminin kaçınılmaz sonuçlarıdır. Seçimde aldığımız oylar programımız, politikamız ve mesajlarımızla topluma verilen güvenden dolayı değil yurttaşın içinde bulunduğu ciddi kaygıların sonucunda oy vermek zorunda kalmasından ötürüdür.

Yeniden yapılanma ihtiyacı üyemizle, örgütümüzle, sosyal demokrasi anlayışımızla, programımızla, tüzüğümüzle, üslubumuzla, kadrolarımızla dipten doruğa kadar kendimizi yenilemek anlamına gelir. Bugünden başlarsak bir dahaki seçimi kazanmaya doğru, adımlar atabiliriz. Böylece yerleşen sosyal demokrasi anlayışımızı topluma daha kolay kabul ettirebiliriz. Asıl önemlisi karşı karşıya bulunduğumuz bunalım siyasi partilerin yaşadığı bir bunalımdan öteye çok daha geniş bir çerçevede sosyal demokrasinin karşı karşıya bulunduğu bir bunalımdır. O nedenle sosyal demokrasi anlayışını yeniden gözden geçirmek, dünyayı iyi algılamalı, dünyadaki, Türkiye’deki toplumdaki ve seçmendeki değişimi iyi değerlendirmek gerekir. Bu değerlendirmenin temeli parti içi demokrasidir. Parti içi demokrasi ciddi verimlilik konusudur. Parti içi demokrasinin olmadığı kurumlarda insanlar özgürce düşünüp hareket edemez ve yaratıcı düşünceler harekete geçmez. Üretici alanlarda eşit koşullarda yarışma olmaz, gelişme demokrasiyle birlikte engellenmiş ve tıkanmış olur.

Burhan Şenatalar

Bu seçimlerde sol güç birliği diye bir şey olmadı. Neden ?

1.Sol Güç Birliği kapsam bakımından olmadı.

2.İlkeler ve programlar tartışılarak, konuşularak olmalıydı, olmadı.

Bir taraf yani CHP başka bir işbirliğinin olacağı tehlikesini gördü ve belki de onu önlemek adına bir manevra yaptı. Uzun süre güç birliğine karşı iken, sonra bu iddia unutuldu ve gelebilirsin denildi. Kamuoyu önünde ilkesel bir pazarlık yerine sayılar üzerinde pazarlık yapıldı.

Sonuç olarak: Süreç bakımından, program bakımından ve kadro bakımından solda güç birliği yaşanmamıştır.

Çağdaş Sosyal Demokrasinin önde gelen ilkeleri; Özgürlükçülük, katılımcılık, dayanışma, ulusal ve uluslararası barıştır. Ama en önemli özelliklerinden birisi emekçi sınıfına dayanmasıdır ve emek tarafında olan bir hareket olmasıdır. Dolayısıyla yoksulların, zayıfların, mağdurların yanında olması demektir. Sadece ekonomik olarak sınıflar arasında bir tercih yapması da yetmez, kimlikleri nedeniyle mağdur olanların da yanında olur. Dini inancı ya da etnik kimliği ile mağdur olanların da yanındadır. Bu bir dünya görüşüdür, bir felsefedir. Bir hareketin bu özellikleri taşıyabilmesi için kendi iç işleyişine bakması gerekir.

Bizim öncelikli problemimiz parti inşasıdır. Bunun temeli üyelik anlayışıdır. Üyelik ciddi bir iştir ve bunun hakkını vermediğinizde yapı çöker. Türkiye sol hareketinin, solun tarihi ile buluşması, dünya solunda söz sahibi olmuş kişilerin eserlerini yeniden okuması, Türk, fikir, tarih, kültür ve siyaset adamlarını bilmesi, Türkiye’yi tanıması, değişen koşulları çok iyi takip etmesi ve yeni stratejiler geliştirmesi lazım.
 
Siyasette kişilerin rolü çok önemlidir. Tayyip Erdoğan AKP’nin oylarını yukarı çekiyor, Deniz Baykal ise CHP’nin oylarını aşağı çekiyor. Araştırmalar bunu gösteriyor. Solda yenilenmeyi açık yüreklilikle tartışalım, bilgi ve deneyimlerimizi paylaşalım ve tek bir siyasi hareket içerisinde buluşalım. Benim dileğim budur.

Süheyl Batum

Dünya’da yeni bir dönem yaşanıyor ve biz bu yeni dönemin bizi etkilemeyeceğini düşündük. Küreselleşme, globalleşmenin bizi ilgilendirmediğini düşündük. Bu dönemin,  kendine özgü koşulları var. Bu koşulları bilmeyen siyasal bir partinin başarılı olma şansı yoktur.

İlk defa bir seçimde, sendikaların, sivil toplum örgütlerinin hiç sesi duyulmadı. Toplum katmanlarının taleplerinin olmadığı bir seçim yaşandı. Eskiden Türkiye gündemini bunlar alırlardı seçim öncesinde. Bu seçimde farklı toplumsal aktörler rol aldı. Bu dönemde medyanın yarısı doğrudan iktidar partisine bağlı, diğer yarısı da korktuğu için iktidar partisine uygun davrandı.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde doğru bir süreç işletilmesine rağmen, iktidar partisi mağdur edildiğine inandırdı herkesi. Anayasa Mahkemesi’ne götürmenin demokrasiye aykırı olduğu düşüncesinin paylaşıldığı bir ortamda idik.

Türkiye çelişkiler ülkesi. Türkiye’nin krizden sonra bir büyüme içerisinde olduğu doğrudur. Satın alma paritesine göre: Milli Gelir 560 milyar Dolara ulaştı. Bu dünyada 16. büyük ekonomik güç olduğumuz anlamına gelir. Diğer taraftan insanlarımıza bu zenginlik nasıl dağıtılıyor diye baktığımızda, 177 ülke arasında 92. sırada olduğumuz görülür. Kriz sonrası da 96.sıradaydık.

Türkiye’de solun, samimi bir demokratikleşme reformu istemesi gerekir. Bu çok önemlidir. Demokrasi demek sadece halkın yönetimi seçmesi demek değildir. Çoğunlukçuluk yeterli değildir çoğulcu olmak gerekir.

Uluç Gürkan

CHP halkın AKP’ye neden yöneldiğini hala anlayabilmiş değildir. Bunun bir mantığı yok anlayışını toplumdan kopukluk olarak sayıyorum. Bu arkadaşlar mantık arıyorlar ise dönüp aynaya bakmaları gerekir.

AKP’nin oylarını yükseltmesinin birçok nedeni var. Bunları sıralayacak olursak:

Medyanın sermayeye sermayenin medyaya bağımlılığının bu kadar yüksek olduğu bir dönem daha yaşanmadı. Dış borca dayalı nispi istikrar, dış yardımlar ve ABD’nin desteği vs.

Ama bir şey çok önemli, belirleyici etken, AKP’nin karşısında alternatifsizliği getirmektir. CHP 4,5 yıldır ana muhalefet partisi, DSP ile güç birliği yapmasına rağmen en çok %25’i hayal ediyor, iktidarı değil.

Bu yenilgi solun yenilgisi olmadı, tam aksine solun eksikliği oldu. CHP-DSP iş birliği istenen seçim ittifakı olamadı. Dar kaldı. Her iki parti de Türkiye’de iktidar olmayı değil, kendi partilerinde iktidar olmayı tercih ettiler. CHP siyaset sahnesindeki rolünü sol kimliğine uygun bir yerde oynamadı. Sadece Atatürk’ün sırtına çıktı, laiklik, cumhuriyet, Atatürk edebiyatı ile bir propaganda yaptı. Sol bir program yoktu. Oysa sol bir program olmadan cumhuriyetin temel değerlerinin korunması günümüzde mümkün değildir.

Parti içi demokrasi, genel başkan sultasına son, örgütlerin seçilenlerden oluşturulması, atanmışlara terk etmeme, örgütleri genel merkezin bekçileri olmaktan kurtarıp, halkın içinde, halkın öncüsüne değiştirme, üyelik güvencesi, önseçim yeni bir program ve yeniden sol diyebilmek…

Önümüzde yerel seçimler ve genel seçimler var. Geride bıraktığımız 4,5 yıl gibi sol örgütlenmeler ve mevcut partiler konusunda olana sadece seyirci kalırsak, suskun kalırsak, bunu artık Türkiye’de bir yaşam biçimine dönüştürmeye katkıda bulunmuş ve suçlu olmuş oluruz.

Taşkın Eslek

22 Temmuz seçimlerinin değerlendirilmesine gelince, öncelikle bir tespit yapmalıyız. Seçimler başarıyı ölçmez. Seçimlerin ölçtüğü şey temsiliyettir. Seçim yapılmasının temel işlevi,  toplumun kimler tarafından yönetilmek istendiğinin saptanmasıdır. Eğer bir seçim bunu ortaya koyamıyorsa, yapılan seçimlerin amacı demokrasiyi meşrulaştırmaktır.

Toplumda en sık tartışılan konulardan bir tanesi yüksel seçim barajlarının indirilmesi veya kaldırılması. Benim tercihim kaldırılmasından yana fakat seçim barajlarının kaldırılması yetmez. Partilere yapılan hazine yardımının partilerin aldıkları oyla doğrudan ilişkilendirilmesi gerekir. Her parti seçimlerde aldığı oy kadar hazine yardımı alırsa, belki o zaman seçmen oyuna, partilerde kendi seçmenine sahip çıkar. Eğer bu tür düzenlemeler yapmazsak, bu tür yapay ittifaklarla yolumuza devam edecek olursak biz hiç bir zaman seçmenin ne istediğini anlayamayacağız.

Kitlesel sol adına seçimlere sadece CHP girdiği için, CHP’nin seçim başarısını değerlendireceğiz. Aslında CHP seçimlere sağ bir program ve sağcı politikacılarla girdiği için seçimleri sol açıdan değerlendirme şansımız yok. Toplumun giderek sol partilere yabancılaştığını görüyoruz. Seçimlerde, toplumun neredeyse yarısı, AKP tarafından temsil edilmek istediğini söyledi. Bunu doğru ya da yanlış bulmak farklı bir şeydir, bu temsiliyete saygı duymak farklı bir şeydir. Toplumun % 21’lik bir kesimi istemeye istemeye, kerhen CHP’ne oy vermiştir. Sorunu sadece liderlik sorunu olarak göremeyiz. Eğer kamuoyunda tartışıldığı gibi,  Baykal gidecek yerine Sarıgül gelecekse, ben CHP’li değilim ama,  Baykal’ı bile ararız diye düşünüyorum.

Sol partilerin parti içi demokrasiyi sağlamak için, neden siyasal partiler kanununu değiştirmeleri gerektiğini anlamış değilim. Sol partiler kendi anlayışlarını ve tüzüklerini değiştirerek,  parti içi demokrasiyi sağlayabilirler. Sol partilerin üyelerine bazı hak ve özgürlükler tanıması yetmez. Bunların korunması ve kolay kullanılması ile ilgili somut önlemler almak ve kolay kullanıldığını denetlemek zorunda olduklarını düşünüyorum. Bunu yapmayan parti,  kendi üyelerinin gücünden yararlanmıyor demektir. Siyasal partilerin önemli işlevlerinden biri,  yeni siyasal kadrolar devşirmektir. Bir diğer işlevi toplumun değişik kesimlerinden gelen istemleri, siyasal sisteme girdi olarak sunmaktır. Parti üyeleri siyasal partilerin toplumla olan bağını sağlar, onlar partinin yüreğidir. Eğer siz toplumla bağınızı koparırsanız, toplumda bu seçimlerde görüldüğü üzere,  sizinle bağını koparır.

Solda yenilenmenin, temel bir zihniyet değişikliği geçirmesi gerekir. Sol düşünce, bireyi, toplumun, devletin küçük, önemsiz ve değersiz bir parçası olarak görmektedir. Sol düşüncenin bireyi yeniden keşfederek, bireyin özgürlüğü toplum çıkarları için feda edilemeyeceği bir anlayışla kendisini yenilemesi gerekir. Bu tür bir anlayışla sol düşünceyi büyütemeyiz.

Solda yenilenme ile ilgili yeni ve somut bir şeyler söylemek isterim. Klasik sol anlayış,  eğitim ve sağlık gibi kamu hizmetleri parasız yapılması gerektiği savunulur. Biz bazen solculukla beleşçiliği birbirine karıştırıyoruz. Parası olmayanın eğitim hizmetlerinden yoksun bırakılması farklı bir anlayıştır, parasız eğitim hizmeti verilmesi farklı bir anlayıştır. Parası olmayanın sağlık hizmetlerinden yoksun bırakılması farklı bir anlayıştır, parasız sağlık hizmeti verilmesi farklı bir anlayıştır. İsteyen her bir bireye, bu tür hizmetler uzun dönemli ve düşük faizli krediler sağlanarak verilebilir.  Bedava verilen kamu hizmetleri yolsuzluklara, kaynak savurganlıklarına, rüşvet ve kayırmacılığa yol açmaktadır. 

Sol adına kamu ekonomisinin büyütülmesinden yanayız ama diğer yandan savunuluculuğunu ve sözcülüğünü üstlendiğimiz geniş halk kesimlerinin, bu tür kamusal olanakları kendi lehine kullanma şansının olmadığını bir yana bırakıyoruz. Kamusal gücü, yine toplumun egemen çevreleri ve güçlü kesimler kendilerine transfer ediyor. Toplumun zayıf kesimlerinin bu tür kamusal olanakları,  kendi lehine kullanma şansı olmadığını görmezde gelemeyiz.

 

 

Etkinlik Takvimi

Şubat 2012
P S Ç; P C C P
30 31 1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 1 2 3 4

Seçme Haber

Fransızların Anadolu’dan Çekilişi

Fransızların günümüzde Ermeni davasına bu kadar büyük destek vermelerinin nedenini daha gerçekçi bir değerlendirmeye tabi tutarak anlayabilmek için Fransız- Ermeni ilişkilerinin geçmişini çok iyi bilmek mecburiyetindeyiz.

Devamı...