Tam Gün mü dediniz?
Tam Gün Kanun Tasarısı hekimlerin ve diğer sağllık çalışanlarının özluk haklarıyla ilgili (özellikle de emekliliğe yansıyacak maaş düzenlemeleri) hiçbir bir kazanım getirmiyor. Tasarıda yalnızca askeri hekimlere bir sağlık hizmeti tazminatı öngörülüyor. Bu bile başlı başına bir adaletsizlik, eşitsizlik yaratıyor. Düzenleme Nasrettin Hocanın çok bilinen fıkrasını çağrıştırıyor. "Hoca tarlada uğraşırken birden alacaklısı gelmiş.
-"Hoca, paramı ne zaman ödeyeceksin." demiş.
Nasrettin Hoca'da;
-"şu gördüğün bölgeden devamlı koyunlar geçer, oraya bir tel örgü takıcam, takılan koyun yünlerini de satıp sana borcumu ödeyeceğim."demiş.
Adam da haklı olarak gülmüş. Nasrettin Hoca buna karşılık adama;
-"Ne oldu köftehor. Peşin parayı görünce gülersin demii!" demiş"
Tam Gün yasasıyla kamuda çalışan hekimlere Cumhuriyetin kuruluş döneminden beri tanınan bir ayrıcalık (muayenehane açma, özel sağlık kuruluşlarında çalışma hakkı) ortadan kaldırılıyor. Bunun karşılığında sosyal güvenlik kurumuna ve diğer geri ödeme kurumlarına çıkarılacak faturaların kabartılması koşuluyla (bunu performans/personelin verimli çalışması olarak tanımlıyorlar) döner sermayeden alınacak katkı paylarının artırılmasını vaadediyor. Hekimler, tıpkı Nasrettin Hocanın yukarıdaki fıkrasındaki gibi, şimdi peşin parayı gördükleri için katıla katıla gülüyor.
Tam Gün düzenlemesi ilkesel olarak doğru, yıllarca bu ilkeyi savunduk zaten. Ancak Tam Gün burada savunduğumuz ilkelerin hayata geçirilmesinden ziyade Sağlıkta Dönüşüm Programının (eski adıyla Sağlık Reformunun) yani Türkiye sağlık pazarının ulusötesi medikal kartele eklemlendiği küresel bir operasyonun aracı haline getiriliyor.
Dünyanın en avantajlı ilaç alım ve sağlık hizmeti sunum modellerinden bir olan SSK'nın tasfiyesi de bu operasyonun temel ayaklarından biriydi. Bu küresel plan adım adım, kendinden emin biçimde yaşama geçiriliyor.
Neo-liberal stratejiler doğru ilkeleri savunur gibi görünüp o ilkeleri azınlık çıkarlarından yana uyguluyor. Postmodern bir kavram çarpıtması söz konusu olan. Planın bu aşamasında geleneksel yapıdaki muayenehane hekimliğinin tümüyle tasfiye edilmesi gerekiyor. Yasaya göre belirli koşullarda muayenehane açmanız olanaklı ancak muayenehane hekimliğini yürütebilmeniz mümkün değil, bu hak yalnız kağıt üzerinde olacak. Aynı süreçte küçük ölçekli özel polikliniklerin tümü ve küçük orta ölçekli özel tıp merkezlerinin de çoğu tasfiye edilecek.
Sağlıkta Dönüşüm Programının temel ayaklarından biri olan Aile Hekimliğinin yurt sathında yaygınlaştırılmasıyla birinci basamak sağlık hizmetleri de küresel piyasanın vahşi rekabetine açılıyor. Aile Hekimliği sistemiyle daha fazla ilaç, daha fazla tıbbi teknoloji, tıbbi malzeme tüketimine yol açılıyor, bu sistem toplum sağlığının iyileştirileceği vaadiyle yerleştiriliyor, tıpkı Tam Gün uygulaması gibi.
Dönüşümün temel ayaklarından biri de hepimizin kulağına çok hoş gelen Genel Sağlık Sigortası (GSS). Toplumun tümü sosyal güvenlik şemsiyesi içine alınacak, kimin itirazı olabilir buna? İşsizliğin hızla arttığı (Ekim 2008'den Nisan 2009'a kadar olan dönemde işsizler ordusuna 1 milyon yurttaşımız daha ekleniverdi), elde kalan sanayinin olabildiğince az iş gücü kullandığı, talan ve yağmaya dönüştürülen özelleştirmelerle kamu varlıklarımızın, özellikle de kamu sanayi tesislerimizin hızla tasfiyesiyle kentlerdeki genç nüfusun % 40'ına yakının işsiz olduğu, gelir uçurumunun alabildiğine derinleştiği, gerçek ücretlerin gerilediği, kayıt dışı ekonomi ve istihdamın % 50'yi aştığı, vergi yükünün % 70'inin dolaylı vergilerle yoksulların sırtına yüklendiği, tarımdaki küresel reform programlarıyla tarımın/köylülüğün tasfiye edildiği, kriz sarmalında yüzbinlerce esnafın kepenk kapattığı, Bağ-Kur kapsamındaki yurttaşlarımızın % 60'ının saydığımız nedenlerle primlerini ödeyemediği ve sistem dışına itildiği böylesi bir iklimde Genel Sağlık Sigortasının mı yaşama geçirileceği, yoksa Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan mı olunacağı sorularının yanıtlanması gerekiyor AKP Hükümetinin yetkililerince.
Sağlıkta Dönüşüm Programının temel referansı Neo-liberalizm, dayanağıysa IMF, Dünya Bankası, AB, ABD ve ulus ötesi medikal kartelin içinde yer aldığı küresel güç odakları. Program koruyucu ve önleyici sağlık hizmeti anlayışı yerine büyük ölçüde dışa bağımlı olduğumuz ilaç ve tıbbi teknoloji tüketimine dayalı tedavi edici hizmetleri ön planada tutuyor. Bu nedenle 2002'de 13 Milyar $ olan toplam sağlık harcamamız 2008 yılında 40 milyar $'a yaklaşıyor. Bu harcamalarda aslan payı ulus ötesi medikal kartelin egemen olduğu ilaç, tıbbi teknoloji ve tıbbi malzeme şirketlerine transfer ediliyor. Çıktılara bakınca elde edilen sonuc sıfır elde var sifir. Dilerseniz Dünya Sağlık Örgütü'nün Ekim 2008'de yayımladığı Avrupa Sağlık Atlası'na bakın çıktıların nasıl hüsran olduğunu görmek için. (Türkiye, Avrupa, Kafkasya ve Orta Asya cografyasındaki 53 ülke arasında toplumsal saglıik başarısı sıralamasında küme duşüyor)
Sosyal Güvenlik Kurumu'nun başta zincir hastaneler oluşturarak hızla tekelleşen özel hastaneler olmak üzere özel sağlık kuruluşlarına aktardığı kaynak 2002 yılında 0.4 milyar TL (katrilyon lira) iken 2008 yılında 11 kat artarak 4.4 milyar TL'ye (katrilyon lira) sıçrıyor. Her biri kâr amaçlı işletmelere dönüştürülerek özelleştirilen, böylece küresel piyasaya entegre edilen "kamu !" hastaneleriyle (devlet ve üniversite hastaneleri), zincir özel hastanelerle ve "Aile Hekimliği" sistemiyle yürütülecek sağlıkta dönüşüm. Tam Gün, bu dönüştürmenin aşamalarından biri yalnızca. Hekimler geleneksel rollerini terk edecek ve bu işletmelerde ücretli çalışan haline getirilecek. Kızgın rekabet ortamında da hekim emeğinin değersizleştirilme sürecine tanık olacağız.
Hekimlerin (aslında toplumun) başına örülen bu çorabı çıkarabilmeleri için örgütlü bir mücadele verilmesi gerekiyor. Tam Gün yasasının içine radyasyonla çalışan personelin 70 yıllık özlük haklarını yok eden düzenlemenin ve ulus ötesi sigorta şirketlerinin iştahla beklediği malpraktis sigortası düzenlemesinin tıkıştırılması da oldukça düşündürücü. Yüz bin hekimi temsil ettiğini savlayan hekim örgütüyse (TTB) ayak üstü demeçlerle idareyi maslahatçılık yapıyor. Oysa ki örgütlü bir güç yaşama gerektiği anda, gerektiği biçimde, gerektiği yerde müdahale etme becerisini gösterebilen güçtür.
Gerisi boş laftır, zira ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. 30.05.2009
Dr. Ali Rıza Üçer
Tıp Kurumu Genel Sekreteri
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
YAZARLAR
Seçme Haber
| Yargının Hedef Gösterilmesine Karşıyız |
|
| Devamı... |




DSP Genel Başkanı Masum Türker, referandum sürecinde yargının hedef gösterildiğini, bunu doğru bulmadığını belirterek “Yargı hiç kimsenin yargısı olmamalı bağımsız olmalıdır. 