1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

DSP Programı-2

Yazdır E-posta

Güvercinevi - 11 Nisan 2009

 

BÖLÜM III


   GELİŞME

1-      ÖZET

2-      EKONOMİ VE GELİŞME

3-      EKONOMİDE ARAÇLARIN AMACA

UYGUN KULLANIMI

4-      KAYNAK

5-      HALK KATILIMIYLA HAKÇA GELİŞME

6-      TÜRKİYE’NİN DEMOKRATİK

GELİŞMESİNE YURT DIŞINDA

ÇALIŞANLARIN KATKISI

 

ÖZET

Programın “GELİŞME” bölümünde, gelişme sorunu, ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel yönleriyle bir bütün olarak ele alınmıştır. DEMOKRATİK SOL PARTİ’ nin ekonomide gerçekleştirmeye çalışacağı düzen  ve izleyeceği politikalar, böyle bir bütünlük içinde, gerekçeli ve ayrıntılı olarak, Programın bu bölümündeki değişik altbölümlere dağılmış durumdadır.

O bakımdan, bölümün başına, ekonomide amaçlanan düzenin ve izlenecek politikaların aşağıdaki özeti eklenmiştir.

•         Ekonomik kalkınma, sosyal adaletle, sosyal güvenlikle ve demokrasiyle bağdaştırılarak hızlandırılacaktır.

•         Refah da, özveri de hakça bölüşülecek ve bu bölüşümün nasıl olacağını halk belirleyecektir.

•         Üretkenlik, baskıyla veya emeğin sömürülmesiyle değil, demokratik halk katılımıyla artırılacaktır.

•         Sosyal güvenlik, tasarrufu çoğaltıcı ve kaynak artırıcı biçimde yaygınlaştırılarak doyurucu düzeye eriştirilecektir.

•         Halk ekonomide güçlendirilip etkilileştirilerek sosyal adalet sağlanırken, demokrasiye de daha çok gerçeklik kazandırılacaktır.

•         Kooperatifleşmiş köylülerin yönetiminde “Üretici Yatırım Fonları”, işçilerin yönetiminde de “İşçi Yatırım Fonları” kurularak, bir yandan çalışanların gelirlerinde sağlanacak artışın enflasyonist etkileri önlenecek ve gelecekleri güvence altına alınabilecektir; bir yandan da yatırıma ayrılabilir kaynaklar büyük ölçüde artırılmış olacaktır.

•         Ekonomiden halk sektörünün ağırlıklı yeri bulunacaktır. Halk sektörü, yalnız çalışanların gönüllü tasarruflarıyla yapacakları ortaklaşa yatırımlardan değil; onların ötesinde, büyük halk örgütlerince kurulacak yatırımcı ve işletmeci kurumların o arada Üretici ve İşçi Yatırım Fonlarının, büyük boyutlu yatırımlarından da oluşacaktır. Bu kurumlar, halka, gönüllü tasarruflarının değerlendirilmesinde de önderlik edebilecektir; gereken desteği ve teknik yardımı sağlayacaktır.

•         Gelişme köylüden başlayacaktır. Kooperatifçilik demokratikleştirilerek ve güçlendirilerek, köy-kentler yoluyla altyapılar ve kamu hizmetleri tüm köylülerin yararına kısa sürede ve düşük maliyetle sunularak, köylünün kalkınması ve genel gelişmeye katkı olanağı artırılacaktır.

•         Kooperatifleşen köylüden, bir süre için, tarımsal gelir vergisi alınmayacaktır; bunun yerine, köylülerin gelirindeki artışın belirli bir bölümü, köylüler yönetimindeki “Üretici Yatırım Fonları”na ayrılacaktır. Böylece, köylünün emeği ve girişimiyle  tarım kesiminde yaratılan kaynak, büyük ölçüde yine köylünün eliyle, tarımsal gelişmeye ve sınaileşmeye aktarılabilecektir.

•         İşçilerin, toplu sözleşme, grev ve sendikacılık hakları üzerindeki demokrasiyle bağdaşmayan sınırlamalar kaldırılırken, aynı zamanda, belirli ölçütlere uygun işyerlerinde yönetime ve sorumluluğa katılmaları ve kardan pay almaları sağlanacaktır.

•         Toplu sözleşmelerin genel çerçevesi, ilkeleri ve iç dengeleri ülke düzeyinde toplumsal anlaşmalarla belirlenecektir. Bu toplumsal anlaşmalar demokratik kurallara göre yapılacak ve zorlayıcı olmayacaktır.

Toplumsal anlaşmalar, yalnız ücretleri ve çalışma koşullarını değil, genel ekonomik ve sosyal sorunları da kapsayacaktır. Böylece, ekonomik, mali ve sosyal politikaların belirlenmesinde demokratik işçi katılımı sağlanacaktır.

•         Toplumsal anlaşmalar, işyerinde yönetime, sorumluluğa ve kara katılma ve İşçi Yatırım Fonları gibi düzenlemelerle, işçiler, kendi sorunlarına, o arada ücret sorununa, ekonominin tümü açısından ve işletmeci ve yatırımcı açısından da yaklaşık duruma geleceklerdir ve demokrasinin, sosyal adaletin, hızlı kalkınmanın gerekleriyle sağlıklı bir çalışma barışı bir arada gerçekleşebilecektir.

•         Yurt dışındaki işçilerin, halk sektörü çerçevesinde yatırımlarını, Türkiye’nin gelişmesine katkıları, kolaylaştırılıp özendirilecektir; ve ekonomik politikaların belirlenmesine katılım olanakları sağlanacaktır.

•         Ekonominin sosyal adaletle birlikte güçlendirilmesini içlerine sindiren, kendi çıkarlarını toplum yararıyla bağdaştırmaya çalışan ve ekonomik güçlerini siyasal güce dönüştürmeye kalkışmayan özel sektöre geniş özgürlük tanınacaktır.

Plana uygun yatırımlar yapanlara, belli riskler üstlenerek  geleceğe yönelik teknolojik atılımlarda bulunanlara veya geri kalmış yörelerin kalkınmasına ve işsizliğin azalmasına katkıda bulunanlara, gereken devlet desteği sağlanacaktır.

 Özel sektörde tekelleşme eğilimleri önlenerek hakça bir yarışma ortamı oluşturulacaktır.

•         Devlet sektörünün genişliği değil, devletin ekonomiyi halk katılımıyla ve toplum yararına etkin biçimde yönetebilmesi önem taşıyacaktır.

•         Altyapılar ve kamu hizmeti gören kuruluşlar devlet elinde bulunacaktır; doğal kaynaklar devletçe işletilecektir; savunma sanayi devlet sektöründe yer alacaktır.

  Bunların dışında, her türlü ekonomik faaliyet, devlet sektörüne      olduğu gibi, özel sektöre ve halk sektörüne de açık olacaktır.

•         Devlet sektöründeki ekonomik işlevli işletmeler, devletin karışma ve koruma alanı dışına çıkarılacaktır. Bunların yönetimlerine ve yatırımlarına siyasal iktidarlar karışamayacaklardır. Hepsi, çalışanların yönetiminde, denetiminde ve sorumluluğunda, özel sektör işletmeleriyle eşit koşullar altında çalışacaklardır. Pazar kuralları içinde kendi yaratacakları kaynaklarla yeni yatırımlar yapabileceklerdir.

•         İşletme düzeyinde karlı olmasa bile topluma ve makro düzeyde ekonomiye yararlı olacak, geri kalmış yörelerde yan etkileriyle gelişmeyi hızlandıracak, öncü ve doğurgan işletmeler, devletçe kurulacaktır ve bunların sorumluluğunu devlet üstlenecektir.

Ekonomide geleceğe yönelik yapısal değişikliğin gereği olan ileri teknolojili sanayiler kurulmasına da devlet öncülük edecektir. Devletin her iki alanda da öncülük ve sorumluluk üstlenmesi, özel sektörün bu tür yatırımlara ilgisizliği nedeniyle zorunludur. Gerek geri kalmış yörelerdeki öncü ve doğurgan yatırımların, gerek ileri teknolojili yatırımların özel sektör veya halk sektörü tarafından da yapılmasına bir engel söz konusu olmayacaktır. Tersine, bu tür yatırımlara girişenler devlet desteğinden yararlanabileceklerdir.

•         Ekonominin kurumsal çerçevesi dışındaki “ dışlanan sektör”, çalışan ve girişimci insan sayısı bakımından, belki de en geniş sektördür. İşsizlik sorununun hafifletilmesine önemli katkısı bulunan bu sektörün düzenli ekonomiyle bütünleşmesi, bu sektörde çalışanların haklarının korunması, geleceklerinin güvence altına alınması ve üretkenliklerin desteklenip artırılması için, devlet, gereken ilgiyi ve özeni gösterecektir.

•         Planlamanın genel hedefleriyle ilkleri ve makro dengeleri, toplumsal örgütlerin, yerel yönetimlerin, halk sektörünün ve özel sektörün katılımıyla, merkezde saptanacaktır; fakat bu genel hedefler, ilkeler ve makro dengeler çerçevesinde, planın içeriği, nerelerde ne yatırımlar yapılacağı, çevreden merkeze doğru belirlenecektir.

•         Tarımda üretim planlaması yapılacaktır.

•         Pazar kuralları özenle göz önünde tutulacaktır, fakat ekonomi ve toplum pazarın tutsağı olmayacaktır. Pazar kuralları, ekonominin başka araçlarıyla uyumlu olarak, toplum yararına değerlendirilecektir.

•         Tüketim mallarının pazarlanmasında, üretim, tüketim ve satış kooperatifleriyle esnafın işbirliği sağlanacaktır. Bu yoldan, fiyat ve nitelik denetimi, pazar kuralları ile çelişkiye düşülmeksizin, üreticinin, tüketicinin ve esnafın yararları bağdaştırılarak  etkili kılınacaktır.

•         Para politikası, ekonominin başka öğelerinden ve toplumsal gerçeklerden ve gereksinmelerden soyutlanmaksızın saptanacaktır.

Türk parasının değeriyle Türkiye’nin dış ekonomik ilişkileri arasında gerçekçi bir ilişki kurulacaktır.

•         Enflasyon denetim altına alınırken, istem kısıntısı, ekonomide durgunluk ve toplumda sağlıksız sonuçlar doğurmayan ölçüler içinde tutulacaktır; istemin kısılmasından çok, üretimi ve sunuyu artırmaya özen gösterilecektir.

•         Devletin ekonomiyi toplum yararına yönetim denetleme işlevini, ekonomide yapısal değişikliğe öncülük görevini ve sosyal yükümlülüklerini yerine getirebilmesi için, kamu gelirleri ve harcamaları büyük ölçüde artırılacaktır.

•         Gönüllü ve zorunlu tasarrufların hakça bir süreç içinde artması sağlanacaktır.

•         Ekonomik kalkınma ve genel anlamda gelişme için, bir yandan yendi kaynaklar yatırılırken, bir yandan da var olan kaynakların daha verimli ve hakça kullanımı sağlanacaktır.

•         Vergi yönetimi ve denetimi etkili kılınarak, gereğince vergilendirilmeyen bazı yüksek kazanç alanları vergileme kapsamına alınarak, vergi gelirleri artırılacak; ancak toplam vergi gelirlerinde ücretlerin payı azaltılacaktır.

•         Bir yandan halk sektörü güçlendirilerek ve sermaye piyasası güven verici ve çekici duruma getirilerek, bir yandan da spekülatif kazanç kapıları kapatılarak ve spekülatif kazanç arayışlarının yapısal, psikolojik ve sosyal nedenleri giderilerek, tasarrufların ve kaynakların üretken yatırımlara yönelmesi sağlanacaktır.

•         Sağlıksız ve savurgan tüketim eğilimleri caydırılarak, sağlıklı tüketim eğilimleri özendirilecektir. Yatırımlara ayrılabilir kaynaklar bu yoldan da çoğaltılacaktır.

•         Faiz oranları, tasarrufu özendiren fakat maliyet enflasyonuna neden olmayan ölçüler içinde tutulacaktır.

•         Dışsatım, girişimcileri kolaylığa alıştıran aşırı bağışıklıklar ve desteklemeler yerine, verimliliği ve üretimi arttırıcı, maliyeti düşürücü önlemlerle geliştirilecektir.

Dışsatıma yönelik destekleme önlemleri, dışarıya satış aşamasından çok, yatırım ve üretim aşamasında yoğunlaştırılacaktır.

•         Yapısal değişiklik sürecinde, işsizlik sorununa geçerli çözümler getirilmesi öncelikle gözetilecek, ancak bu çözümler ülkenin geleceği için gerekli teknolojik atılımları  engellemeyecektir.

•         Teknolojik ilerleme ile işsizliği önleme, sınaileşmeyle tarımsal gelişme, dışsatım seferberliğiyle dışalım ikamesi, birbiriyle çelişen seçenekler gibi değil, birbirini bütünleyen ve destekleyen öğeler olarak değerlendirilecektir.


EKONOMİ VE GELİŞME

 Kendi iradesi dışında oluşan doğa güçlerini bile denetim altına alabilen insanlığın, kimi çevrelerce, bir doğa gücü olmayan, insan emeğinden, girişimciliğinden doğan ekonomiyi, kutsal ve dokunulmaz bir şeymiş gibi, başıboş bırakmaya zorlanması, içinden geçmekte olduğumuz dönemin bir çelişkisidir.

 Bu çelişkiden,  ekonominin başına uyruk işlemesini, daha doğrusu öyle işlermiş gibi görünmesini, kendi çıkarlarına uygun bulanlar sorumludur. Gerçekte istedikleri ise, denetimsiz, başına buyruk  bir ekonomi değil, güçlülerin buyruğunda bir ekonomidir. Bu çevreler, güçlülerin buyruğunda bir ekonomiyle, katılımcı demokrasinin işleyemeyeceği, öylece emeğin daha kolaylıkla sömürülebileceği, kaynak dağılımının alabildiğine adaletsizleşeceği ve büyüklerin küçükleri ezip yutabileceği bir düzen oluşturmaya uğraşırlar. Onlara dış destek sağlayan güçler de uluslar arası ilişkileri benzer bir düzene oturtma çabasındadırlar.

 Bu uğraş ve çabalar:

•         Enflasyonla ekonomik durgunluğu ve daralmayı bir anda sürdürmektedir.

•         Üretimde tıkanıklığa, gelişme hızlarında düşüşe, veya sağlanabildiği kadarıyla gelişmede aşırı dengesizliğe neden olmaktadır.

•         Tekelleşmeyi hızlandırmaktadır.

•         Ülkeler düzeyinde de, dünyada da adaletsizliği ve sömürüyü yaygınlaştırarak ilişkileri gerginleştirmektedir.

•         Pek çok ülkede siyasal istikrarsızlığa yol açmakta ve sosyal sorunları ağırlaştırmaktadır.

•         Bir yandan bireysel terörü körüklerken bir yandan da devlet terörünü özendirmektedir.

•         Gelişme sürecindeki ülkelerde demokrasiyi sarsıp çökertmekte veya demokratikleşme umutlarını köreltmektedir.

Kısacası, kimi çevrelerce, bunalımdan çıkısın “tek yol”u gibi gösterilen bu uğraş ve çabalar, aslında, bunalımın her yönüyle yoğunlaşmasına neden olmaktadır.

Çoğu kez, kapitalizm, kendi yapısından kaynaklanan bunalımları, değişen koşullar karşısında gösterdiği esneklikle aşabilmiştir. Çağımızda da bu esnekliği gösterebilen ve Batının liberal gelenekleri içinde, kapitalizmi demokrasiyle bağdaştırabilen ülkeler vardır.

Fakat, özellikle ağır dış borç yükü altına girmiş gelişme sürecindeki bazı ülkelere “liberal” ekonomi adı altında giydirilen, gerçekte ise liberalizmin özgürlükçü değerlerinden soyutlanmış bu “model”, neden olduğu ağır sıkıntılara ve adaletsizliklere toplumun sessizce katlanmasını sağlamak için, ekonomik ve  sosyal alanda etkisizleştirilen devleti, siyasal alanda demokrasiyle bağdaşamayacak kadar etkilileştirerek demokrasiyi engellemektedir, ve çağdışı sömürü ve dikta rejimleriyle çağımızı gölgelemektedir.

Öbür uçta ise, “proletarya diktatörlüğü” adı altında, toplumun her kesimi ile birlikte proletaryayı da, yaşamlarını emekleriyle kazananları da, bir dikta rejiminin güdümüne sokanlar veya sokmak isteyenler yer almaktadır.

O uçtaki rejimler de ancak halka karşın ayakta durabilmektedirler; ve onlar da bunalımdan siyasal gücü silahlı güçle bütünleştirerek çıkmaya uğraşmaktadırlar.

Kapitalizmin karşısına ancak devlet kapitalizmiyle, özel sermaye tekelciliğinin karşısına ancak devlet tekelciliğiyle çıkabilmektedirler.

Üstelik, kendi toplumlarının ve insanlarının düşünce ve arayış özgürlüklerini kıstıkları ve çağdaş iletişim teknolojisinin sağladığı araştırma ve bilgi üretme kolaylıklarından kendi toplumlarını gereğince yararlandırmayı göze alamadıkları için, yeni teknolojiler oluşturmada geri kalmaktadırlar. Bu yüzden de teknolojik bağımlılıktan kurtulamamaktadırlar.

İki yaklaşım da ekonomiye ve toplumu küçük ama güçlü bir oligarşinin buyruğu altına almaya çalışır.

İki yaklaşım da halk katılımına karşıdır.

İki yaklaşım da kendi yolunun “tek yol” olduğunu ve  “seçeneksiz” liğini savunur.

Biri, ekonominin başına buyruk işlemesi durumunda, yalnızca para musluklarını ayarlamakla ve pazar kurallarıyla, her sorunun kendiliğinden ve en iyi biçimde çözülebileceğini; öbürü de geçerliliğinin ve “ seçeneksiz”liğin “bilim” sizlikten kaynaklandığını öne sürer.

O açıdan, ikisi de  dogmacıdır ve kadercidir. Dogmacılık ve kadercilikse özgürlükle ve demokrasiyle bağdaşmaz.

Bu iki kutubun dışında olsalar bile, onların çekim alanlarında yer alan düzenlerse, genellikle gelişmiş ülkelerin sorunlarına sağlıklı çözümler getiremedikleri gibi, özellikle gelişme sürecindeki ülkeler için demokratik ve geçerli birer örnek  oluşturamamaktadırlar.

DEMOKRATİK SOL, iki kutubun da hem karşısında, hem çekim alanları dışındadır.

DEMOKRATİK SOL, “seçeneksiz” değildir; “tek yol” değildir.

DEMOKRATİK SOL, demokrasinin topluma açık tuttuğu değişik seçenekler arasından yapabilecek ve sağlı sollu dikta rejimlerine yönelen yolları tıkayabilecek bir siyasal ve ahlaki seçimdir.

DEMOKRATİK SOL, halkın suskunluğundan değil, özgürlüğünden güç alır.

DEMOKRATİK SOL, üretkenliği, baskıyla veya sömürüyle değil, demokratik katılımla arttırır.

DEMOKRATİK SOL, gelirin ve özverinin dağılımını, devletin de, güçlülerin de değil, halkın belirlemesini ister.

DEMOKRATİK SOL, toplum da dirliği, halkın özgürce örgütlenmesiyle ve özgüveniyle sağlar.

DEMOKRATİK SOL’ un amaçları kadar araçları da demokratiktir ve insancadır.

DEMOKRATİK SOL’ da ekonomi politikası, yalnız ekonomik büyüme ve kalkınma anlamında dar kapsamlı, tek boyutlu bir “gelişme” öngörmez.

DEMOKRATİK SOL’ da gelişme, ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel yönleriyle bir bütündür.

DEMOKRATİK SOL’ da ekonomi politikası;

•         Kalkınmayı sosyal adaletle, sosyal güvenlikle ve demokrasiyle bağdaştırarak hızlandıracaktır.

•         Katılımcı demokrasiye daha çok gerçeklik ve işlerlik kazandıracaktır.

•         Çağdaş demokratik kültürün ve bu kültüre uygun değerlerin ve davranışların yaygınlaşmasına uygun bir ortam oluşturacaktır.

•         Toplumsal dayanışmayı ve barışı, toplumda dirlik düzenliği, ulusal birliği ve bağımsızlığı güçlendirecektir.

•         İnsan kişiliğinin de toplumun da hakça bir düzen içinde gelişmesine katkıda bulunacaktır.

Pazar kurallarını hiçe sayarak ekonomiyi yönetmeye kalkışanlar da, toplumu pazar kurallarına tutsak etmeye uğraşanlar da, egemen oldukları ülkeleri, çağımızda, ekonomik bakımdan açmaza düşürmüş, sosyal bakımdan derin huzursuzluklara sürüklemişlerdir. İki yaklaşımın da  özgürlükle ve demokrasiyle bağdaşmadığı görülmüştür.

Ekonominin, pazar kuralları uyarınca, kendi başına işlemesinden yana olanlara göre, bir açık pazara dönüşen ekonomide herkes ne alıp satacağını, neyi kaça satacağını, nerede ne zaman ne yatırım yapacağını, “özgür”ce belirler; satanlarla alanlar da, çalışanlarla çalıştırılanlar da, aralarında “özgür”ce anlaşırlar. “Toplum yararı” gerekçesiyle devlet ve toplumsal örgütler işe karışmaksızın, herkes, kendi çıkarını, yalnızca kendi çıkarını, “özgür”ce kollarken, bir “görünmez el” de toplum yararının gereklerini kendiliğinden yerine getirir!

Bu yaklaşımla herkese “seçme özgürlüğü” tanındığı varsayılmaktadır; oysa, bir yandan da bu yaklaşımla “seçeneksiz” olarak tanıtılmaktadır.

“Seçeneksiz” likle “seçme özgürlüğü” bir araya gelemez.

Bu yaklaşım, “seçme özgürlüğü” nü değil, güçlülerin güçsüzleri ezme özgürlüğünü getirir.

Bu yaklaşımın ekonomiyi açık pazar durumuna getirmez, tekelleşen, kartelleşen büyük sermayenin oyun ve vurgun alanına dönüştürür.

Bu yaklaşım devleti ekonomiye sözde karıştırmaz, fakat, toplumsal örgütlerin ve tümüyle halkın etkisiz kılınmasından yararlanarak, devlet üzerinde tekellerin, kartellerin etkinliğini artırır ve ekonomiyi bunların yönlendirdiği bir düzen oluşturur.

Bu yaklaşım çalışanlarla çalıştıranların “özgür”ce anlaşıp sözleşmelerini sağlamaz; çalışanları örgütlenme özgürlüğünden ve katılım olanağından yoksun bırakarak, çalıştıranlarca teslim alınmaları sonucunu doğurur. Üstelik, bu yaklaşımda, işsizliğin büyük boyutlara varması, çalıştıranlar için bir “güvence” gibi görülür ve “Pazar” daki emek arzı artışından ücret kırıcılığı için yararlanılır.

Bu yaklaşımda sihirli bir güç gibi sözü edilen o “görünmez el” halkın etkisizleşmesinden yararlanarak devlet  gücünü de yanına çekebilen tekelci- kartelci sermayenin elidir. Bu yaklaşımda o “görünmez el”, karşıt yaklaşımda da devletin görünen eli, halkın özgürlüğüne ve boğazına uzanır.

DEMOKRATİK SOL’ da ise, halkın kaderi halkın ellerindedir;  ve devleti de, ekonomiyi de halk, kendi bereketli elleriyle, toplum yararına yönledirir.


EKONOMİDE HALK

DEMOKRATİK SOL PARTİ’ nin ekonomi politikasında halkın etkinliği büyük ölçüde artırılacak ve halk sektörünün ağırlıklı yeri bulunacaktır. Demokratik yapılı ve demokratik işleyişli halk yatırımlarından oluşacak halk sektörü özendirilip güçlendirilecektir.

Halk sektörü, yalnız çalışan yurttaşların mütevazı birikimlerini kendi aralarında bir araya getirerek kuracakları küçük veya orta işletmelerden oluşmayacaktır. Bunun ötesinde, sendikalar ve kooperatifler, yatırım ve işletmecilik konularında uzmanlaşan güçlü kurumlar kurmaya özendirilecektir. Bu kurumlar, halk sektörü çerçevesinde büyük ekonomik işletmeler kurabilecekleri ve kurdurabilecekleri gibi, yurttaşların, o arada yurt dışındaki işçilerin küçük birikimlerini bir araya getirerek kurdukları veya kuracakları işletmelere de, yöneticilik ve işletmecilik bilgisi, bu alanda yetişmiş personel, proje yardımı ve pazarlama kolaylıkları sağlayacaklardır.

Halk sektörü içinde, ayrıca sosyal güvenlik kurumları tarafından ve bu Programın ilgili bölümlerinde açıklanan “Üretici Yatırım Fonları” ile “İşçi Yatırım Fonları” tarafından kurulacak işletmelerin de önemli bir yeri bulunacaktır.

Yerel yönetimler, özellikle az gelişmiş yörelerde, halk sektörü girişimlerine öncülük etmeyi ve destek almayı üstleneceklerdir. Halk sektörü, gelişmiş demokratik ülkelerdeki sendikaların, kooperatiflerin ve sosyal güvenlik kuruluşlarının yatırımcı kuruluşlarıyla ve finansman kuruluşlarıyla da işbirliğine ve ortak yatırımlara özendirilecektir. Onların deneyim birikimlerinden, teknolojik olanaklarından ve sermaye katkılarından, Türkiye’deki halk sektörünün de yararlanması olanakları aranacaktır.

Halk sektörü, halkın birikimlerini, girişimciliğini ve dayanışmasını, gelişmeye hız, demokrasiye güç katar biçimde harekete geçirecektir; ve demokrasiyle sosyal adaletin bağdaştırılmasında önemli bir etken olacaktır.

Halk sektörü, devletin toplumsal sorumluluğunu, özel sektörün de dinamizmini paylaşarak, ikisi arasında bir katalizör işlevi görecektir.  Devlette de, özel sektörde de aşırı güç yoğunlaşmasını önleyerek, halkın gücü ve özgürlüğü için, demokrasinin esenliği için, toplumun dirlik düzenliği için, bir güvence oluşturulacaktır.

Yalnız halk sektörüyle değil, işyerinden siyasete kadar her alanda örgün demokratik katılımıyla da, halk, ekonomiyi yönlendirip denetleyecektir; ekonominin siyasal çerçevesini ve sosyal işlevini büyük ölçüde halk belirleyecektir.


EKONOMİDE DEVLET

DEMOKRATİK SOL’ da devlet sektörünün genişliği değil, devletin ekonomiyi, halk katılımıyla ve toplum yararına etkili biçimde yönetebilmesi önem taşır.

Altyapıları ve kamu hizmeti gören kuruluşları devlet elinde tutmak, devletin topluma karşı görevlerini ve ekonomik işlevlerini yerine getirebilmesi bakımından gereklidir. Bunlardan, mülkiyeti veya işletmesi özel sektöre devredilmiş olanlar geri alınacaktır.

Önemli doğal kaynakları devlet işletecektir.

Doğrudan savunmayla ilgili sanayiler devlet elinde bulunacaktır. Ulusa ait olan birçoğu tükenir nitelikte bulunan doğal kaynaklar, kişilerin çıkarlarına ve kısa süreli Pazar koşullarına göre değil, tüm ulusun ve ülkenin yararı ve geleceği gözetilerek işletilmelidir. Savunma sanayi de, özel çıkarlara ve kar hesaplarına göre değil, ulusal güvenliğin ve bağımsızlığın gereklerine göre kurulup işletilmelidir. Bu alanlar, o nedenlerle, devlet sektöründe yer almalıdır.
DEMOKRATİK SOL PARTİ , ekonomide devlet sektörünü genişletmek üzere özel bir çaba gösterecek değildir. Ancak devlet sektöründeki ekonomik amaçlı işletmeler, pazar kuralları içinde çalışarak yaratacakları kaynaklarla, plan hedeflerine uygun yeni yatırımlar yapabileceklerdir.

Bu işletmeler, devletin karışma ve koruma alanı dışına çıkarılacaktır. Bakanlıklarla ve devlet bürokrasisiyle organik ilişkileri kesilecektir. Yönetimlerine ve yatırımlarına siyasal iktidarların karışamayacağı bir yapıya kavuşturulacaktır. Çalışanların yönetiminde, denetiminde ve sorumluluğunda, özel sektör işletmeleriyle eşit koşullar altında ve pazar kurallarına uyarak çalışacaklardır. Bunların dışında, pazar kurallarına göre yatırım ve işletmecilik yapanların ilgilenmeyecekleri alanlarda ve yörelerde, devletin belirli öncülük görevleri vereceği devlet işletmeleri kurulacaktır. Pazar kuralları içinde ayakta durabilir duruma gelinceye kadar, bunları, halk katılımıyla, devlet yönetecektir, sorumluluklarını devlet üstlenecektir.

Bir ekonomik işletme geri kalmış ve pazarlara uzak bir yörede kurulmuş ve işletme düzeyinde karsız olabilir. Fakat eğer o yatırım, yan etkileri bakımından doğurgansa; yörede başka işyerleri kurulmasına, ticaret hayatının canlanmasına, işsizlere iş olanakları sağlanmasına, yerel kaynakların değerlendirilmesine ve genel olarak yörede ekonomik, sosyal, kültürel değişime öncülük edip yol açabilecek nitelikteyse, işletmecilik açısından karsız bile olsa, yöre halkı açısından ve toplumun gelişmesi açısından, karlı ve yararlıdır.

Bir ülkede ulusal birlik ve dayanışma, gelişmenin tüm ülkeye dengeli olarak yayılması oranında güçlenir. O nedenle, bu tür yatırımlar, ulusal birliğin güçlenmesine de önemli katkıda bulunur. Geri kalmış yörelerde gelişme sürecini başlatacak veya hızlandıracak bu tür işletmelerin yurt düzeyinde yaygınlaşması, büyük kentlere işsiz göçü dolayısıyla aşırı nüfus yoğunlaşmasını ve sosyal gerilimleri önler, kentleşme giderlerini kısar. Ekonomik ölçütlerle kendi başlarına karsız bile olsalar, bu tür işletmelerin, ulusal ekonomiye ve sosyal sorunların hafifleşmesine o yönlerden de büyük katkıları olur.

DEMOKRATİK SOL PARTİ,  böylece öncü ve doğurgan yatırımların, devlet eliyle, en geri kalmış ve en uzak yörelere kadar dengeli dağılımını sağlayacaktır.

Cömertçe özendirme önlemlerinin, özel sektörü, bu yörelerde yatırımlara yöneltmek bakımından çok yetersiz kaldığı görüldüğü için, devlet bu konuda öncülük üstlenme durumundadır.

Ancak, bir geri kalmış yörede, halk sektörü veya özel sektör, işletme düzeyinde yeterince karlı olmayabileceğini bile bile, bu nitelikte işletmeler kurmaya girişse, devlet onlara da gereken kolaylığı ve desteği sağlayacaktır.


EKONOMİDE YAPISAL DEĞİŞİKLİK VE
DEVLETİN İŞLEVİ

Türkiye’nin ve Türk ekonomisinin  geleceğini güvence altına alabilmek ve gelişmeyi hızlandırabilmek bakımından önemli bir koşul, ekonomide, yalnız içinde  yaşanan dönemin değil, görünür geleceğin de gereklerini karşılayacak nitelikte ve yönde yapısal değişikliklerin daha çok gecikmeden gerçekleştirilmesidir.

Özellikle dünyada ve ülkemizde ekonomik  bunalım sürürken, ulusal ekonomide pazar kurallarının dürtüsüyle “kendiliğinden” sağlanabilecek yapısal değişiklikler çok sınırlı ve yetersiz kalır; bugün için geçerli olsa da gelecek için geçersiz olabilir, hatta sakıncalar taşıyabilir.

Bu konuda devlete düşen işlev yaşamsal önem taşımaktadır.

Devlet, bu işlevini, demokratik bir süreç içinde kamuoyu ile sürekli iletişim kurarak, çok yönlü araştırmalara dayanarak, bölge ve dünya ekonomisinin kısa-orta-uzun dönemli yönelim olasılıklarını göz önünde tutarak yerine getirmelidir.

DEMOKRATİK SOL PARTİ, her şeyden önce, Devleti, böyle bir işlevin yerine getirilebilmesi için gerekli maddi olanaklarla donatacaktır.

Bunların başında, kamu gelirlerinin ve harcamalarının artırılması gelir.

Bu, yalnız devletin ekonomide yapısal değişikliğe öncülük edebilmesi için değil, devletten beklenen her türlü hizmeti yerine getirebilmesi bakımından da gereklidir.

Türkiye’nin gelenekleri ve Türk toplumunun alışkanlıkları nedeniyle, ülkemizde, devletten çok şey beklenir, ama bu beklentileri karşılama olanağının, devletten, Türkiye’de olduğu kadar esirgendiği pek az ülke vardır.

Devletin o yüzden içine düştüğü tıkanıklık ve yetersizlik, kapitalizmin öncülüğünü yapan ülkelerde bile devletçe yerine getirilen bazı kamu hizmetlerinin, giderek artan ölçüde, varlıklı kişilerin “hayırseverliği”ne veya “vatansever” liğine  bırakılmasına neden olmakta, bu yüzden, devletin işlevleri ile kişilerin işlevleri, sakıncalı biçimde ve ölçüde, birbirine karışmaktadır. Kaldı ki, kişisel “hayırsever” likler ve “vatansever” likler, çoğu kez, vergi bağışıklığı yoluyla, veya şükran belirtisi olarak kişilere sağlanan bir takım ayrıcalıklarla, aslında kamu kaynaklarından karşılanmaktadır.

Demokratik sosyal devlette, toplumun dirliği, kişilerin hayırseverliğiyle değil, hayırla devlet anlayışıyla ve halkın kendi dayanışmasıyla sağlanır.

DEMOKRATİK SOL PARTİ, kamu gelirlerini ve harcamalarını, belirli bir programla sürelendirerek, sosyal demokrasinin başarılı sonuçlar verdiği ülkelerdeki yüksek oranlara eriştirmeyi amaçlamaktadır.

Böylece, devlet, bir yandan ekonomide yapısal değişikliğe öncülük işlevini yerine getirebilirken, bir yandan da, ekonominin altyapı gereksinmelerini giderek yeterli düzeye eriştirebilecek; ve toplumun sağlık, adalet, konut, sosyal güvenlik, eğitim gibi alanlardaki yatırım ve hizmet beklentilerini artan ölçüde karşılayabilecektir.

Ulusal savunmanın gereken düzeye yükseltilebilmesi de buna bağlıdır. Ulusal savunmanın koşullu dış yardıma veya kişisel bağışlara bağımlılığı böyle önlenebilir.

Kamu gelirlerinin ve harcamalarının olağanüstü düşüklüğüyle  ilintili bir başka yetersizlik de iç tasarruf konusunda kendini göstermektedir. Türkiye iç tasarruf oranının en düşük olduğu, üstelik de gitgide düşmekte olduğu ülkelerden biridir. İç tasarruf oranı böylesine düşerken gelişme hızını yükseltmek veya yüksek düzeyde tutmak olanaksızdır.

DEMOKRATİK SOL PARTİ, gönüllü ve  zorunlu tasarrufları hakça bir düzen içinde artıracaktır.

Bunun için, vergilemede, dar ve orta gelirleri kayırıcı fakat toplam vergi gelirini ve verimliliğini yükseltici düzenlemeler yapacaktır.

Gelir bölüşümünde yapacağı hakça düzeltmelerle ve sağlıklı tüketim eğilimlerini özendirmekle, halkın bir yandan yaşam düzeyi, bir yandan da tasarruf olanağı yükselecektir.

DEMOKRATİK SOL PARTİ PROGRAMI’ nın ilgili bölümünde açıklanan “Üretici Yatırım Fonları” ve “İşçi Yatırım Fonları” gibi, çalışan halk kesimlerine de, ulusal ekonomiye de, demokrasiye de güç katıcı düzenlemelerle ve halk sektörünün özendirilip desteklenmesiyle, halk tasarrufları büyük ölçüde artırılabilecektir.

Sosyal güvenlik, tasarrufu artırıcı ve kaynak yaratıcı yöntemlerle yaygınlaştırılarak doyurucu düzeye getirilecektir.

Devlet öncülüğünde gerçekleştirilecek yapısal değişiklik, Türkiye’yi ve Türk ekonomisini, güncel gerçekler ve gereksinmeler göz ardı edilmeksizin, geleceğe hazırlayacaktır.

Yapısal değişiklik sürecinde, işsizlik sorununa geçerli çözümler getirilmesi öncelikle gözetilecektir.

Ancak işsizlik sorununa getirilecek çözümler, teknolojik atılımları engellemeyecektir. Bir yandan, uluslar arası ekonomik işbölümünde, Türk Ulusunun güçlü, güvenli ve onurlu bir yer edinebilmesi için gereken teknolojik atılımlar yapılırken, bir yandan da, emek yoğun altyapı, toplumsal kalkınma ve doğayı zenginleştirip değerlendirme projeleri uygulamaya konacaktır.

Devletin geri kalmış yörelerinde kuracağı öncü ve doğurgan işletmeler de, köykent programıyla ve halk sektörü yatırımlarıyla desteklenerek, işsizlere bulundukları yerlerde geniş çalışma olanakları açacaktır.

DEMOKRATİK SOL PARTİ’ nin gerçekleştireceği yapısal değişiklikte, teknolojik ilerleme ile işsizliği önleme, sınaileşmeyle tarımsal gelişme, dışsatım seferberliği ile dışalım ikamesi birbiriyle çelişen seçenekler gibi değil, birbirini bütünleyen veya destekleyen öğeler olarak değerlendirilecektir.

Türkiye’de çoğu özel girişimciler, iyi niyet eksikliğinden ötürü değil, ekonomik yapının ve düzenin bazı olumsuz özellikleri nedeniyle, geleceği öngörerek değil, güncel karlılık hesaplarına göre yatırımlar yapmakla yetinme eğilimindedirler.

Güncel koşulları olduğu kadar geleceğin koşullarını da öngörerek, hatta bir ölçüde belirleyerek, yatırım yapan çok uluslu şirketler, son zamanlarda geleceğe yönelik bazı yatırımlarını az gelişmiş veya gelişme sürecindeki ülkelere kaydırmakla birlikte onlar da Türkiye’yi bu açıdan yeterince elverişli görmemektedirler.

İleri teknolojili veya geleceğe yönelik yatırımlarını, jeopolitik açıdan daha güvenilir bölgelerde ve demokratik ortamın henüz oluşmadığı, sosyal bilincin gelişmediği ülkelerde yapmayı yeğlemektedirler.

Dünyadaki bazı etkili siyasal güçler de, ileri teknolojiye dayalı yatırımlarla Türkiye’nin bağımsızlığını daha sağlam temellere dayandırmasını istemeyebilirler.
Oysa Türkiye, gelişmiş bir sanayi ülkesi durumuna daha çok gecikmeden gelebilmek ve geleceğini güvence altına alabilmek için, ekonomisinde, geleceğin de gereklerine uygun yapısal değişiklikleri, ileri teknolojilerden yararlanarak, gerçekleştirmek zorundadır. Çağın ileri teknolojileri arasından, sağlam hesaplara ve öngörülere dayalı seçimleri bir an önce yapmak zorundadır.

Türkiye, bu konuda, şimdiye kadar, bazı Doğu ve Güneydoğu Asya ülkelerinin çok gerilerine düşmüştür. Daha çok gecikirse bazı Afrika ülkelerinin de gerisinde kalabilir.

Yetişmiş insan gücünün niteliği ve niceliği, ve çok verimli dış pazarların yanıbaşında oluşu, Türkiye’nin böyle bir atılımı kendi girişimiyle yapabilmesine yeterli olanak sağlamaktadır.

Dışarıdan teknoloji transferi konusundaki olası engeller de, çok boyutlu bir dış politikayla ve yine çok boyutlu bir dış ekonomik ilişkiler politikasıyla aşılabilir. Ulusal bağımsızlığı, demokrasiyi ve sosyal hakları engellememek koşuluyla, yabancı sermayeden, yabancı sermaye ortaklığının sağlayabileceği ek kaynaklardan, deneyimden ve ileri teknolojilerden, bu amaçla, olabildiğince yararlanma yollarını aramak gerekir.

DEMOKRATİK SOL PARTİ, bilimsel ve teknik araştırmaları da, Türkiye’nin bölgemizin ve dünyanın geleceğine yönelik araştırmaları da, her bakımdan  öncelik taşıyan bir yatırım gibi değerlendirecektir; ve, çok yönlü araştırmalara dayanarak, çağın ileri teknolojileri arasından gerçekçi seçimler yapılmasını sağlayacaktır. Bu seçimler doğrultusundaki  yatırımlara, özel sektörün, yabancı sermayenin veya halk sektörünün ilgi göstermediği durumlarda, devlet ön ayak olacaktır.

DEMOKRATİK SOL PARTİ, ülke ekonomisinde spekülatif kazanç kapılarını olabildiğince kapatmayı, sosyal adalet açısından zorunlu gördüğü kadar, üretken yatırımları artırabilmenin ve ekonomide sağlıklı yapısal değişikliklerin de önemli bir gereği saymaktadır.

Pazarın güncel akıntıları ve çalkantıları içinde geleceği öngörmeksizin savrulan bir ekonomi, hele spekülatif kazanç kapılarının ardına kadar açık bulunduğu ve üretkenlikten çok daha karlı olduğu bir ortamda, sağlıklı yapısal değişikliklere yöneltilemez. Ölü yatırımların, o arada taşınmaz mala yatırım çekiciliğini sona erdirmek, aracılık aşamalarını sınırlayıp karsızlaştırmak, geleneksel veya modern tefecilik yollarını tıkamak gibi caydırıcı önlemler bu açıdan gereklidir, fakat yeterli değildir.

DEMOKRATİK SOL PARTİ, bu gibi caydırıcı düzenlemeleri yaparken, bir yandan da, spekülatif kazanç arayışlarına yönelmenin psikolojik ve sosyal nedenlerini gidermeye çalışacaktır.

Bu nedenlerin başında, geleceğe güvensizlik gelmektedir. Ülkenin, özellikle de ekonominin geleceğine ve kendi geleceklerine güvenle bakamayanlar, geleceği de gözeten yatırımlar yapmak yerine, günü gün etmeyi, kısa yoldan bol kazanç sağlamayı, maddi olanaklarını veya girişimciliklerini o yönde değerlendirmeyi yeğlemektedirler.

Toplumda örgütlenmeye, dayanışmaya ve  işbirliğine yatkınlığın yerleşmemiş olması da, girişimcileri ve yatırım yapabilecek durumda olanları, geleceğe yönelik üretken yatırımları için bir araya gelmekten büyük ölçüde alıkoymaktadır.

DEMOKRATİK SOL PARTİ, demokrasiye süreklilik kazandırarak; ve sosyal demokrasiye siyasal demokrasiyle birlikte kökleştiren bazı ülkelerde olduğu gibi, verimli ve hakça bir düzenin toplumca özünsenmesini sağlayarak; herkesi geleceğe güvenle  bakabilir duruma getirmek için uğraş verecektir.

Örgütlenme, dayanışma ve işbirliği alışkanlığını toplum yaşamının her alanına yerleştirmek için çaba gösterecektir.

Sosyal güvenliği, herkesin kendi geleceğine güvenle bakabileceği, çalışamaz duruma geldiğinde geçim sıkıntısı çekmeden yaşayabileceği bir düzeye eriştirecektir.

Böylece, spekülatif  kazanç arayışlarının psikolojik ve sosyal nedenlerini ortadan kaldırmaya çalışacaktır.

Sosyal güvenliğin toplumda herkes için doyurucu düzeye eriştirilmesi, ekonomiye yük olmayacaktır. Çünkü bunun, spekülatif kazanç eğilimlerini azaltıcı etkisiyle ekonomiye gelecek canlılık yaygın ve yeterli sosyal güvenliğin mali yükünü fazlasıyla karşılayacaktır. Kaldı ki, sosyal güvenlik, üretken yatırımlar için önemli bir tasarruf kaynağıdır. Bu açılardan, sosyal yararı kadar ekonomik yararı da vardır.

Böyle bir yaklaşımla, DEMOKRATİK SOL PARTİ, gelişmenin ve  ekonomide yapısal değişikliğin en büyük engellerinden birini ortadan kaldırmış; hem caydırıcı, hem özendirici önlemlerle, spekülatif kazanç kapılarını kapatarak, üretkenlik yollarını açmış olacaktır.

Gelişmeyi ve ekonomide sağlıklı yapısal değişikliği güçleştirici bir başka etken de, ekonomik bakımdan uzun dönemde geçerli olamayacak ve yeni teknolojilere uyum sağlamayacak kadar küçük boyutlu ve dar olanaklı işyerlerinin çokluğudur.

Fabrika düzeyine erişmemiş, atölye ve çarşı düzeyinde kalmış bu işyerleri, ekonomik bunalımın pazarda yarattığı dalgalanmalar içinde çırpınmaktadırlar veya yok olup gitmektedirler.

Oysa bu küçük yapımevlerinde, kimi sanat ve meslek okullarından, kimi de çekirdekten yetişmiş, yapıcı ve yaratıcı, üretken ve girişimci bir büyük güç saklıdır.

DEMOKRATİK SOL PARTİ, bu gücü de, gelişmenin ve ekonomide sağlıklı bir yapısal değişikliğin önemli bir kaynağı ve aracı olarak değerlendirecektir.

Bu gücü, küçük atölyelerin, sanayi çarşı   ve sitelerinin dar kafesinde kurumaktan kurtaracaktır.

Bunlarla sanayi kuruluşları arasında sürekli işlevsel ilişki ve işbirliği için gereken olanakları hazırlayacaktır. Yatırımlarda tasarruf da sağlayıcı bir önlem olarak, gerek devlet sektöründeki gerek özel sektördeki sanayi kuruluşlarının, birçok parçalarını ve girdilerini bu küçük işyerlerinden ısmarlamalarını bir düzene bağlayacaktır.

Küçük işyerlerindeki o yapıcı ve yaratıcı gücü oluşturan üretken insanları, aralarında birleşerek, bir plan içinde, ekonomik bakımdan geçerli boyutlarda ve nitelikte sanayiler kurmaya özendirecektir. Devlet, bunun için gerekli maddi destekle birlikte,  gerekli eğitimi de sağlayacaktır.

DEMOKRATİK SOL PARTİ, atölyelerdeki, küçük yapımevlerindeki sanatkarlarla, işçilerle, çıraklarla birlikte, esnafı da, çağdaş ekonominin pazarlama mekanizmalarına ve ileri teknolojisine uyum sağlayabilir duruma getirecektir.

Böylece ekonominin bu yaygın, dağınık ve gelişmemiş kesimini, gelişen bir ekonominin verimli insan gücü fidanlığına dönüştürecektir ve ekonomide yapısal değişikliği temelden başlatmış olacaktır.

 

EKONOMİDE ÖZEL SEKTÖR

DEMOKRATİK SOL PARTİ

•         ekonominin sosyal adaletle birlikte güçlendirilmesini içlerine sindiren;

•         kendi çıkarlarını toplum yararıyla bağdaştırmaya çalışan; ve

•         ekonomik güçlerini siyasal güce dönüştürmeye kalkışmayan özel sektör girişimcilerine geniş özgürlük tanıyacaktır; ve plan hedeflerine uygun yatırımlarında gereken devlet desteğini sağlayacaktır. Geleceğe güvenle bakarak yatırım yapabilecekleri bir ortam oluşturacaktır.

Özel sektörde olsun, devlet sektöründe olsun, geleceği düşünmeden kısa dönemli yüksek ve kolay kar hesaplarıyla yatırım yapanların, planda belirlenmiş ölçütlere ve hedeflere göre değil güncel çıkarlara göre kurulup çalışan işletmeleriyle ilgili olarak devlet bir sorumluluk üstlenmeyecektir.

Ama plana uygun yatarım veya ülkenin geleceği uğruna belli riskler üstlenerek, uzun dönemli plan hedefleri doğrultusunda teknolojik atılım yapanlar; geri kalmış yörelerin kalkınmasına veya işsizliğin azalmasına katkıda bulunanlar, kendi ellerinde olmayan nedenlerle karşılayabilecekleri güçlükleri aşmaya uğraşırken, devlet desteğini yanlarında bulacaklardır.

Bu anlayışla, DEMOKRATİK SOL PARTİ, özel sektörün, sağlıklı gelişmeye hız katabilecek ve ekonomide geleceği de öngören yapısal değişiklikleri kolaylaştırabilecek girişimciliğini özendirecektir.

Özel sektörde tekelleşme eğilimlerini önleyecektir ve hakça bir yarışma ortamı oluşturacaktır.


EKONOMİNİN DIŞLANAN SEKTÖRÜ

Özellikle nüfusu yoğun, işsizliği yaygın, ekonomisi durgun ülkelerde, o arada Türkiye’ de, ekonominin, çalışan ve girişimci  insan sayısı bakımından belki de en geniş sektörü, kağıt üzerinde görünmeyen, hesaba kitaba girmeyen, istatistiklere geçmeyen bir sektördür.

Bu sektör, ekonominin kurumsal çerçevesi dışında kalan insanlardan oluşur. Düzenin çalışma ve geçim olanağı sağlayamadığı, ama yaşama dirençlerini kıramadığı, yaşamlarını emekleriyle kazanma güçlerini köreltemediği insanlardır onlar…İşportacılar, gezgin satıcılar ve onarımcılar, evlerindeki tezgahlarda piyasaya iş üretenler veya evlerinde parça başı iş yapanlar, ayakkabı boyacıları ve daha niceleri… Ele güne avuç açmaktansa, gecekondularının bir avuçluk bahçesinde analarının yetiştirdiği çiçekleri yoldan geçenlere ya da evlerden veya çöp bidonlarından topladıkları şişeleri, kutuları işyerlerine satan çocuklar…

Ekonominin dışlanan sektörü, bu çalışkan kadınlardan, erkeklerden, çocuklardan oluşur.

Devletin de, özel sektörün de çözemediği işsizlik sorununa, onlar kendi girişimcilikleri ve emekleriyle, küçümsenemeyecek ölçüde çözüm bulurlar.

Yaptıkları işler, toplumun gereksinmelerini karşıladığı ve ekonomik değer taşıdığı içindir ki, küçük de olsa bir gelir getirir.

Ama hiçbirinin yasal güvencesi veya sosyal güvenliği yoktur; haklarını koruyacak, üretkenliklerini ve kazançlarını artırmalarına yardımcı olacak örgütleri yoktur, emeklerinin hakça karşılığını alıp alamadıklarını,aracılar tarafından aldatılıp aldatılmadıklarını denetleyebilecek bir kuruluş yoktur.

Bir çoğunun işyeri ellerinde veya başlarında taşıdıkları tablalar, tezgahlar, bohçalardır; uzaktan “zabıta” görünce “işyerleri”ni toparlayıp kaçacak yer ararlar.

Öncelikle güçsüzleri, korumasızları gözeten DEMOKRATİK SOL PARTİ, bu dışlanan sektörün yapıcı, yaratıcı çalışkan insanlarıyla ilgilenmeyi, ve onları bozuk bir ekonomik düzenin dışladığı insanlar durumundan, hakça bir ekonomik düzenin içerdiği verimli ve üretken insanlar durumuna eriştirmeyi görev bilmektedir.

DEMOKRATİK SOL PARTİ, bu amaçla:

•         Dışlanan sektörde çalışanların, haklarını korumak ve durumlarını iyileştirmek üzere örgütlenmelerine yardımcı olacaktır.

•         Onları kaçak iş yapar durumdan yasal iş yapar duruma getirecektir.

•         Onların sattıkları malları korkusuzca ve engellenmeksizin sergileyebilecekleri uygun yerler ayrılmasını sağlayacaktır.

•         Onları sosyal güvenlik kapsamına girme olanağına kavuşturacaktır.

•         Daha verimli, güvenli ve üretken işlere yönelebilmeleri için, onları, gerekli eğitim, önderlik ve kredi olanaklarından yararlandıracaktır.

İşsizlik sorununa, verimli ve üretken bir ekonomik yapı oluşturarak daha geçerli çözümler sağlanıncaya kadar, DEMOKRATİK SOL PARTİ, bu “dışlanan sektör”ü engellemek veya daraltmak yerine, sağlıklı ve hakça kurallar çerçevesinde genişletmeye çalışacaktır. Geçim zorluğu içinde işsiz ve gelirsiz bekleşen ve henüz “dışlanan sektör”ün de yolunu bulamamış olan kadınları ve erkekleri, çocukları ve gençleri, evlerinde, piyasaya parça başı iş yapmaya özendirecektir. Onları, kendilerine sipariş verebilecek kuruluşlarla düzenli iş ilişkisi içine girme olanağına kavuşturacaktır. Bunun için, ekonomik işlevli bir sosyal hizmet örgütü oluşturacaktır.

 

 


EKONOMİDE ARAÇLARIN
AMACA UYGUN KULLANIMI

DEMOKRATİK SOL PARTİ, ekonominin tüm araçlarından, hakça gelişmeyi hızlandırmak üzere yararlanırken, araçların amaçlarla tutarlılığı ilkesine bu alanda da uyacaktır. Ekonomiyi güçlendirme ve kalkınma yolunda atılacak her adımın, demokrasiye ve sosyal adalete de güç katmasını, toplumun dirliğini artırmasını gözetecektir.

•         Kamu harcamalarının ulusal gelire oranını büyük ölçüde yükselterek, devleti, ekonomik ve sosyal alanda kendinden beklenen görevleri yapabilir duruma getirecektir.

•         Kamu harcamalarının ulusal gelire oranını yükseltirken, bütçede cari harcamaların, yatırım harcamalarına ve sosyal harcamalara göre oranını düşürecektir.

•         Bütçe açıklarını ve enflasyon oranını, yıllık üretimde ve ulusal gelirde sağlanacak artışla dengelenir düzeyde tutmak koşuluyla, sıkı denetim altında, ekonomiyi canlandırıcı bir etken olarak değerlendirecektir.

•         Enflasyonu denetim altına alırken, istem kısıntısını ekonomide durgunluk ve toplumda sağlıksız sonuçlar doğurmayan ölçüler içinde tutacaktır; istemi kısmaktan çok, üretimi ve sunuyu artırmaya özen gösterecektir.

İstem kısıntısını da, sağlıksız ve savurganca tüketimi caydırma, gönüllü tasarrufları ve üretken yatırım eğilimlerini özendirme yoluyla gerçekleştirecektir.

•         Tasarrufların üretken yatırımlara yönelmesini özendirmenin önde gelen koşulları olarak; bir yandan halk sektörünü güçlendirecektir; ve demokratik yapılı güvenli bir sermaye piyasası ve hisset senetleri pazarı oluşturacaktır; bir yandan da spekülatif kazanç kapılarını kapatıcı ve ölü yatırımları caydırıcı önlemler alacaktır.

•         Tasarrufların üretken yatırımlara yönelişindeki artışla bağlantılı olarak, faiz oranlarının düşmesini sağlayacaktır. Faiz  oranlarının, tasarrufu özendiren fakat maliyet enflasyonuna yol açmayan ölçüler içinde tutulmasını gözetcektir.

•         Yatırımları ve dışsatımı özendirip artırmak için, girişimcileri kolaycılığa alıştıran aşırı bağışıklıklar ve desteklemeler yerine, kaynakların verimli kullanımına, kaynak çoğaltmaya, üretimi ve verimliliği yükseltmeye ve sağlıklı yollardan maliyeti düşürmeye ağırlık verecektir.

•         Para politikasını, ekonominin başka öğelerinden ve toplumsal gerçeklerden ve gereksinmelerden soyutlamaksızın, ve ekonomide istikrarla dinamizmi ve kalkınmayla sosyal adaleti bir arada gözeterek saptayacaktır.

•         Türk parasının değeriyle Türkiye’nin dış ekonomik ilişkileri arasında gerçekçi bir ilişki kuracaktır.

•         Kredi politikasıyla, plan hedefleri doğrultusundaki üretken yatırımlara, ekonomik yapı değişikliği için gerekli yatırımlara, ve gelişmenin yurda dengeli yayılımını sağlayıcı yatırımlara öncelik tanıyacaktır.

•         Bankalardaki mevduatı bütünüyle devlet güvencesi altına alacaktır; bunun yanı sıra, sürekli ve ekili devlet denetimiyle, bankaların sağlıklı biçimde işlemelerini ve kendi yanlışlıkları ve savurganlıkları yüzünden devlete yük olacak duruma gelmemelerini gözetecektir.

Aile şirketlerinin, büyük sermayenin, tekelleşme eğilimdeki kuruluşların bankacılıkta etkinliğini önleyecek ve bankacılığı hakça bir düzene geçişin, sağlıklı ve hızlı gelişmenin verimli bir aracı durumuna getirecektir.

Bu amaçla, bankalar üzerinde ve kredilerin dağılım ve kullanımında devletin yönlendirici  ve denetleyici yetkilerini genişleterek, gerek özel bankaların gerek devlet bankalarının birer kamu kuruluşu sorumluluğu ile çalışmalarını gözetecektir.

Kredileri spekülatif kazanç alanlarından üretken alanlara yöneltecektir.

Köylünün, çiftçinin, tarımda verim artırıcı yatırımlar için; esnaf ve sanatkarın, küçük ve orta sanayilerin, ekonomik bakımdan güçlü ve verimli kuruluşlar oluşturabilmek için yararlanabilecekleri kredi kaynaklarını genişletecektir.

Bu amaçla, belirli sektörlerde ağırlıklı işlevler üstlenen sektörel bankacılığı  geliştirecektir. Özel bankaların da kaynak kullanımlarını buna göre düzenleyebilmelerini destekleyecektir.

Bankacılığın ve kredi düzeninin kooperatifçilere desteğini büyük ölçüde artıracaktır.

Ekonomik halk kuruluşlarının, o arada kooperatiflerin ve küçük orta sanayi işletmelerinin, üretken yatırımları için kontrollü kredi yönetimi geliştirecektir. Kontrollü kredi verirken, taşınmaz mal güvencesi yerine, proje ve organizasyon güvencesiyle yetinilmesini sağlayacaktır.

Kooperatiflerin ve genel olarak ekonomik halk kuruluşlarının kendi amaçlarına uygun bankalar kurmalarını özendirecektir.

Devlet bankaları güçlendirip etkinleştirecektir.

•         Bir kamu hizmeti üstlenen sigortacılığı, belli çevrelerin, büyük sermaye gruplarının değil, kamunun yararına işler duruma getirecektir.

Sigortalıların haklarını ve yararını öncelikle gözetirken, sigorta fonlarının üretken yatırımlara ve sağlıklı gelişmeye katkıda bulunulur biçimde değerlendirilmesini gözetecektir.

Devlet ve halk kuruluşlarının sigortacılık alanındaki etkinliğini artıracaktır.

•         Dışsatımı, Türk parasının sürekli ve aşırı değer yitirimi ile ve yapay veya sağlıksız desteklemelerle değil, maliyet enflasyonuna ve aşırı pahalılaşmaya yol açmayan, ekonomik  istikrarsızlığa ve iç pazarın durgunlaşıp boğulmasına neden olmayan, halkı sağlıklı yaşam olanaklarından yoksun bırakmayan yöntemlerle, öncelikle de verimlilik ve üretim artırıcı ve kapasiteleri tam olarak değerlendirici önlemlerle özendirecektir.

Bu nedenle, dışsatımın özendirilip desteklenmesi için gerekli kredi ve vergi kolaylıklarını dışsatım aşamasından çok, yatırım ve üretim aşamasında yoğunlaştıracaktır.

Böylelikle, bir yandan dışsatımın verimlilikteki ve üretimdeki yükselişle ve teknolojik atılımlarla hızlandırılması gözetilmiş olacaktır; bir yandan da dışsatımla ilgili aracılık ve tekelcilik eğilimleri kırılarak, sanayi ve tarım alanlarında tüm üreticilerle üretici kuruluşları ve örgütleri, dışsatım seferberliğine, giderek artan ölçüde, doğrudan katılabilir duruma geleceklerdir.

•         Dışsatıma yönelik üretim yapan devlet sektörü, halk sektörü ve özel sektör kuruluşlarının birlikte katılacakları, değişik dallarda uzmanlaşmış büyük ve güçlü dışsatım kurumları oluşturacaktır. Bu kurumların iletişim, tanıtma, taşımacılık olanaklarından ve bilgi ve deneyim birikimlerinden, küçüklü büyüklü bütün işletmeler yararlanabilecektir. Ekonomide tekelleşme ve kartelleşme eğilimleri bu yoldan da önlenmiş olacaktır. Yine bu yoldan, dışsatım, karanlık iş ilişkileri için, hak edilmemiş vergi ve kredi kolaylıkları sağlamak için, örtü gibi kullanılma kapıları da kapatılabilecektir. Gerçek dışı dışsatıma karşı etkili önlemler getirilecek, ve bu yüzden uğranan kaynak kaybı önlenecektir.

•         Vergi politikasını saptarken,

-          Kamu gelirlerinin artırılmasını,

-          Sosyal adaletin yaygınlaştırılmasını,

-          Hakça ve verimli kaynak kullanımını,

-          Tüketim savurganlığı yerine tutumlu ve sağlıklı tüketimin özendirilmesini,

-          Ölü yatırımlara ve spekülatif kazanca yönelik faaliyetin caydırılmasını ve üretken yatırımların desteklenmesini gözetecektir.

Genel olarak vergi gelirlerini artırırken, toplam vergi gelirlerinde ücretlilerin payını azaltacaktır.

Vergilendirilmeyen veya çok düşük düzeyde vergilendirilen bazı yüksek kazanç alanlarını etkin ve hakça bir vergi düzeninin kapsamını içine alacaktır. Tüketim savurganlığını özendirici harcamaları (çok masraflı eğlenceler, düğünler, davetler, törenler veya halkın geçim düzeyi ortalamasının çok üstünde tüketim maddeleri alımı gibi) ve sağlıksız ve savurganca tüketimi özendirici reklamları, caydırıcı biçimde vergilendirecektir.

Çağdaş tekniklerle vergi yönetimini ve denetimini etkinleştirerek vergi kaçağı yollarını kapatacaktır. O arada, kredi almak için gösterilen kazanç ve varlıklarla vergi matrahı olarak gösterilen kazanç ve varlıkları karşılaştırıcı bir denetim sistemi kuracaktır.

•         Köylünün kalkınması ve tarımsal gelişme belirli bir düzeye varıncaya kadar, kooperatifleşmiş köylüler üzerinden tarımsal gelir vergisi alınması durdurulacaktır. Bunun yerine, ürün gelirlerinden yapılacak belirli oranlardaki kesintileri, üretici kooperatiflerinin yönetiminde ve denetiminde oluşturulacak fonlara aktaracaktır. O fonlar yoluyla, köylünün kalkınması, tarımın geliştirilmesi, kırsal alanların kalkındırılıp sınaileştirilmesi ve tarım ürünlerinin dışsatımı desteklenecektir.

•         Kamu kuruluşlarının vergi ve bütçe dışı yollarından gelir sağlamalarını, o şekilde bütçe dışı harcamalar yapmalarını ve özel sektörle iş ilişkileri içine girmelerini önleyecektir. Bunun gereği olarak sağlık kuruluşları dışında herhangi bir kamu kuruluşunun vakıf kurması yasaklanacaktır. Vakıflar yoluyla sağlanan gelirlerin yeri, vergi gelirleriyle ve bütçe tahsisleriyle doldurulacaktır.

•         Maliyetlerin düşürülmesi ve fiyatların belli bir düzeyde tutulması için, dışalımı, gereğinde bir araç olarak değerlendirirken, iç üretimi ve gelişmeyi engelleyici veya tüketim savurganlığını özendirici dışalımları önleyecektir.

•         Pazar kurallarını göz önünde tutacaktır; fakat ekonomiyi ve toplumu pazarın tutsağı olmaktan esirgeyecektir.

Pazar kurallarını, planlamanın engelleyicisi değil, yardımcısı bir öğe olarak; ve ekonominin başka araçlarıyla uyumlu olarak, toplum yararına değerlendirecektir.

Üretimi, dışsatımı ve dışalımı planlayarak, caydırıcı veya özendirici önlemlerle tüketimi sağlıklı biçimde yönlendirerek, pazar kurallarını, bu kuralların özüne dokunmaksızın, disiplin altına alacaktır.

•         Fiyatların oluşumunda pazar kurallarının  işlemesini gözetirken, dar ve orta gelirlerin sağlıklı bir yaşam için gerekli tüketim olanaklarından ve hizmetlerinden yoksun kalmamalarını sağlayıcı önlemler alacaktır. Bu önlemlerin başlıcaları şunlardır:

-          Yaşamsal önem taşıyan belirli tüketim maddelerinin pazar değerleri, maliyet düşürülerek, üretim planlı biçimde artırılarak, gereğinde dışalım yapılarak veya o maddelerle ilgili dışsatım kısılarak, düşük düzeyde tutulacaktır.

-          Yerel yönetimlerin bu gibi maddelerle ilgili düzenleme satışları yaygınlaştırılacaktır.

-          Arıcılık aşamaları ve karları azaltılacaktır. O arada kooperatifçilik desteklenecek ve üreticilerle tüketicilerin dayanışmalı öğütlenmeleri özendirilecektir.

-          Konut edinimi veya kiralanması, dar ve orta gelirler için kolaylaştırılacaktır.

-          İnsan kişiliğinin sağlıklı gelişmesi ve toplumun eğitim ve kültür düzeyinin yükselmesi için gerekli hizmetlerin bedeli ve bu amaçla kullanılan araçların ve gereçlerin fiyatları, devletin maliyet düşürücü desteğiyle, düşük tutulacaktır.

•         Devletin, planlama ve ekonomiye yönetip denetleme işlevini, demokratik ve etkin halk katılımıyla yerine getirmesini sağlayacaktır.

Bunun için, planlamanın genel hedefleriyle ilkeleri ve makro dengeleri, ekonomik ve toplumsal halk örgütlerinin, özel sektör temsilcisi kuruluşların ve yerel yönetimlerin katılımıyla merkezde belirlenecek; fakat bu genel hedeflerle ilkeler ve makro dengeler çerçevesinde, planın içeriği, nerelerde ne yatırımlar yapılacağı, ekonomik ve toplumsal  halk örgütlerinin ve yerel yönetimlerin öncelikli katılımıyla, çevreden merkeze doğru oluşturulup saptanacaktır.

 

 

KAYNAK

DEMOKRATİK SOL PARTİ, kaynakların oluşturulmasında, geliştirilmesinde ve kullanımında, ekonomik kalkınmayı olduğu kadar, sosyal adaleti de gözetecektir.

Buna koşut olarak, sosyal adaleti ve sosyal güvenliği güçlendirme yolunda atacağı adımların, kaynak artırır ve kaynakların iyi değerlendirilmesini sağlar yönde olmasına özen gösterecektir.

Bir yandan yeni kaynaklar yaratırken, bir yandan da kaynakların verimli ve tutumlu kullanımını sağlayacaktır.

DEMOKRATİK SOL PARTİ, yeni kaynaklar yaratmak üzere, daha verimli ve hakça bir vergi düzeni kuracaktır.(1)

Bunun yanı sıra, sosyal güvenlik kapsamının genişletilmesi, Üretici Yatırım Fonlarıyla İşçi Yatırım Fonlarının oluşturulması da kaynakları büyük ölçüde artıracaktır. (2)

DEMOKRATİK SOL PARTİ, konut sorununu, büyük ölçüde devletin üreteceği arsalardan yaratılacak kaynakla çözecektir. (3)

(1)     Bu konudaki ayrıntılar, “ Ekonomide Araçların Amaca Uygun Kullanımı” başlıklı bölümde yer almaktadır.

(2)     Üretici Yatırım Fonları ve İşçi Yatırım Fonları hakkındaki ayrıntılar Programın “Halk Katılımıyla Hakça Gelişme” başlıklı bölümünde açıklanmaktadır.

(3)     Ayrıntılar Programın “Konut” başlıklı bölümünde açıklanmaktadır.
 
DEMOKRATİK SOL PARTİ, kaynakların verimli ve tutumlu kullanımı için de aşağıdaki düzenlemeleri yapacaktır:

•         Sermaye piyasası çekici ve güven verici duruma getirilerek ve halk sektörü yatırımları özendirilerek tasarrufların ölü yatırımlardan veya faize bağlanmaktan çok, üretken yatırımlara yönelmesi sağlanacaktır.

•         Spekülatif kazanç yolları karsızlaştırılarak ve kapatılarak, bu tür kazanç olanaklarının neden olduğu büyük kaynak savurganlığı ve vergi kaybı önlenecektir.

•         Caydırıcı-özendirici-eğitici önlemlerle, tüketim savurganlığı önlenecek; sağlıksız tüketime yönelen kaynaklar üretken alanlarda değerlendirilebilecektir.

•         Kırsal alan gelişmesine verilecek önemle köyden kente göç kendiliğinden yavaşlayacak; ve  büyük boyutlu göçlerin kentleşme ve kamu hizmetleri giderlerinde neden olduğu yükselişler bu yoldan önlendikçe, üretken yatırımlara ayrılabilen kaynaklar artacaktır.

•         Köykent uygulamasıyla, altyapıların ve kamu hizmetlerinin tüm yurda yayılabilmesi için ayrılacak kaynaklar en tutumlu ve verimli biçimde değerlendirilmiş olacaktır.

•         Yurt dışındaki işçilerimizin ortak yatırım eğilimleri gereğince değerlendirilerek, onların da katkısıyla, halk sektörünün geliştirilmesi, iç ve dış tasarrufun üretken yatırımlara yönelmesinde önemli bir etken olacaktır.

•         Tarımda araçların ve gereçlerin çok sayıda  üreticiler veya işletmeler tarafından ortaklaşa ve verimli kullanımı özendirilerek bu alandaki kaynak savurganlığı önlenecektir.

•         Orman sayılmakla birlikte orman değeri taşımayan topraklar üretime açılacaktır.

Gerek bu şekilde üretime açılacak topraklarda, gerek ormanların işletilmesinde ve orman ürünlerinin işlenip pazarlanmasında, kooperatife geniş olanaklar sağlanarak, bir yandan da orman bölgelerinde kaynaklar daha verimli değerlendirilecektir.

•         Sulamaya açılan bölgelerde toprakların köylüler arasında adaletli dağılımı ve gelişen kaynakların kooperatifleşen köylüler eliyle verimli ve hakça kullanımı güvence altına alınacaktır.

•         Köykentlerin ve güçlü kooperatifçiliğin sağlayacağı olanaklarla, hayvancılık ve hayvan ürünleri sanayi geliştirilerek, bu konuda Türkiye’nin zengin kaynakları ve geniş dışsatım olanakları daha iyi değerlendirilecektir.

•         Denizlerin ve göllerin kirlenmesine karşı etkin önlemler alınarak ve balıkçılık alanında kooperatifçilik güçlendirilerek, su ürünü kaynaklarımızın korunması, geliştirilmesi ve verimli biçimde değerlendirilmesi sağlanacaktır.

•         Her türlü artıkların ve çöplerin dönüşümlü kullanımı yoluyla, bir yandan çevre kirlenmesi önlenirken, bir yandan da kimyasal madde, gübre ve yerel enerji üretimi artırılacaktır.

•         Tarıma veya turizme elverişli alanların sanayie veya yerleşime açılması önlenerek doğal kaynaklar daha iyi değerlendirilecektir.

•         Enerji üretiminde de kendi doğal kaynaklarımızın  değerlendirilmesine öncelik verilecektir.


Yerel enerji kaynaklarından, enterkonnekte sistem dışında, düşük maliyetle enerji üretimi için yararlanılacaktır.


Sanayide kapasitelerin tam kullanımı özendirilecek ve sağlıklı yollardan verimlilik artışı sağlanacaktır. Verimlilik  artışı için, bilimsel yöntemlerin ve teknolojik atılımların yanı sıra, demokratik katılım süreci içinde çalışanların deneyim ve önerilerinden de yararlanılacaktır.

Büyük sanayi kuruluşlarıyla atölyeler ve küçük işletmeler arasında sağlanacak işlevsel işbirliği sanayideki potansiyelin daha verimli ve tutumlu kullanımı sağlanacaktır.

Verimsiz veya ekonomik olamayacak kadar küçük ya da geri teknolojili işletmeler, bir program içinde, optimal büyüklüklere erişmeye, bu maçla gereğinde birleşmeye özendirilecektir; bunların daha verimli çalışır duruma gelmeleri ve ileri teknolojilere geçmeleri için önlemler alınacaktır. Bu yoldan da tutumlu ve verimli kaynak kullanımı sağlanmış olacaktır.

Demiryolu ve denizyolu taşımacılığına ağırlık verilerek toplu taşımacılık geliştirilecek   ve ulaştırma alanlındaki kaynak savurganlığına son verilecektir.

Benzer hizmetler gören değişik kamu kuruluşları toplulaştırılacak ve daha az kaynakla daha çok hizmet üretir duruma getirilecektir.

Değişik dallardaki orta eğitim kurumları tek çatı altında toplanacak; böylelikle, bir yandan eğitim birliğini sağlamak kolaylaşırken, bir yandan da eğitim personelinin ve eğitim araç ve gereçlerinin daha verimli değerlendirilmesi sağlanacaktır.

Kamu kuruluşları elindeki araçların, gereçlerin ve makine parklarının, pratik olanak bulunan durumlarda ortak kullanımı yoluna gidilerek, tam değerlendirilmesi sağlanacaktır.

 Kültür ve spor kuruluşlarından, bütün toplum kesimlerinin çok maçlı olarak yararlanmaları sağlanacaktır.

 Devletin, halk sektörünün, özel sektörün, yabancı sermayenin ve yurt dışından kesin dönüş yapan işçilerle çocuklarının katkılarıyla, turizm, bir yandan tüm çalışanlara dinlence olanağı sağlayacak, bir yandan da dış kaynaklı kitle turizmini büyük boyutlara eriştirecek yönde geliştirilecektir. Başka ülkelerdeki toplumsal örgütler, üyelerinin dinlencesi için Türkiye’yi seçmeye özendirilecektir. Böylece, Türkiye’nin doğal ve tarihsel zenginlikleri gereğince değerlendirilerek gelişmemiz için turizmden sağlanan kaynağın artırılmasına çalışılacaktır.


HALK KATILIMIYLA
HAKÇA GELİŞME

 DEMOKRATİK SOL’da ulusal gelir de, özveri de hakça dağılır; zor günlerin sıkıntıları da iyi günlerin nimetleri de hakça bölüşülür.

 Gelirin de, özverinin de dağılım biçimini halk belirlerse; ve gelişme yolunda ilerlendikçe özverinin azalıp ulusal gelir artışının hakça dağılacağı bilinirse, toplum için özveriye katlanmak kolaylaşır. Halkın bu konuda etkili olması demokrasiyle sağlanır.

 Sosyal güvenlik de özveriye katlanmayı, kolaylaştırıcı bir etkendir. Bunun yanı sıra, sosyal güvenlik, yatırıma ayrılabilecek tasarrufları çoğaltarak gelişmeyi hızlandırır.

 Onun için, özveri gerektiren dönemler, sosyal adaleti, sosyal güvenliği ve demokrasiyi erteleme nedeni sayılamaz. Tersine sosyal adalet, sosyal güvenlik ve demokrasi, toplumun böyle dönemleri huzurla ve hızla aşabilmesinde en önemli etkenlerdir.

 “El ile gelen düğün bayram”diyen Türk halkı, sıkıntılı dönemleri dayanışmayla esenliğe ve mutluluğa dönüştürebilmenin yolunu göstermiştir.

 DEMOKRATİK SOL PARTİ, toplumda dayanışmanın ortamını ve kurumlarını oluşturacaktır.

 Haklarla sorumlulukları dengeli olarak genişletecektir.

 Toplumsal ve ekonomik örgütlenmeyi güçlendirip yaygınlaştırarak gelirin ve özverinin hakça dağılımına ve sağlıklı gelişmeye demokratik katılımı ekili kılacaktır.

 Demokrasinin temel koşullarından olan halk katılımı, örgütlü bir toplum gerektirir. Türk toplumunun demokrasi açısından en büyük eksikliği ise bu konudadır. Toplumsal ve ekonomik örgütlenmeyi güçlendirip yaygınlaştırmakla ve demokratik yapılı örgütlerin dayanışmasını sağlamakla, Demokratik Sol Parti, hakça gelişmemin olduğu kadar, demokrasiye gerçeklik, işlerlik ve süreklilik kazandırmanın da başta gelen bir gereğini yerine getirmiş olacaktır. DEMOKRATİK SOL PARTİ’nin bu yükümlülüklerinin gereği olarak:

 * Herkesi hastalıkta ve kazada yeterli bakıma kavuşturacak, yaşlılıkta dul, yetim veya işsiz kalındığında ve sakatlık durumunda geçim zorluğundan esirgeyecek, kötü ürün yıllarında köylüye destek olacak bir sosyal güvenlik düzeni toplumun her kesimini kapsayacaktır.

 Değişik toplum kesimlerinin sosyal güvenlik hakları arasındaki eşitsizlikler belirli bir program içinde giderilecektir.

 Sosyal güvenlik kurumları, o kurumlara bağlı toplum kesimlerinin demokratik yapılı ve işleyişli örgütlerince yönetilecektir.

 Sosyal güvenlik kurumlarının benzer hizmetler gören kuruluşları ortak yönetimler altında birleştirilerek, işlevlerini daha yeterli biçimde ve düşük maliyetle yerine getirmeleri sağlanacaktır.

 Bu kurumlarda biriken fonların en karlı biçimde ve ekonomiyi güçlendirecek yönde değerlendirilmesi güvence altına alınacaktır. Sosyal güvenlik hakkı, çalışma hakkıyla birlikte gözetilecektir. Bunun gereği olarak, işsizler ve ekonomideki yapısal veya teknolojik değişim nedeniyle işsiz kalma olasılığı bulunanlar, işsizlik sigortası güvencesinin yanı sıra, iş bulmalarını ve yeni teknolojilere uyum sağlamalarını kolaylaştırıcı eğitim olanaklarına kavuşturulacaklardır. Ayrıca, işsizlerin zamanı; kişilik ve yetenekleri geliştirici, aynı zamanda genel gelişmeye de olabildiğince katkıda bulunucu çalışmalarla değerlendirilecektir. Bu olanakların sağlanmasında, sosyal güvenlik kurumlarıyla ilgili devlet kuruluşları işbirliği yapacaktır.

Demokratik yapılı ve işleyişli halk ortaklarından ve sendikalarla kooperatiflerin ve sosyal güvenlik kuruluşlarının büyük yatırım ve işletmecilik kurumlarıyla onların yatırımlarından oluşan halk sektörü, giderek, ekonominin en güçlü kesimi durumuna getirilecektir.


 Kooperatifçilik, halk sektörünün önemli bir kesimi olarak güçlendirilip yaygınlaştırılacaktır; ve kooperatiflerle kooperatif birliklerinin yönetimleri devlet müdahalesinden arındırılarak demokratikleştirilecektir.

Gelişme köylüden başlayacaktır ve köylünün artan gücüyle tüm ülkenin gelişmesi hızlandırılacaktır. Köylünün yönetime örgün ve etkin katılımıyla demokrasiye daha çok gerçeklik kazandırılacaktır.

Bu amaçla;

 - Köy grupları arasında, gelişme merkezleri niteliğinde “köy-kent”ler oluşturulacaktır. Tarımla sanayinin birbirlerine güç katarak ve tüm yurtta dengeli olarak gelişebilmesi için gerekli altyapılar ve kamu hizmetleri bu merkezlerde yoğunlaştarılacaktır. Öylelikle, altyapılar ve kamu hizmetleri düşük maliyetle ve kısa sürede kırsal alanların tümünü kapsar düzeye eriştirilebilecektir.

 - Köylülerin, bu olanakları değerlendirerek, gerek tarım gerek sanayi alanında üretken yatırımlara yönelmeleri özendirilip desteklenecektir.

 - Tarımda ve tarımsal sanayide yabancı sermayeden, deneyimden ve teknolojiden yararlanırken, büyük yerli ve yabancı özel sektör kuruluşlarının işbirliği desteklenmeyecektir. Böyle bir işbirliği, Latin Amerika tipi  plantasyonların ülkemizde de ortaya  çıkmasına, o yoldan köylünün sömürülmesine ve demokrasinin engellenmesine neden olur. Bunun yerine, kooperatiflerin veya halk sektörü çevresinde başka kuruluşların, demokratik ülkelerdeki benzerleriyle ortaklığı ve işbirliği özendirilip desteklenecektir.

 - Toprak dağılımında adaletsizliğin en yoğun olduğu bölgelerden başlanarak, hakça bir toprak dağılımını  sağlayıcı ve toprağın aşırı ufalanmasını önleyici, aynı zamanda tarımda verimi artırıcı bir toprak reformu gerçekleştirilecektir.

 - Yıllara göre tarımsal üretim planlaması yapılarak, iç tüketim gereksinmesini karşılayabilmek, dışsatım olanaklarından gereğince yararlanabilmek ve üreticinin geçim düzeyini yükseltirken, tüketiciyi de koruyabilmek için, ne zaman nerelerde hangi ürünlerin ne kadar yetiştirilmesinin uygun olacağı saptanacaktır. Bu konuda zorlayıcı değil, özendirici davranılacaktır.

 Ürün değerlerinin belirlenmesinde üreticinin hakkı, tarım üretim planlaması çerçevesinde güvence altına alınacaktır.

 - Köylünün geçim durumunun yeterli bir düzeye erişebilmesi için öngörülecek bir dönem sonuna kadar, kooperatifleşen köylüden tarımsal gelir vergisi alınmayacaktır. Bunun yerine, köylülerin gelirlerindeki artışın belirli bir bölümü, kooperatifler ve kooperatif birlikleri yönetiminde oluşturulacak “Üretici  Yatırım Fonları”na yöneltilecektir.

 Bu fonlarda biriken kaynaklar, kooperatifleşmiş köylülerin ortak varlığı olacaktır. Bu kaynaklar, tarımda verimli ve üretimi artırıcı, halk sektörü çerçevesinde sınaileşmeyi kırsal alana yayıcı ve köylünün gelirindeki yükselişi hızlandırıcı yatırımlarda ve köylülerin yararlanacağı sosyal güvenlik hizmet ve ödemelerinin artırılması yolunda değerlendirilecektir. Fonlarda biriken kaynakları başka amaçlarla devlet kullanamayacaktır; ve Fonların yönetiminde bürokratik müdahelelere açık kapı bırakılmayacaktır.

Böylece,

……..üretici köylünün emeğiyle ve girişimleriyle tarım kesiminde yaratılan kaynak, büyük ölçüde yine köylüler eliyle sınaileşmeye aktarılmış olacaktır;

……..köylülerin, kentlere göç zorunda kalmaksızın, kendi yörelerinde kendi yatırımlarıyla yeni iş ve gelir olanaklarına kavuşmaları sağlanmış, sağlıklı ve dengeli bir kentleşme ve gelişme tüm yurda yayılmış olacaktır.

……..köylünün güçlü ekonomik örgütlerle yönetimde ağırlığının artırması sağlanarak, demokrasiye daha çok gerçeklik kazandırılabilecektir.

……..köylünün gelirindeki artışın enflasyonist etkileri önlenecektir.

İşçilerin sendikalaşma, toplu sözleşme ve grev hakları demokrasiyle bağdaşmayan sınırlamalardan kurtarılacaktır.

 Sendikaların yönetimine işçilerin demokratik katılımı etkinleştirilecektir; ve sendikaların, işsizleri de gözetmeleri güvence altına alınarak işçi-işsiz dayanışması sağlanacaktır.

 İşçiler, gerekli belirli ölçütlere uygun işletmeler düzeyinde gerek ekonomik ve sosyal politikaların saptanmasında, yönetime ve sorunluluğa katılacaklardır. Bu katılımı gerçekleştirip işletmelerde kardan pay alacaklardır.

 Toplu sözleşmelerin genel çerçevesi, ilkeleri ve iç dengeleri her dönem için demokratik kurallara göre yapılacak bir toplumsal anlaşmayla belirlecektir. Toplumsal anlaşmayla ilgili herhangi bir zorlama sözkonusu olmayacaktır. Hükümetin ve işverenlerin de işçilerle birlikte katılacakları toplumsal anlaşma çalışmalarında, gelir dağılımında adalet sağlanması ve ücretlerin dengeli olması gözetilirken, ücret artışlarının enflasyonu körüklememesine de özen gösterilecektir; ve, bununla bağlantılı olarak, işçiler, ulusal gelirin dağılım biçimi, üretimin ve verimliliğin artması, işsizliğin azaltılıp önlenmesi, işyeri güvenliğinin sağlanması gibi konulardaki istek ve önerilerini öne sürebileceklerdir. Toplumsal anlaşma, yalnız ücretleri ve çalışma koşullarını değil, bu konuları da kapsayacaktır.

 Bu düzenlemeyle, ekonomik, mali ve sosyal politiların belirlenmesine demokratik işçi katılımı yolunda önemli bir adım atılmış; ve, toplu sözleşmeler, ücret pazarlığının ötesinde, hakça gelişmeyi güvence altına alan, işletmeleri daha verimli çalışmaya yönelten, işçilerin ulusal gelirden payını yükseltirken ekonomiyi de güçlendiren ve demokrasiye daha çok gerçeklik kazandıran bir sürece dönüşmüş olacaktır.

 Kaldı ki, salt ücret pazarlığı niteliğindeki toplu sözleşme düzeninin bile, işletmecilik yöntemlerini geliştirmede, verim artışında, teknolojik buluş ve atılımlarda kamçılayıcı etkisi, genellikle, rekabetin etkisinden daha ağır basar. Onun için, toplu sözleşme düzeninin ekonomiye yararı, ücret artışlarıyla ve grevlerle neden olduğu öne sürülen zarardan çok üstündür. Nitekim, Türkiye’de işletmeciliğin çağdaşlaşması ve teknolojik atılımlar toplu sözleşme düzeniyle başlamıştır; bu düzenle birlikte ekonomiye canlılık gelmiş ve gelişme hızı yükselmiştir.

 Son yıllarda ekonomimizin uğradığı sarsıntıların kaynağı, toplu sözleşme ve grev hakları veya sendika özgürlüğü değildir. Bu sarsıntıların kaynağı, ekonomimizdeki yapısal bozukluklar, ülkedeki iç çalkantılar ve dünyadaki ekonomik bunalımdır. Toplu sözleşme düzenine ara verilen ve işçi haklarına ileri kısıntılar getirilen dönemde, dünya petrol fiyatlarındaki büyük düşüşe ve dış yardımlardaki önemli artışa karşın, sarsıntının ve durgunluğun giderilememiş, hızlı enflasyonun, üretimdeki ve yatırımdaki gerilemenin  önlenememiş ve yaşam koşullarının olağanüstü ağırlaşmış olması, sorumluluğu toplu sözleşme düzenine ve işçi haklarına yıkmadaki haksızlığı somut biçimde kanıtlamıştır.

 Demokratik Sol Parti’nin yapacağı düzenlemelere, demokratik işçi haklarının, sosyal adalete ve demokrasiye olduğu kadar, hızlı ve sağlıklı gelişmeye ve ekonomiyi güçlendirmeye de katkısı belirgin ölçüde artacaktır.

 - Ayrıca, tarım kesiminde kurulacak, “Üretici Yatırım Fonları”na benzer nitelikte, “İşçi Yatırım Fonları” kurulacaktır.

 Belirli bir büyüklüğün üstündeki karlı özel sektör işletmeleriyle aynı ölçütlere uygun ekonomik amaçlı devlet sektörü işletmelerinden bu fonlara pay ayrılacaktır; böylece, enflasyonu önlemek gerekçesi veya bahanesiyle, gelir dağılımında işçilerden hakları olan pay esirgenmemiş olacaktır. Bir yandan, hakça bir gelir dağılımının gereği olan ücret artışlarıyla işçilerin yaşan düzeyi yükseltilirken, bir yandan da işçi emeğinin katkısıyla sağlanan gelir artışının bir bölümü, belirli bir büyüklüğün üstündeki karlı işletmelerce, hisse senedi veya nakit olarak “İşçi Yatırım Fonları”na aktarılacaktır. Yönetiminde işçilerin ağırlık taşıyacağı bu Fonlarda, işçilerin ortak varlığı olarak biriken kaynaklarla, sermaye piyasasından da ayrıca hisse senetleri alınabilecektir.

 Değişik bölgelerde oluşacak “İşçi Yatırım Fonları”nın yıldan yıla artan gelirlerinden bir bölümü, Fon yönetimlerince uygun görülen yatırımlara yöneltilecektir. Yine Fon kaynaklarıyla yaşlılık aylıkları artırılabilecek veya işçilere ek gelir sağlanabilecektir. “üretici Yatırım Fonları”nda olduğu gibi, “İşçi Yatırım Fonları”nda da, biriken kaynakları başka amaçlarla devlet kullanamayacaktır ve Fonların yönetimine bürokratik müdahelelerde  bulunulamayacaktır.

 “İşçi Yatırım Fonları”na özel sektör kuruluşlarından belli süreler içinde aşama aşama aktarılacak paylar, bu kuruluşların sermayelerinin belirli bir oranını aşmayacaktır.

 - İşçi kesiminde bu düzenlemelerle:

……..enflasyonu önlemek veya kısmak uğruna işçilerin hakkı esirgenmemiş olacaktır.

…….. işçiler, kendi sorunlarına, o arada ücret sorununa, ekonominin tümünü ve makro dengelerini de göz önünde tutarak ve, aynı zamanda, işletmeci ve yatırımcı açısından da bakacakları için, sağlıklı bir çalışma barışı gerçekleşebilecektir.

………işçilerin hakları gözetilirken, üretken yatırımlar ve gelişme hızlanacak, işsizlik azalacaktır.

………fonlar değişik bölgelerde kurulacağından, sınaileşmenin yurda dengeli yayılımı sağlayacaktır.

……….ekonomide hakça bir mülkiyet yapısı oluşacak, demokrasinin siyasal ve sosyal boyutları ekonomik boyutuyla da bütünleşmeye başlayacaktır.

 - Kıdem Tazminatı Fonlarının yönetiminde ve bu Fonlarda biriken kaynakların değerlendirilmesinde işçiler ağırlık taşıyacaklardır.
 

Üretim, tüketim ve satış kooperatifçiliği, demokratik yapılar içinde güçlendirilirken, bunlar, tüketim mallarının pazarlamasında işbirliği yapacaklardır. Bu işbirliğine yerel yönetimler ve esnaftan isteyenler de katılacaklardır. Kooperatifçilik hareketi, esnafı engelleyen değil, üreticilerle ve tüketicilerle birlikte esnafı da aracı egemenliğinden kurtaran bir hareket olarak gelişecektir. Fiyat ve nitelik denetimi, Pazar kuralları ile çelişkiye düşülmeksizin, örgün halk dayanışmasıyla gerçekleştirilecektir.

Tarım Satış kooperatifleriyle birlikleri, devlet müdahaleciliğinden kurtarılarak, demokratik bir yapıya ve işleyişe kavuşturulacaktır. Bu kooperatiflerin ve birliklerin tarım sanayi alanındaki yatırımları ve dışsatımda öncülük işlevini üstlenmeleri özendirilecektir.

Kamu kesiminde çalışanlardan, evrensel ölçütlere göre işçi sayılması gerekenler, işçi statüsüne geçirileceklerdir.

Kamu görevlilerine, belirli kurallar içinde, sendikalaşma ve toplu sözleşme hakkı tanınacaktır. Bu sağlanıncaya kadar, işçilerle yapılan toplumsal anlaşmaların gelir dağılımında ve ücretlerde adalet ve denge sağlayıcı, çalışma koşullarını iyileştirici yönlerinden kamu görevlileri de yararlandırılacaktır.

Planlama çalışmalarına, halkın, gerek yerel düzeyde gerek merkezde, kendi ekonomik ve toplumsal örgütleri ile, etkin katılımı sağlanacaktır.


 Bütün bu düzenlemelerle, örgütlenmelerle ve kurumlaşmalarla, toplumsal ve ekonomik örgütlerin ve kuruluşların dayanışması ve işbirliğiyle, Türkiye’nin gelişmesi önündeki darboğazlar ve engeller, haklardan ve özgürlüklerden, demokrasiden, sosyal adaletten ve sosyal güvenlikten özveride bulunmaksızın, tam tersine, hakları ve özgürlükleri genişleterek, demokrasiye daha çok gerçeklik kazandırarak, sosyal adaleti ve sosyal güvenliği yaygınlaştırıp güçlendirerek, barış içinde aşılabilecektir.

 

TÜRKİYE’NİN DEMOKRATİK GELİŞMESİNE
YURT DIŞINDA ÇALIŞANLARIN KATKISI

 Yurt dışındaki, sayıları milyonu aşan Türk işçilerinin, özellikle gelişmiş demokratik ülkelerde, yaşayarak, çalışarak, sosyal veya siyasal örgütlere katılarak, hatta, kimi ülkelerde, yerel yönetim görevlileri üstlenerek, edindikleri bilgi ve deneyim birikimi, Türkiye’nin demokratik gelişmesi için bir büyük hazinedir.

 Ama bu hazine henüz yeterince değerlendirilememiştir.

 Daha çok, yurt dışındaki işçilerin  Türkiye’ye gönderdikleri veya gönderebilecekleri dövizle ilgilenilmiş, üstelik o da gereğince değerlendirilememiştir.

 Oysa, ondokuzuncu yüzyıl sonlarında ve yirminci yüzyıl başlarında, bazı gelişmiş demokratik ülkelerde yalnızca yüzeysel birer gözlemci olarak birkaç yıl geçiren bir avuç insanın bile, Türkiye’deki çağdaşlaşma akımlarına ve demokratikleşme hareketine katkıları göz önünde tutulursa, o ülkeleri yakından tanıma olanağını bulan milyonu aşkın işçi yurttaşımızın yapabilecekleri katkı çok daha iyi ölçülebilir.

 DEMOKRATİK SOL PARTİ, yurt dışındaki işçilerimizin bilgi ve deneyim birikimini, demokrasiyi güçlendirme ve sağlıklı gelişme yolunda, önemli bir etken olarak değerlendirme kararındadır.

 Bir yandan, onların, çalıştıkları ülkelerdeki sorunlarının çözümüne katkıda bulunurken, bir yandan da, o birikimi Türkiye’ye aktarabilmeleri için gerekli kanalları oluşturup açmaya çalışacaktır. Bunun yöntemlerini ve gereklerini yurt dışındaki işçilerimizle birlikte araştıracaktır. Ayrıca, o ülkelerin, yasal olanaklar çerçevesinde ilişki kuracağı siyasal ve sosyal örgütlerinden, eğitim ve kültür kurumlarından, böyle bir sürece yapıcı ve olumlu katkılar sağlamak üzere girişimlerde bulunacaktır.

 Yurt dışındaki işçilerimiz, yıllarca, alınteriyle elde ettikleri kazançlardan yaptıkları tasarrufları, Türkiye’deki hemşerileriyle dayanışma içinde biraraya getirerek, yurdumuzun en geri kalmış yörelerinde fabrikalar kurabilmek, sanayi çağının ışığını ve olanaklarını oralara kadar götürebilmek için kıvanç verici girişimlerde bulunmuş, özverilere katlanmışlardır. Ama, çoğu kez, kendilerine yardımcı olunmadığı gibi, aşılmaz engellerle karşı karşıya bırakılmışlardır. Türkiye’ye yatırım yapmakta o kadar nazlı davranan yabancı sermayeye yüzsuyu dökülürken, köylere kadar uzanan işçi yatırımların genellikle yüzüne bakılmamıştır. Oysa  o yatırımları küçük bir devlet ilgisiyle değerlendirme olanağının bulunduğunu gösteren dönemler olmuştur.

 DEMOKRATİK SOL PARTİ, işçi yatırımlarına can katacaktır. Gelişmiş ülkelerdeki işçilerimizin, o ülkelerde yatırım ve işletmecilik  konusunda deneyim kazanmış halk kuruluşlarıyla elele vererek yurdumuzun ve halkımızın kalkındırılmasına hız katmalarını sağlayacaktır.

 Yurt dışındaki işçilerimizin girişimlerinden esinlenen halk sektörüne DEMOKRATİK SOL PARTİ’nin kuracağı düzende, yurttaki işçilerimizin, köylülerimizin de dayanışmasıyla, güçlü bir soluk kazandırılacaktır.

 Türkiye’ye ağır koşullarla borç veren kimi ülkeler veya uluslararası kuruluşlar, bu borçların bedeli olarak, ülkemizin siyasal, sosyal ve ekonomik düzenini kendi işlerine geldiği gibi  yönlendirip biçimlendirmeye kalkışırlar. Yurt dışındaki işçilerimizse, yurtlarına yıllardır, borç olarak değil, Türkiye’nin öz varlığı olarak, kredilerin kat kat üstünde döviz göndermişlerdir. Ama bu dövizlerin, gönüllerinde yatan gelişmiş ve demokratik Türkiye ülküsünü gerçekleştirecek yönde değerlendirilmesi için, hiç değilse boşa harcanmaması için gereken ölçüde bile, Türkiye’nin siyasal yaşamında veya ekonomik politikalarında etkinlik kazanma olanağından  yoksun bırakılmışlardır.

 DEMOKRATİK SOL PARTİ, bu haksızlığa son verecektir.

 Yurt dışındaki işçilerimize o hakkı tanımak, bu açıdan gereklidir, ama yeterli değildir. Onun ötesinde, DEMOKRATİK SOL PARTİ, demokratik ülkelerdeki işçilerimizin deneyimlerini, toplumsal örgütlerden alınan güçle yönetime katılma konusundaki gözlemlerini, Türkiye için bir demokratik eğitim öğesi olarak değerlendirecektir.

 Onların, Türk siyasal ve sosyal yaşamında da,  Türk ekonomisinde de etkili duruma gelmelerine yardımcı olacaktır. Böylece bu yurttaşlarımız, bir yandan Türkiye’nin demokratik gelişmesine katkıda bulunurken, bir yandan da kendileri ve çocukları için, anayurtlarında, daha mutlu ve güvenli bir gelecek hazırlayabileceklerdir.

 DEMOKRATİK SOL PARTİ, yurda dönem işçilerin sorunlarına da, Türkiye’nin gelişmesine katkıda bulunucu çözümler getirecektir. Onların demokratik sanayi toplumlarında edindikleri bilgiyi, deneyimi ve birikimi ölü yatırımlarda öldürtmeyecek, rant gelirlerinde söndürtmeyecektir.

 Yabancı ülkelerde yetişen yeni kuşakların, o ülkelerdeki eğitim olanaklarından gereğince yararlanmalarını özendirirken, Türk kültürünü de onlarda yaşatıcı bir tutum izleyecektir. Yurda dönen işçilerin ve çocuklarının ülke koşullarına uyumlarını, üretken çalışmalara veya yatırımlara yönelmelerini ve Türkiye’deki eğitimlerini kolaylaştırıcı bir program uygulayacaktır.

 Bölgemiz ülkelerinde, çalışan Türk işçilerinin de geleceklerini Türkiye’nin gelişmesine katkıda bulunacak yollardan güvence altına alacak, ve anayurtlarıyla kültürel ve sosyal ilişkilerine verimli biçimde sürdürebilmelerine olanak sağlayacaktır

BÖLÜM IV

   DEVLET

1- ANAYASA

2-      YARGI

3-      YASAMA

4-      YÜRÜTME

5-      YEREL YÖNETİMLER
 

 

 

 

 

 

 

 

 


 ANAYASA

 DEMOKRATİK SOL PARTİ, geçmişe dönük değil, geleceğe yönelik bir anayasa  hazırlayacaktır. Geçmişteki deneyimler ve aksaklıklar da göz önünde tutularak, demokratik bir devlet ve toplum yapısı öngören ve demokratik hakları ve özgürlükleri genişletirken, toplumun güvenliğini ve esenliğini de gözeten bir Anayasa oluşturulacaktır.

 Anayasada, demokrasiyle gelişmenin ve etkili yönetimin gerekleri bağdaştırılacaktır.

 Hazırlanan Anayasayla, yurttaşların önündeki seçenekler daraltılmayacak, çoğaltılacaktır.

 Anayasada hakça gelişmenin yolu açık tutulacaktır.

 Çağdaş katılımcı ve çoğulcu demokrasinin gereklerine uygun bir felsefe temeline dayandırılacak olan Anayasayla;

İnsanlar devlet için değil, devlet insanlar için var olacaktır.

Ulus, onu oluşturan bireylerin toplamından üstün bir soyut kavramı gibi değil, tüm yurttaşların ortak kimliği, gücü ve kıvancı olarak değerlendirilecektir.

Devlet, kişilerin hakların ve özgürlüklerini devralmayacak; kişi haklarının ve özgürlüklerinin birbirini engellemeksizin kullanımını gözetmekle görevli olacaktır.

İktidar, kişi haklarını ve özgürlüklerini sınırlamayacak; kişi haklarıyla ve özgürlükleriyle iktidar sınırlanacaktır.

İktidarın sınırlanmasında ulus adına görev üstlenen kurumlar, iktidara bağımlı olmayacaklardır. Yargı organlarının bağımsızlığı etkili güvencelere dayandırılacaktır.

Kişilerin dokunulmaz hakları ve özgürlükleri bulunacaktır. Temel hakların ve özgürlüklerin hiçbir koşul altında kullanılamaz veya güç kullanılır duruma getirilememesi güvence altına alınacaktır.

Hiçbir makama sınırsız veya denetimsiz yetki tanınmayacaktır.

Halkın yönetime örgün ve etkin katılımı sağlanacaktır ve toplumsal örgütlerin dayanışması ve işbirliği serbest olacaktır.

 DEMOKRATİK SOL PARTİ’nin, halkla birlikte oluşturacağı Anayasada, “halk” kavramı, toplumbilimin, sosyal devletin, demokrasinin ve Atatürk halkçılığının gereği olan yerini alacaktır. DEMOKRATİK SOL PARTİ, Anayasa hazırlığını,  her aşamasında, toplumun tartışmasına ve katkısına açık tutacaktır.

 

 

 


YARGI

 DEMOKRATİK SOL anlayış açısından, adalet, yalnız devletin temeli değil, hakların ve özgürlüklerin de güvencesidir; ve iktidarın demokratik hukuk devleri kurallarına göre sınırlandırılmasında önemli bir etkendir.

 Bu işlevleri yerine getirebilmeleri için, yargı organlarının bağımsızlığı kesin güvenceye kavuşturulacak ve hiçbir koşul altında sınırlandırılmayacaktır.

 Hiçbir kurul, makam veya kişi, yargı denetiminin dışında veya üstünde tutulmayacaktır.

 Sorgulamanın, her aşamada, insanlık onuruna saygılı biçimde ve demokratik hukuk devleti kuralları içinde yapılması, bağımsız yargı organlarının güvencesi altına alınacaktır.

 Savunma hakkı geliştirilecektir.

 Gözaltı süresi kısaltılacaktır.

 Tutukluluk süresi sınırlanarak, yargılamanın uzamasının fiili cezaya dönüşmesi önlenecektir.

 Cezalar arasındaki dengesizlikler giderilecek ve genellikle cezalar çağdaş uygar ülkelerdeki ölçütlere uygun düzeylere indirilecektir.

 Ölüm cezası kaldırılacaktır.

 İnfaz sisteminin eğitici ve suçluları topluma kazandırıcı bir nitelik edinmesi sağlanacaktır.

 Hak aramak kolaylaştırılacak ve ucuzlatılacaktır.

 

 YASAMA

 Yasama çalışmalarında demokratik katılım, demokrasiye gerçeklik kazandırmanın önemli kurallarından biridir.

 Yasama çalışmalarının başarısı, çabuk yasa çıkarmakla değil, olabildiğince geniş bir kamuoyunca benimsenip desteklenen kalıcı ve geçerli yasalar çıkarmakla ölçülür.

 Kamuoyu katılımı olmaksızın, dar bir çerçevede oluşturulan ve parlamento çoğunluğuna dayanılarak çıkarılan yasaların sakıncaları, yürürlüğe girişlerinden sonra görülür ve o aşamadan sonra sakıncaların giderilmesi güçleşir. Sağlıklı yaklaşım, yasaları, tasarı bile değil de, henüz taslak durumundayken, kamuoyunun tartışmasına sunmak ve sakıncalı veya geçersiz yönlerini önceden görerek gidermektir.

 Yasama organında ortaya çıkabilecek tıkanıklar nedeniyle yasama çalışmalarının sürüncemede kalması ne kadar sakıncalı ise, kamuoyunun açık tartışmasına ve katkısına sunulmadan çabuk yasa çıkarmak da en az o kadar sakıncalıdır.

 DEMOKRATİK SOL PARTİ, yasaların çabuk çıkmasından çok, toplumca benimsenir nitelikte çıkmasını gözetir. Bunu sağlamak üzere:

Yasalar, tasarıya dönüştürülmeden ve yasama organına sunulmadan önce, kamuoyunun açık değerlendirmesine ve tartışmasına sunulacaktır.

İlgili bütün toplum kesimlerinin, demokratik yöntemlerle, görüşleri alınacaktır.

Parlamento çoğunluğundan önce, toplumun desteği aranacaktır.

Bakanlar Kurulunun yasa gücünde kararname çıkarma yetkisi kaldırılacaktır.

 Öte yandan, yasalar üzerinde Anayasa Mahkemesinin denetim olanakları genişletecek ve toplumsal örgütlerin de Anayasa mahkemesine başvurma olanağı sağlanacaktır.

 Büyük Millet Meclisinin yasama ve denetleme işlevlerini verimli ve etkili biçimde yerine getirmesini sağlamaya çalışırken, öncelikle, milletvekilinin kişiliğini ve özgürlüğünü korumak ve çalışmasını kolaylaştırmak gerekir.

 Milletvekilinin kişiliği ve özgürlüğü ile parti disiplininin gerekleri sağlıklı bir denge içinde gözetilmelidir.

 Milletvekilinin partisinden ayrılmasını ve başka bir partiye geçmesini güçleştirici kurallarsa böyle bir sağlıklı denge kurulmasını olanaksız kılmaktadır. Bu tür kurallar, milletvekilini, demokrasiyle bağdaşmayacak ölçüde, parti yönetiminin boyunduruğu altına sokabilir ve parti içi demokrasiyi yıkabilir.

 Çok partili siyasal yaşamın sarsıntı geçirdiği ve siyasal eğilimlerin henüz yerli yerine oturmadığı bir ülkede bu tür kuralların sakıncası büsbütün artar. Özellikle böyle bir ülkede, değişik hatta karşıt eğilimlerin, bir parti içinde bir araya gelme olasılığı vardır. Bu eğilimlerden biri parti içinde egemen duruma gelirse, o eğilimi içine sindiremeyen bir milletvekilini aynı partide kalmaya zorlamak, ne siyasal tutarlılıkla, ne demokrasiyle, ne de milletvekilinin kişiliği ve özgürlüğü ile bağdaşır.

 DEMOKRATİK SOL PARTİ, milletvekillerinin bu tür baskılardan ve zorlamalardan kurtarılmaları ve kendi siyasal eğilimlerine göre parti seçme özgürlüğüne kavuşmaları için uğraş verecektir. Bu yalnız milletvekilinin kişiliği ve özgürlüğü bakımından değil, parti içi demokrasinin ve uzlaşmanın sağlanması bakımından da gereklidir.

 Milletvekillerinin çalışmalarını kolaylaştırmak ve verimlerini artırmak için de, DEMOKRATİK SOL PARTİ, parlamentoda, yeterli uzman ve sekreterya kadrolarının milletvekillerine hizmet sunması gereğine inanmaktadır.

 

 

 


 YÜRÜTME

 DEMOKRATİK SOL PARTİ, kamu yönetiminde demokrasinin gereklerini etkin yönetimin gerekleriyle bağdaştıracaktır. Kamu yönetiminin iktidar değişikliklerinden etkilenmesini önleyerek, sürekliliğini, istikrarını ve yansızlığını sağlayacaktır.

 Bunların gerçekleştirilebilmesi için:

Yürütme yetkisinin kullanımında Bakanlar Kurulunun ağırlığı, sorumluluğu ile orantılı olarak artırılmalıdır.

Bakanlar Kurulu üzerinde ve genel olarak yürütme üzerinde, yasama ve yargı organlarının denetimi etkili kılınmalıdır.

 Bu denetim olağanüstü halde ve sıkıyönetimde de geçerli olmalıdır 

Bakanlar Kurulunun anayasa ve yasalar çerçevesinde alacağı kararları uygulamakla yükümlü olan kamu yönetimi, bu yükümlülüğü yerine getirirken, Devlete ve yurttaşlara karşı temel görevlerinin sorumluluğunu kendi başına taşımalı; baskılara, kayırmalara ve yasadışı karışımlara karşı korunmalıdır.

Her Hükümet, siyasal kararların kamu yönetimine aktarılmasında ve bu kararlarla ilgili uygulamaların gözetiminde etkisi bulunan sınırlı sayıdaki belirli kamu görevlerine, o görevleri  üstlenme hakkını edinmiş kimseler arasında, uygun gördüklerini serbestçe atayabilmelidir; ancak bunun dışında atamalara ve genel olarak kamu görevlilerinin özlük haklarına karışamamalıdır; bunlar, kamu yönetiminin nesnel kurullarına göre kendiliğinden yürümelidir.

Kamu görevlilerinin yetkileriyle ve güvenceleriyle birlikte sorumlulukları da artırılmalıdır. Bunun yanı sıra, sorumluluğun yaygınlaşıp dağılması ve belirsizleşmesi önlenmelidir. Bu amaçla, kamu yönetimine ilişkin Bakanlar Kurulu kararlarının konuları da  sınırlandırılmalıdır.

  
 Kamu görevlileri, yalnız yaptıklarından değil, ihmallerinden  de sorumlu tutulmalıdır.

 Bu yönde düzenlemeler gerçekleştirilirken, aynı zamanda,

 - Kamu yönetimi merkeziyetçilikten kurtarılacaktır ve yurttaşların sorunlarının veya yerel sorunların yerinde çözülmesi güvence altına alınacaktır.

 - Kamu yönetimi üzerinde etkili bir halk denetimi kurulacaktır.

 - Demokratik bir süreç içinde kamu görevlilerinin, halkın, yönetim ve işletmecilik uzmanlarının görüşleri alınarak, kamu yönetimde çalışma koşullarını, iş akışını ve topluma hizmeti sürekli iyileştirmeye çaba gösterilecektir.

 Kamu görevlilerine gerek bu amaçla, gerek kendi haklarını koruyabilme ve geliştirebilme amacıyla örgütlenme hakkı sağlanacaktır.

Kamu yöneticiliği çekici duruma getirilecektir; nitelikli uzmanların ve teknisyenlerin yurda dengeli dağılımı ve, özellikle geri kalmış yörelerde, toplum kalkınmasına etkin katkıda bulunmaları bir düzene bağlanacaktır.

Bazı duyarlı görevlerden emekliye ayrılan kamu görevlilerinin, belirli bir süre, özel sektörde görev üstlenmeleri önlenecektir. Bu sınırlama kapsamına girecek olan kamu görevlilerine emeklilikte özel olanaklar sağlanacaktır.


 YEREL YÖNETİMLER

 DEMOKRATİK SOL PARTİ, yerel yönetimleri, demokrasiyi temelden güçlendirmenin ve demokratik halk katılımıyla gelişmeyi hızlandırıp yaygınlaştırmanın en verimli aracı olarak değerlendirecektir.

 Bu amaçla:

Yerel yönetim çalışmalarına halkın sürekli ve tekin katılımını, köylerden ve mahallelerden başlayarak, bir düzene bağlayacaktır.

Yerel yönetimlerin halka sürekli iletişim içinde bulunmasını gözetecektir.

Yerel yönetimlerin, halk dayanışmasıyla, ekonomik kalkınmaya, genel anlamda gelişmeye ve yerel planlamaya öncülük etmesini, ve genel planlama çalışmalarına etkin katılımını sağlayacaktır.

Yerel yönetimler üzerinden merkez yönetiminin vesayetini kaldıracaktır. Yerel yönetimlerin, belli kurallar içinde ve demokratik denetim altında, yetkilerini, bağımsız çalışma ve  kaynak oluşturma olanaklarını büyük ölçüde genişletecektir.

Köykentler için ekonomik işlevi ağırlık taşıyan bir yerel yönetim biçimi oluşturacaktır.

Yerel yönetimler arasında, makine parklarının ve teknik olanakların tam kapasiteyle değerlendirilmesini sağlayıcı bir işbirliği ve dayanışma düzeni geliştirilecektir.

Düzensiz kentleşmeyi ve sağlıksız toprak kullanımını önlemek üzere, belediye sınırları dışındaki yöreler de, fiziki planlama bakımından, ilgili kamu kuruluşları ile belediyelerin ortak denetimi altına alınacaktır.

BÖLÜM IV

   DEVLET

1- ANAYASA

2-      YARGI

3-      YASAMA

4-      YÜRÜTME

5-      YEREL YÖNETİMLER
 ANAYASA

 DEMOKRATİK SOL PARTİ, geçmişe dönük değil, geleceğe yönelik bir anayasa  hazırlayacaktır. Geçmişteki deneyimler ve aksaklıklar da göz önünde tutularak, demokratik bir devlet ve toplum yapısı öngören ve demokratik hakları ve özgürlükleri genişletirken, toplumun güvenliğini ve esenliğini de gözeten bir Anayasa oluşturulacaktır.

 Anayasada, demokrasiyle gelişmenin ve etkili yönetimin gerekleri bağdaştırılacaktır.

 Hazırlanan Anayasayla, yurttaşların önündeki seçenekler daraltılmayacak, çoğaltılacaktır.

 Anayasada hakça gelişmenin yolu açık tutulacaktır.

 Çağdaş katılımcı ve çoğulcu demokrasinin gereklerine uygun bir felsefe temeline dayandırılacak olan Anayasayla;

İnsanlar devlet için değil, devlet insanlar için var olacaktır.

Ulus, onu oluşturan bireylerin toplamından üstün bir soyut kavramı gibi değil, tüm yurttaşların ortak kimliği, gücü ve kıvancı olarak değerlendirilecektir.

Devlet, kişilerin hakların ve özgürlüklerini devralmayacak; kişi haklarının ve özgürlüklerinin birbirini engellemeksizin kullanımını gözetmekle görevli olacaktır.

İktidar, kişi haklarını ve özgürlüklerini sınırlamayacak; kişi haklarıyla ve özgürlükleriyle iktidar sınırlanacaktır.

İktidarın sınırlanmasında ulus adına görev üstlenen kurumlar, iktidara bağımlı olmayacaklardır. Yargı organlarının bağımsızlığı etkili güvencelere dayandırılacaktır.

Kişilerin dokunulmaz hakları ve özgürlükleri bulunacaktır. Temel hakların ve özgürlüklerin hiçbir koşul altında kullanılamaz veya güç kullanılır duruma getirilememesi güvence altına alınacaktır.

Hiçbir makama sınırsız veya denetimsiz yetki tanınmayacaktır.

Halkın yönetime örgün ve etkin katılımı sağlanacaktır ve toplumsal örgütlerin dayanışması ve işbirliği serbest olacaktır.

 DEMOKRATİK SOL PARTİ’nin, halkla birlikte oluşturacağı Anayasada, “halk” kavramı, toplumbilimin, sosyal devletin, demokrasinin ve Atatürk halkçılığının gereği olan yerini alacaktır. DEMOKRATİK SOL PARTİ, Anayasa hazırlığını,  her aşamasında, toplumun tartışmasına ve katkısına açık tutacaktır.

 

YARGI

 DEMOKRATİK SOL anlayış açısından, adalet, yalnız devletin temeli değil, hakların ve özgürlüklerin de güvencesidir; ve iktidarın demokratik hukuk devleri kurallarına göre sınırlandırılmasında önemli bir etkendir.

 Bu işlevleri yerine getirebilmeleri için, yargı organlarının bağımsızlığı kesin güvenceye kavuşturulacak ve hiçbir koşul altında sınırlandırılmayacaktır.

 Hiçbir kurul, makam veya kişi, yargı denetiminin dışında veya üstünde tutulmayacaktır.

 Sorgulamanın, her aşamada, insanlık onuruna saygılı biçimde ve demokratik hukuk devleti kuralları içinde yapılması, bağımsız yargı organlarının güvencesi altına alınacaktır.

 Savunma hakkı geliştirilecektir.

 Gözaltı süresi kısaltılacaktır.

 Tutukluluk süresi sınırlanarak, yargılamanın uzamasının fiili cezaya dönüşmesi önlenecektir.

 Cezalar arasındaki dengesizlikler giderilecek ve genellikle cezalar çağdaş uygar ülkelerdeki ölçütlere uygun düzeylere indirilecektir.

 Ölüm cezası kaldırılacaktır.

 İnfaz sisteminin eğitici ve suçluları topluma kazandırıcı bir nitelik edinmesi sağlanacaktır.

 Hak aramak kolaylaştırılacak ve ucuzlatılacaktır.

 

 YASAMA

 Yasama çalışmalarında demokratik katılım, demokrasiye gerçeklik kazandırmanın önemli kurallarından biridir.

 Yasama çalışmalarının başarısı, çabuk yasa çıkarmakla değil, olabildiğince geniş bir kamuoyunca benimsenip desteklenen kalıcı ve geçerli yasalar çıkarmakla ölçülür.

 Kamuoyu katılımı olmaksızın, dar bir çerçevede oluşturulan ve parlamento çoğunluğuna dayanılarak çıkarılan yasaların sakıncaları, yürürlüğe girişlerinden sonra görülür ve o aşamadan sonra sakıncaların giderilmesi güçleşir. Sağlıklı yaklaşım, yasaları, tasarı bile değil de, henüz taslak durumundayken, kamuoyunun tartışmasına sunmak ve sakıncalı veya geçersiz yönlerini önceden görerek gidermektir.

 Yasama organında ortaya çıkabilecek tıkanıklar nedeniyle yasama çalışmalarının sürüncemede kalması ne kadar sakıncalı ise, kamuoyunun açık tartışmasına ve katkısına sunulmadan çabuk yasa çıkarmak da en az o kadar sakıncalıdır.

 DEMOKRATİK SOL PARTİ, yasaların çabuk çıkmasından çok, toplumca benimsenir nitelikte çıkmasını gözetir. Bunu sağlamak üzere:

Yasalar, tasarıya dönüştürülmeden ve yasama organına sunulmadan önce, kamuoyunun açık değerlendirmesine ve tartışmasına sunulacaktır.

İlgili bütün toplum kesimlerinin, demokratik yöntemlerle, görüşleri alınacaktır.

Parlamento çoğunluğundan önce, toplumun desteği aranacaktır.

Bakanlar Kurulunun yasa gücünde kararname çıkarma yetkisi kaldırılacaktır.

 Öte yandan, yasalar üzerinde Anayasa Mahkemesinin denetim olanakları genişletecek ve toplumsal örgütlerin de Anayasa mahkemesine başvurma olanağı sağlanacaktır.

 Büyük Millet Meclisinin yasama ve denetleme işlevlerini verimli ve etkili biçimde yerine getirmesini sağlamaya çalışırken, öncelikle, milletvekilinin kişiliğini ve özgürlüğünü korumak ve çalışmasını kolaylaştırmak gerekir.

 Milletvekilinin kişiliği ve özgürlüğü ile parti disiplininin gerekleri sağlıklı bir denge içinde gözetilmelidir.

 Milletvekilinin partisinden ayrılmasını ve başka bir partiye geçmesini güçleştirici kurallarsa böyle bir sağlıklı denge kurulmasını olanaksız kılmaktadır. Bu tür kurallar, milletvekilini, demokrasiyle bağdaşmayacak ölçüde, parti yönetiminin boyunduruğu altına sokabilir ve parti içi demokrasiyi yıkabilir.

 Çok partili siyasal yaşamın sarsıntı geçirdiği ve siyasal eğilimlerin henüz yerli yerine oturmadığı bir ülkede bu tür kuralların sakıncası büsbütün artar. Özellikle böyle bir ülkede, değişik hatta karşıt eğilimlerin, bir parti içinde bir araya gelme olasılığı vardır. Bu eğilimlerden biri parti içinde egemen duruma gelirse, o eğilimi içine sindiremeyen bir milletvekilini aynı partide kalmaya zorlamak, ne siyasal tutarlılıkla, ne demokrasiyle, ne de milletvekilinin kişiliği ve özgürlüğü ile bağdaşır.

 DEMOKRATİK SOL PARTİ, milletvekillerinin bu tür baskılardan ve zorlamalardan kurtarılmaları ve kendi siyasal eğilimlerine göre parti seçme özgürlüğüne kavuşmaları için uğraş verecektir. Bu yalnız milletvekilinin kişiliği ve özgürlüğü bakımından değil, parti içi demokrasinin ve uzlaşmanın sağlanması bakımından da gereklidir.

 Milletvekillerinin çalışmalarını kolaylaştırmak ve verimlerini artırmak için de, DEMOKRATİK SOL PARTİ, parlamentoda, yeterli uzman ve sekreterya kadrolarının milletvekillerine hizmet sunması gereğine inanmaktadır.


 YÜRÜTME

 DEMOKRATİK SOL PARTİ, kamu yönetiminde demokrasinin gereklerini etkin yönetimin gerekleriyle bağdaştıracaktır. Kamu yönetiminin iktidar değişikliklerinden etkilenmesini önleyerek, sürekliliğini, istikrarını ve yansızlığını sağlayacaktır.

 Bunların gerçekleştirilebilmesi için:

Yürütme yetkisinin kullanımında Bakanlar Kurulunun ağırlığı, sorumluluğu ile orantılı olarak artırılmalıdır.

Bakanlar Kurulu üzerinde ve genel olarak yürütme üzerinde, yasama ve yargı organlarının denetimi etkili kılınmalıdır.

 Bu denetim olağanüstü halde ve sıkıyönetimde de geçerli olmalıdır 

Bakanlar Kurulunun anayasa ve yasalar çerçevesinde alacağı kararları uygulamakla yükümlü olan kamu yönetimi, bu yükümlülüğü yerine getirirken, Devlete ve yurttaşlara karşı temel görevlerinin sorumluluğunu kendi başına taşımalı; baskılara, kayırmalara ve yasadışı karışımlara karşı korunmalıdır.

Her Hükümet, siyasal kararların kamu yönetimine aktarılmasında ve bu kararlarla ilgili uygulamaların gözetiminde etkisi bulunan sınırlı sayıdaki belirli kamu görevlerine, o görevleri  üstlenme hakkını edinmiş kimseler arasında, uygun gördüklerini serbestçe atayabilmelidir; ancak bunun dışında atamalara ve genel olarak kamu görevlilerinin özlük haklarına karışamamalıdır; bunlar, kamu yönetiminin nesnel kurullarına göre kendiliğinden yürümelidir.

Kamu görevlilerinin yetkileriyle ve güvenceleriyle birlikte sorumlulukları da artırılmalıdır. Bunun yanı sıra, sorumluluğun yaygınlaşıp dağılması ve belirsizleşmesi önlenmelidir. Bu amaçla, kamu yönetimine ilişkin Bakanlar Kurulu kararlarının konuları da  sınırlandırılmalıdır.

  
 Kamu görevlileri, yalnız yaptıklarından değil, ihmallerinden  de sorumlu tutulmalıdır.

 Bu yönde düzenlemeler gerçekleştirilirken, aynı zamanda,

 - Kamu yönetimi merkeziyetçilikten kurtarılacaktır ve yurttaşların sorunlarının veya yerel sorunların yerinde çözülmesi güvence altına alınacaktır.

 - Kamu yönetimi üzerinde etkili bir halk denetimi kurulacaktır.

 - Demokratik bir süreç içinde kamu görevlilerinin, halkın, yönetim ve işletmecilik uzmanlarının görüşleri alınarak, kamu yönetimde çalışma koşullarını, iş akışını ve topluma hizmeti sürekli iyileştirmeye çaba gösterilecektir.

 Kamu görevlilerine gerek bu amaçla, gerek kendi haklarını koruyabilme ve geliştirebilme amacıyla örgütlenme hakkı sağlanacaktır.

Kamu yöneticiliği çekici duruma getirilecektir; nitelikli uzmanların ve teknisyenlerin yurda dengeli dağılımı ve, özellikle geri kalmış yörelerde, toplum kalkınmasına etkin katkıda bulunmaları bir düzene bağlanacaktır.

Bazı duyarlı görevlerden emekliye ayrılan kamu görevlilerinin, belirli bir süre, özel sektörde görev üstlenmeleri önlenecektir. Bu sınırlama kapsamına girecek olan kamu görevlilerine emeklilikte özel olanaklar sağlanacaktır.


 YEREL YÖNETİMLER

 DEMOKRATİK SOL PARTİ, yerel yönetimleri, demokrasiyi temelden güçlendirmenin ve demokratik halk katılımıyla gelişmeyi hızlandırıp yaygınlaştırmanın en verimli aracı olarak değerlendirecektir.

 Bu amaçla:

Yerel yönetim çalışmalarına halkın sürekli ve tekin katılımını, köylerden ve mahallelerden başlayarak, bir düzene bağlayacaktır.

Yerel yönetimlerin halka sürekli iletişim içinde bulunmasını gözetecektir.

Yerel yönetimlerin, halk dayanışmasıyla, ekonomik kalkınmaya, genel anlamda gelişmeye ve yerel planlamaya öncülük etmesini, ve genel planlama çalışmalarına etkin katılımını sağlayacaktır.

Yerel yönetimler üzerinden merkez yönetiminin vesayetini kaldıracaktır. Yerel yönetimlerin, belli kurallar içinde ve demokratik denetim altında, yetkilerini, bağımsız çalışma ve  kaynak oluşturma olanaklarını büyük ölçüde genişletecektir.

Köykentler için ekonomik işlevi ağırlık taşıyan bir yerel yönetim biçimi oluşturacaktır.

Yerel yönetimler arasında, makine parklarının ve teknik olanakların tam kapasiteyle değerlendirilmesini sağlayıcı bir işbirliği ve dayanışma düzeni geliştirilecektir.

Düzensiz kentleşmeyi ve sağlıksız toprak kullanımını önlemek üzere, belediye sınırları dışındaki yöreler de, fiziki planlama bakımından, ilgili kamu kuruluşları ile belediyelerin ortak denetimi altına alınacaktır.
BÖLÜM  VI

       KURALLAR


 DEMOKRATİK SOL PARTİ

  ATATÜRK’ün
  Ulusal egemenlikle demokrasiyi,
  Bağımsızlıkla özgürlüğü,
  Milliyetçilikle halkçılığı,
  Türk Ulusu ile Türkiye’yi
  ve yurtta barışla dünyada barışı
          bütünleştiren;

  ulusallıkla çağdaşlığı,
  düşünce özgürlüğüyle inanç özgürlüğünü
          bağdaştıran; 

  din, mezhep ve soy ayrımcılığını tek bir ulusdan olmanın
  bilincinde önleyen


 İnsanlık, ulus ve toplum anlayışlarına bağlılık, tüm uğraş ve tutumlarında temel kural sayar.

 DEMOKRATİK SOL,
 
 “bilimsel”liğe özenmekle birlikte bilimsel kuşkuculuğa yer vermeyenlerin, ve “tek yol” gibi gösterdikleri bir doğrultuda toplumu gütme hakkını kendinde görenlerin bağlandığı türden
        bir doğmacılık değildir;

 kusursuz toplum veya yeryüzü cenneti hayalleri uğrunda yaşayan kuşakları feda edebilen
        bir ütopyacılık değildir;

 toplumların geçmişteki veya gelecekteki gelişmelerinin zorunluluk yasalarıyla belirlendiğini öne süren; o  arada sınıf çatışmasını veya “kapitalizmin çöküşü”nü kaçınılmaz sayan
        bir yazgıcılık değildir.

 Bu tür solculuk anlayışlarının dışında ve karşısında yer alan DEMOKRATİK SOL, demokrasinin herkese geniş seçme özgürlüğü tanıyan çevresinde, bir siyasal ve ahlaki seçenektir.

 Bu seçeneğin gerekleri, halka karşın değil, halkın onayı, katılımı ve öncülüğü ile yerine getirilir.

 DEMOKRATİK SOL,
 
 Kendi yolunu “seçeneksiz”miş gibi göstererek, başka seçenekleri yasaklamaya kalkışarak veya geçersiz sayarak değil; kendi seçimi olan yolun daha geçerli, daha iyi,  daha insanca olduğunu kamuoyuna benimseterek ve uygulamada kanıtlayarak güçlenir ve amacına doğru ilerler.

 DEMOKRATİK SOL,

İnsanca ve hakça bir düzen değişikliğini toplumdaki çelişkilerin ve gerilimin artmasından ve sınıf çatışmasına dönüşmesinden beklemez. Devletin de başka güçlerin de halkı ezemeyeceği, emeğin sömürülemeyeceği, hakların ve özgürlüklerin olanak eşitliğiyle gerçeklik kazanacağı ve herkesin ömrü boyunca dirlik düzenlik içinde, her bakımdan güvenlik içinde yaşayacağı bir düzene, gerilimleri gidererek, çelişkileri yumuşatarak erişmeye çalışır.

DEMOKRATİK SOL, çatıştırıcı değildir, uzlaştırıcıdır. Sosyal güçler arasında hakça bir denge sağlayarak uzlaşma yolunu açar, herkesin ve her toplum kesiminin, haklarını ve özgürlüklerini, birbirlerine engel olmaksızın kullanmalarını böyle bir sosyal güçler dengesiyle güvenceye kavuşturur.

 DEMOKRATİK SOL,

 Araçların amaçlara tutarlı olmasını gözetir. Amaçlarında olduğu kadar araçlarında ve yöntemlerinde de barışçıdır ve demokratiktir.

 İnsanca ve hakça bir düzene erişebilmek için, öyle bir düzene toplumda duyulan özlemi yaygınlaştırmaya çalışır; ve, yaygınlaştıkça da, bu özlemi, demokratik süreç içinde, ulusal idareye dönüştürür.

 Ulusal iradenin karşısına çıkabilecek engelleri aşmada en büyük güvence olarak demokrasiyi ve halkın demokratik bilincini görür.


 DEMOKRATİK SOL,
 
 Güçsüzleri güçlendirmeyi, özgürce ve insanca yaşama olanağına kavuşturmayı, gelir dağılımında da, özveride de adaleti yaygınlaştırmayı öncelikle gözetirken; toplumun her kesimine huzur getirmeyi, herkesin  geleceğe güvenle bakmasını sağlamayı görev bilir.

 Yeni bir sınıf egemenliğinin kurulmasını değil, her türlü sınıf  egemenliğinin ve ayrıcalığının kaldırılmasını ve önlenmesini amaçlar.

 Var olanın dağılımında adalet sağlamakla yetinmez; halk katılımıyla ve halkın önderliğinde, toplumun birikimlerini ve yapıcı ve girişimci gücünü, daha çok ve daha verimli üretime ve üretken yatırımlara yöneltir.

 Sosyal adaletin ve sosyal güvenliğin yaygınlaşmasını, demokrasinin ve özgürlüklerin genişlemesini, kalkınmanın ve her anlamda gelişmenin hızlandırılmasıyla birlikte gözetir.

 DEMOKRATİK SOL,

 Üretkenliği, yalnız ülkenin ve toplumun değil, kişiliğin de gelişmesinde önemli bir etken olarak değerlendirir;

 Tüketimi adaletle yaygınlaştırırken, savurganca tüketimden sağlıklı tüketime geçişi özendirir;


 İnsan yaşamının manevi yönden zenginleşmesine öncelik verir; insan yaratıcılığının ve üretkenliğinin yapıtlarıyla doğa zenginleştirilirken, doğadaki dengeyi korumayı ve gelişmeyle doğa  arasında uyum sağlamayı gözetir; ve toplumda bu anlayışı geliştirici bir kültür ve davranış ortamı sağlamaya çalışır; eğitim politikasında buna özen gösterir.

 DEMOKRATİK SOL,

 İnsan kişiliğinin olduğu kadar, toplumun ve ülkenin de gelişmesini yaygın ve sürekli eğitimle destekler ve hızlandırır.

Üretkenlikte, yaratıcılık ve yapıcılıkta, teknolojik değişimlere uyum sağlamada, ve işsizliği önlemde, eğitimi en önemli etkenlerden biri olarak görür ve değerlendirir.

Eğitimin, demokrasiyi güçlendirici, demokratik hakları ve özgürlükleri halk bilincinde sağlam temellere kavuşturucu nitelikte olmasını gözetir.

Eğitimin, demokratik dayanışma, katılım ve örgütlenme alışkanlıklarını ve yeteneklerini toplumda geliştirip yaygınlaştırmasını gözetir.

Eğitimin, halkı, devlet yönetimi için ve ekonomiyi yönlendirebilmek için gerekli bilgiyle donatmasını gözetir.

Bağnazlığı, dogmacılığı önleyici, düşünsel yaratıcılığı geliştirici, bilimsel kuşkuculuğu özendirici bir eğitim politikası izler.


 DEMOKRATİK SOL,

 Toplumda hoşgörünün gelişip yaygınlaşmasıyla yetinmez; hoşgörüden de öte, karşıt düşüncelerin özgürce açıklanmasını, yanılgılardan, saplantılardan, koşullanmalardan kurtulabilmenin, görüş ufkunu genişletebilmenin ve birbirini daha iyi anlayabilmenin bir gereği olarak özendirir.

 DEMOKRATİK SOL,

 Ulus’u, yurttaşlar toplamının üstünde bir soyut varlık gibi değil, tüm yurttaşların ortak kimliği olarak görür;

 Toplumun devlet güdümünde değil, devletin toplum güdümünde olmasını gözetir; ve böylece,

 Ulus kavramını da, devlet kavramını da insancalaştırır.

 Kamu yönetiminin, bu anlayışa uygun olarak, devletle halkı yabancılaştırmayacak biçimde işlemesine önem verir.

 Adaleti, yalnız devletin temeli olarak değil, insan haklarının ve özgürlüklerinin de her türlü baskıdan uzak bir güvencesi olarak görür.

 İçte ve dışta izlenecek güvenlik politikalarının, bu politikalar doğrultusunda alınacak önlemlerin, demokrasi kurullarıyla, demokratik haklarla ve özgürlüklerle çelişmemesine özen gösterir.


 DEMOKRATİK SOL,
 
 Türkiye için, laikliği, çağdaşlaşmanın, düşünce ve inanç özgürlüğünün ve demokrasinin kesin gereklerinden biri olduğu kadar, ulusal birliğin ve bağımsızlığın bir temel koşulu olarak da görür. Türkiye’nin bölge ülkeleriyle işbirliğini ve dayanılmasını geliştirirken, laikliğin gölgelenmesini ve laik devlet kavramıyla hiçbir koşul altında çelişkiye düşülmemesini gözetir.

 Bu anlayış içinde, dinsel inançlara en geniş özgürlüğü tanır ve ayrımsız saygı gösterir.

 DEMOKRATİK SOL,

 Gerekli uluslar arası bağlantılardan, gerek bölge ülkeleriyle dostluk ve işbirliği ilişkilerinden, Türkiye’ni sosyal ve ekonomik düzeninin hiçbir şekilde etkilenmemesine ve demokratik gelişmenin  bu bağlantılar veya ilişkiler nedeniyle engellenmemesine özen gösterir.

 DEMOKRATİK SOL,

 Amaçları doğrultusunda uğraş verirken,
 Ve
 Türk Ulusunun insanlık ailesinden ayrı tutmayan, onu insanlık ailesinin eşit, sayın ve bağımsız bir üyesi olarak yücelten bir milliyetçilik izlerken,

Dünyada hakça bir düzen oluşmasına;
Gelişme düzeyleri arasındaki büyük dengesizliklerin giderilmesi  için bölgesel işbirliğine ve dayanışmaya;

Hiçbir ülkenin içişlerine karışılmaksızın, özgürlüklerin ve insan haklarının dünyada yaygınlaşmasına;

Yok edici silahlar dengesinden değil, karşılıklı güven ve işbirliğinden kaynaklanan sağlıklı ve evrensel barışa;

Ve

Türkiye’nin, kendi bölgesinde de, bütün dünyada da, bir barış ve güven etkeni olmasına,


 Özen gösterir ve katkıda bulunur.
DSP’den “sol”a yeni hedefler

BÜLENT ECEVİT

DSP’nin 1985 yılında yazılan programı, yenilenen programla ortadan kalkmıyor. 1985 programında Demokratik Sol felsefeyle ilgili çok önemli görüşler bulunmaktadır. Bunlar, her zaman geçerli ve her Demokratik Solcu’ya rehber olan görüşlerdir.

Ancak Dünya’da ve Türkiye’de çok şey, o arada sol da değişti. DSP’nin kuruluş dönemindeki programında öngörülen bazı hedefler de gerek iktidarımız, gerekse başka dönemlerde yapılan düzenlemelerle gerçekleşti. Bu nedenle yeni hedefler ortaya koymak gerekti.

Bu arada birçok yazar ve düşünür “sol”la ilgili tartışmalara katılmıştır. Ancak bu tartışmalardan herhangi bir sonuç çıkmamıştır.

Türkiye’deki “sol”un çağdaş açılımını sağlayan Demokratik Sol Hareket’tir. Bu nedenle “sol”a, değişen Dünya ve Türkiye koşullarına göre yeni hedefler getiren de yine Demokratik Sol Hareket’tir.

Demokratik Sol Parti’nin Parti Meclisi toplantısında belirlenen programı; “küreselleşme”, “kayıtdışı ekonomi”, “emek-sermaye ilişkisi”, “üretim”, “girişimcilik”, “işsizlik”, “kültür”, “bilgi toplumu”, “uzay teknolojisi”, “kamu yönetimi” ve “yerel yönetim anlayışı”, “sendikalaşma” ve “üniversitelere bakış açısı” gibi çok sayıda konuyu içermektedir.

Küreselleşme son yıllarda çok yaygınlaşmıştır. Bu arada sosyal boyutu gözardı eden kürselleşmenin faydalarının yanı sıra zararlarının da olduğu ortaya çıkmıştır. Bu zararları ortadan kaldırıcı önlemleri geliştirmek sol partilerin işlevidir. Bunu Türkiye’de başarabilecek olan sol da Demokratik Sol Parti’dir.

DSP’nin “inançlara saygılı laiklik anlayışı”, yenilenen programında ayrıntılı olarak anlatılmaktadır.

“Sol”un evrensel değerlerini yerlileştiren bir anlayışa sahip olan Demokratik Sol Parti, sadece Türkiye’de değil, Dünya’da da hakça paylaşımı öngörmektedir.

Parti Meclisimiz’in 3 Ekim 2003 tarihli toplantısında ele alınan programın tam metni, 6 Ekim 2003 Pazartesi günü düzenlenen bir basın toplantısıyla açıklanmıştır.

Ancak açıklanan metin, yenilenen programın “öz”ünü, “genel çerçevesi”ni oluşturmaktadır.

Yenilenen programımızın partimize ve ülkemize hayırlı olmasını dilerim.

6 Ekim 2003

 

DEĞİŞEN DÜNYA VE TÜRKİYE

DSP’NİN GÜNCELLEŞEN PROGRAMI 2003


1980'lerin ortalarından beri dünyada, özellikle de bölgemizde büyük değişiklikler olmuştur. En önemlisi ideolojik kutuplaşma sona ermiştir. Uygarlıklar çatışmasının yerini kültürel diyalog ve uzlaşma almaya başlamıştır.

Çağımızda dünya savaşı tehlikesi ortadan kalkmıştır. Ancak milliyetçi akımlar ve gelişmeler yüzeye çıkmıştır. Bir yandan etnik ayrışım artarken, bir yandan da kültürel kaynaşma artmıştır.

İletişimin yaygınlaşması ve kolaylaşması bu süreci hızlandırmıştır. Buna paralel olarak Batı'nın kültürel üstünlük iddiası ortadan kalkmıştır.

Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla Orta Asya'dan Orta Avrupa'ya kadar uzanan bölgede bağımsız cumhuriyetler veya özgür rejimler kurulmuştur. Doğu ile Batı'nın yakınlaşmasından Avrasya kavramı doğmuştur.

Avrasyalaşma sürecinin anahtarı da Türkiye'dedir. Bu anahtarı en iyi değerlendirebilecek yaklaşım da Demokratik Sol Parti Kültürü’dür.

Avrasya eksenindeki ülkelerin her biriyle Türkiye'nin tarihsel ve kültürel bağları vardır. Bölgedeki değişim bu bağları canlandırmıştır. Bölgedeki Türkiye'nin etkisi ve ağırlığı artmaya başlamıştır.

Bunun doğal bir sonucu olarak Türkiye'nin Demokratik Sol Hareketi ve Kültürü de ülkemizin yanı sıra bölgemizde de etkinlik kazanabilir.

Dünyadaki gelişmeler de Türkiye'nin jeopolitik konumunu güçlendirmiştir.

Türkiye'nin uluslararası alanda en büyük gücü inançlara saygılı laikliktir. Laikliğin Türkiye'deki en büyük güvencesi de Demokratik Sol Parti'dir.

Demokratik Sol Parti'nin solculuğu yalnız kendi halkımız için değil, tüm insanlık için geçerlidir.

Solun evrensel değerlerini ülkemizin kendi değerleriyle kaynaştırıp yerlileştiren Demokratik Sol Parti, yalnız Türkiye'de değil, bütün dünyada hakça bir düzen için çalışmaya kararlıdır.

Çünkü, Demokratik Sol Parti'nin "ulusal solcu"luğu, tüm dünya ülkelerinin kendine özgü solculuklarına da bir örnektir.

Atatürk'ün "YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ" ilkesi, DSP'nin esin ve güç kaynağıdır.

DSP; sürekli barışı, sürekli özgürlüğü ve sürekli demokrasiyi, hem kendi ulusunun, hem de dünya uluslarının vazgeçilemez hakları olarak görmektedir. Dolayısıyla kendi ülkesinde de başka ülkelerle ilişkilerinde de adaletli bütünleşmeyi ve adaletli paylaşmayı öngörmektedir.

Yalnız insanlarımız arasında değil, bölgeler arasında da sosyal adalet; ve yalnız Türkiye'de değil, dünyada da sosyal adalet, DSP'nin temel ilkelerindendir.

Küreselleşme, kaynağını teknolojideki gelişmelerden almaktadır. O nedenle küreselleşme önlenemez.

Ama küreselleşmenin neden olduğu olumsuzluklara karşı da etkili önlemler alınmalıdır.

Sosyal boyutu gözardı eden bir küreselleşme, özellikle ekonomileri zayıf ülkelerde yoksulluklara ve iç kargaşalara yol açabilir.

Onun için güçsüz durumdaki ülkeler, teknolojik gelişmelerden yararlanabilme olanaklarını artırarak dünyadaki dengesizlikler altında ezilmekten kurtulmaya çalışmalıdırlar.

Türkiye, buna öncülük edebilecek bir ülkedir. DSP de bunu sağlayacak bir eğitim politikasını gelişmemiş ülkelere telkin edebilecek bir yapıdadır.

Türkiye, yalnız AB üyeliği ile yetinemez. AB üyeliği ile yetinirse AB'nin ve “küreselleşme”nin tutsağı durumuna düşer.

Türkiye, bölge merkezli dış politikasının çevresini daha da genişletmelidir. Bölgesel ilişkilerinden, Asya'daki köklerinden, Rusya ve ABD ile bağlantılarından alabileceği güçle gelişimini hızlandırmalıdır. AB ve ABD ile ilişkilerimizi aksatmadan dış ve ekonomik ilişkilerimizin kapsamını genişletmelidir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC), Türkiye’nin vazgeçilemez bir parçasıdır. KKTC’nin güvenliği, Türkiye’nin güvenliği açısından da gereklidir.

KKTC’nin stratejik önemi, bazı çevrelerin iddialarının aksine daha da artmıştır. KKTC, bazı uluslararası oyunlara alet edilmemelidir. DSP, bu konudaki duyarlılığını her zaman gösterecek ve mücadelesini sürdürecektir.

DSP, yurt dışındaki Türkler’i sahiplenmede ve onların sorunlarına çözüm üretmede öncü rol oynayacaktır. Sorunlarının çözümünde onların da katkısını ve katılımını sağlayacaktır.

DSP, sanayimizin geliştirilmesinde üniversite-sanayi işbirliğine büyük önem vermektedir. “Köykentten teknokente” sloganımızın öngörüsü de budur.

DSP, ulusal savunma sanayimizi de Türkiye’yi dışa bağımlılıktan kurtaracak yönde geliştirmek için gereken her adımı atacaktır.

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Cumhuriyetimizi kuran bir ordudur. Ülkemizdeki her çağdaş kuruluşun öncülüğünü yapan TSK, dünyanın en güçlü ordularından biridir. Bazı ülkeler başları sıkıştığında TSK’nın bu gücünden yararlanmak istemişlerdir.

TSK da yardım isteyen bu ülkelere barışçıl amaçlarla katkıda bulunmuş ve bunlardan bazılarının ordularına eğitim vermiştir.

TSK’nın bu gücü, ülkemizin jeopolitik konumu da göz önüne alındığında mutlaka korunmalıdır.

DSP'nin güçlenmesi, Türkiye'nin güçlenmesine ivme kazandıracaktır.

Türkiye, gücünü iyi değerlendirerek, dünya ekonomisindeki küreselleşmenin sosyal ve siyasal sakıncalarını gidermeye öncülük edecektir.

Batı, "bilgi toplumu"na "sanayi devrimi"ni tamamladıktan sonra geçmiştir. Türkiye ise "sınaileşme”sini tamamlayamadan "bilgi toplumu" aşamasına gelmiştir. Bu, Türkiye'nin "bilgi toplumu"nu daha yaygın ve daha etkin duruma getirmesini gerektirmektedir.

Atatürk'ün Türkiye'ye gösterdiği "çağdaş uygarlığı aşma" hedefi, daha geçen yüzyılın başlarındaki bir vizyondu. O hedefi aşmanın yolu, bu yüzyılda "bilgi toplumu"nda etkin bir ülke olmaktan geçmektedir.

KÜRESELLEŞMENİN getirdiği sakıncaları aşmada da "bilgi toplumu"nun güçlendirilmesi çok önemli bir rol oynayacaktır. Türkiye, bu açıdan iddia sahibi olabilmelidir. Türk insanının birikimi ve girişimci yeteneği, buna son derecede elverişlidir.

Bu nedenle DSP, ileri teknolojinin geliştirilmesini ve kullanılmasını özendirerek destekleyecektir.

Sanayi yatırımları, dışsatım ve standardizasyonun önündeki bürokratik engelleri mutlaka kaldıracaktır.

Dışalımın; yerli sanayimizi, tarım ve hayvancılığımızı olumsuz yönde etkilemesini önleyecektir.

Teknoloji, istihdam ve katma değer yaratacak yabancı yatırımları teşvik edecektir.

Çağdaş ekonomiyi yakalayabilmek ve çağdaş uygarlığı aşabilmek için bilimde ve bilgide ilerlemeye ağırlık vermek gerekir. Bunu sağlayabilmenin yolu da eğitimi yaymak ve güçlendirmektir.

Bu nedenle üniversitelere kesin özerklik tanınacaktır. Üniversiteleri siyasal iktidarların etkisinden ve baskısından kesin olarak koruyacaktır.

Demokratik Sol Hareket'in 1970'lerde başlatmış olduğu açık yüksek öğretim, Türkiye'deki "bilgi toplumu"na geçişin de aslında bir başlangıcıdır.

Açık yüksek öğretimi, çağdaş eğitim teknolojisinin tüm olanaklarını değerlendirerek yaymak ve örgün eğitimle desteklemek DSP'nin başta gelen amacıdır.

Sanayi ara elemanı gereksinmesinin karşılanmasında ve dolayısıyla ülke kalkınmasında mesleki ve teknik eğitimin çok büyük önemi vardır.

DSP, meslekî ve teknik eğitimi özendirici tüm önlemleri alacak ve bu eğitimi hem nitelik, hem de nicelik olarak geliştirecektir. Bu amaçla yatılı okullara ağırlık verecektir.

DSP, çağdaş iletişim olanaklarını yaygınlaştırarak evde üretim ve eğitime katılımı da destekleyecektir.

İktidarı döneminde gerçekleştirdiği 8 yıllık kesintisiz zorunlu eğitimi 12 yıla çıkaracaktır.

DSP, kimsesiz ve güç durumdaki çocukların eğitim ve istihdam gereksinmeleri dahil tüm sorunlarını çözmeye kararlıdır.

Teknolojideki hızlı gelişme insan bedeninin daha az kullanılması sonucunu ortaya çıkarmıştır. İktidarı döneminde amatör ve profesyonel spora büyük destek veren DSP, yurttaşlarımızın spora daha fazla zaman ayırmasını sağlayacak ve sağlıklı toplum için spora daha fazla kaynak aktaracaktır.

Yaşadığımız “bilgi çağı”nda bireylerin beden eğitimlerinin yanı sıra beyin eğitimleri de çok büyük önem taşımaktadır.

Bu nedenle çocuklarımızın ve gençlerimizin bilgisayar ve internetle erken tanışmalarını, satranç ve diğer beyin sporları ile zekâ oyunlarına ilgi duymalarını sağlamak, DSP’nin ana hedefleri arasındadır.

DSP, engelli yurttaşlarımızın da spor olanaklarından daha geniş yararlanmalarını sağlayacaktır. DSP ayrıca, engelli yurttaşlarımızın başta eğitim ve istihdamları olmak üzere tüm sorunlarına daha etkili ve kalıcı çözümler getirilebilmesi için Engelliler Bakanlığı kurulmasını amaçlamaktadır.

DSP’nin hedefi SAYDAM BİR DEVLET yapısıdır. Bu nedenle DSP, Anayasa’nın geniş bir toplumsal uzlaşma ile bir bütünlük içinde yenilenmesinden yanadır. Anayasa geçmişe dönük değil, geleceğe yönelik olmalıdır.

Anayasa’da geçmişte karşılaşılan sorunlar ve edinilen deneyimler de dikkate alınarak, temel hak ve özgürlükleri genişleten ve sağlam güvencelere bağlayan, insanların ve toplumun refah ve mutluluğunu gerçekleştirmeye yönelik demokratik bir toplum ve saydam bir devlet yapısı öngören kurallar yer almalıdır.

Kamu yönetiminde denetimin sağlıklı bir biçimde yapılabilmesi için denetim kurumlarının iktidara bağımlı olmaması zorunludur. Özellikle yargı organlarının bağımsızlığı, sağlam güvencelere dayandırılacaktır.

Demokratik rejimin, halkın halk için halk tarafından yönetilmesi biçiminde tanımlanmasına uygun olarak, halkın bu sürece örgün ve etkin katılımı sağlanacaktır.

Bu, bir toplumsal sözleşme niteliğindeki Anayasa’nın yapılması ve değiştirilmesi bakımından da geçerlidir. Böyle bir demokratik katılım, Atatürk halkçılığının da gereğidir.
DSP, milletvekili dokunulmazlığının sınırlandırılması konusunda da kararlıdır.

DSP, 100’e yakın ülkede “ombudsman” olarak hizmet veren kurumun ülkemizde de oluşturulmasını amaçlamaktadır.
Bu kurum, idare ile kişiler arasında çıkacak uyuşmazlıkların yargı yoluna başvurmaksızın çözümü, böylelikle idarenin denetimi bakımından önemli bir demokratik adım olacaktır.

Demokratik Sol Parti, kamu hizmetlerinin çağdaş yöntemlerle hızlı, etkili ve verimli bir biçimde yürütülebilmesi için kamu yönetiminde kapsamlı bir reforma gidilmesini zorunlu saymaktadır.
Bu reform, merkezden yönetim ve yerinden yönetim birimleri ile ilgili çeşitli alanlarda yeni bir yapılanmadan, katılımcı saydam demokrasi anlayışının kurumsallaştırılmasına, gereksiz bürokratik işlemlerin kaldırılmasına kadar geniş bir yelpazede yeni düzenlemeler yapılmasını, bu arada merkezî yönetim-yerel yönetimler ilişkilerinin yeniden düzenlenmesini içermektedir.
Dolayısıyla yerel yönetimler reformu, genel kamu yönetimi reformunun bir parçasıdır.

Demokratik Sol Parti, kuruluşundan beri, yerel yönetimleri, demokrasiyi temelden güçlendirmenin ve demokratik halk katılımıyla kalkınmayı hızlandırıp yaygınlaştırmanın en verimli aracı olarak görmektedir.
Bu bakımdan yerel yönetimler, yerel kamu hizmetlerini üniter devlet yapısı içinde katılımcı demokrasi anlayışıyla yürütecek özerk kamu tüzel kişileri olarak güçlendirilecektir.

Demokratik Sol Parti, emeğin değerine özel önem vermekle beraber "emek"le "sermaye"yi birbirinin tamamlayıcısı olarak görmektedir.

“Sermaye”nin tabana yayılması ve “girişimci sektör”ün desteklenmesi de DSP’nin öncelikli hedefleri arasındadır.

DSP, emek-sermaye ilişkisinde üretkenliğin geliştirilmesine ve bölüşümün hakça sağlanmasına büyük önem vermektedir. Bu bağlamda DSP; ekonomik büyümeyi ve refah düzeyini artıran her alandaki “verimli üretim”i destekleyecek ve giderek güçsüzleştirilmeye çalışılan sendikalaşmaya yeni bir ivme kazandıracaktır.

1980’den sonra işçi haklarına getirilen ve hükümet olduğumuz dönemlerde etkin mücadelemiz sonucu bir kısmı kaldırılan kısıntıların tamamı kaldırılacaktır.

Hak grevi yasalaştırılacak, yasalarla veya toplu sözleşmelerle elde edilen hakların çiğnenmesi önlenecektir.

Sınırlı istisnalar dışında kamu görevlilerine de yaptırımlı toplu sözleşme hakkı tanınacaktır.

Tarım işçilerinin sosyal haklarındaki eksiklikler de giderilecektir.

DSP, çalışma yaşamında demokratik katılımcılığa büyük önem vermektedir.

Gerek işçilerin, gerek memurların sendikalaşma hareketlerinin öncülüğünü de zaten Demokratik Sol Hareket gerçekleştirmiştir.

Bilindiği gibi, çalışma yaşamında “grevli-lokavtlı toplu sözleşme düzeni”ne geçiş ile “işsizlik sigortası”, “iş güvencesi” ve “kamu çalışanlarına sendika hakkı” gibi kazanımlar hep Demokratik Sol Hareket’in mücadelesi sonunda elde edilmiştir.

DSP, çalışma yaşamında kalıcı barışı hedeflemektedir. Bu amaçla; “iş güvencesi” gibi, “işyeri güvencisi”ni sağlayacak önlemleri de alacaktır.

İŞSİZLİK sadece ülkemizin değil, refah düzeyi yüksek ülkelerin bile en önemli sorunları arasında yer almaya devam etmektedir.

Bu nedenle DSP, işsizlik sorununun çözümü için ülkemizin tüm dinamiklerini harekete geçirmeyi ve toplumumuzun her kesimi için özel çözüm önerileri getirmeyi hedeflemektedir.

Örneğin köylerdeki işsizliği, köylülerin her sorununa çare olan ve artık tüm dünya ülkelerine kırsal kalkınma modeli olarak örnek gösterilen köy-kentlerle çözmeyi öngörürken, kentlerdeki işsizliği de ülkemiz ekonomisinin motor gücü haline gelen işletmeleri daha da güçlendirerek çözecektir.

Bu bağlamda KOBİ'lere, sanayicilere büyük önem verecektir. Buna paralel olarak meslekî eğitimin yaygınlaştırılmasını da sağlayacaktır.

Genç girişimcilere kendi işlerini kuracak olanakların yaratılması da DSP’nin hedefleri arasındadır. Bu amaçla Halk Bankası’nın proje karşılığında kredi teşviki vermesi sağlanacaktır.

DSP, tarım ve hayvancılığa olan desteğini sürdürecektir. Bu amaçla Halk Bankası’nın yanı sıra Ziraat Bankası’nı da yeniden yapılandıracaktır.

DSP, kooperatifçiliği de çağdaş gelişmelerin ışığında yeniden güçlendirecektir.

DSP, işsizlik sorununun çözümünde de "bilgi toplumu"na özel önem verecektir.

DSP, küreselleşmenin getirdiği sorunları en aza indirgemede, "bilgi toplumu"nun en büyük rolü oynayacağına inanmaktadır.

DSP, ekonomik gelişmemizin güvence altına alınabilmesinin, sürekli ve güvenli enerji sağlayabilmemize bağlı olduğuna inanmaktadır. Dolayısıyla tüm ulusal enerji kaynaklarımızı en verimli biçimde harekete geçirecektir.

Ülkemiz, uluslararası enerji koridoru durumuna gelmiştir.

DSP, ulusal değerlere verdiği önemi tüm enerji kaynaklarına da verecektir. Başta kömür olmak üzere enerji kaynaklarının değerlendirilmesinde gereken her önlemi alacaktır.

Enerji üretiminde ve dağıtımında ulusal çıkarları ve çevresel duyarlılıkları da göz önüne alarak verimli her projeyi destekleyecektir.

DSP, iktidarı döneminde teknolojik gelişmelerin desteklenmesi için yoğun bir çaba göstermiştir. Örneğin organize sanayi ve nitelikli teknoloji bölgelerinin gelişmesini ve yaygınlaşmasını sağlayan yasal düzenlemeler getirmiştir.

DSP, teknolojik gelişmelerin daha da yaygınlaşması için yeni projeler üretecektir.

Uzay teknolojisi dünyada sürekli büyük aşamalar kaydetmektedir. Türkiye de “uzay teknolojisi”yle yakından ilgilenmektedir. DSP, uzay teknolojisinin daha da geliştirilmesini ülkemizin öncelikleri arasında görmektedir.

KAYITDIŞI EKONOMİ, hem işçilerimiz ve girişimcilerimiz, hem de devletimiz açısından -gelir ve vergi adaletsizliğine yol açtığı için- ülkemizin en büyük sorunlarının başında gelmektedir.

DSP, bu konuda kesin önlemler almaya kararlıdır. Ancak bu önlemler alınırken, tarafların gönüllü katkısını sağlamaya da özen gösterecektir. Kayıtdışını kayda alayım derken, yeni kayıtdışılara yol açmayacaktır. İnsanlarımızın duyarlılıklarını gözönünde bulunduracaktır.

DSP, hem adaletli, hem de yatırımları özendirici bir “vergi reformu”nu hedeflemektedir.

Nüfusumuzun hâlâ yarıya yakını kırsal kesimdedir. Bu nedenle kırsal alanda kalkınmaya öncelik verilecektir. Köy-kentler, bu açıdan en gerçekçi reçetedir. Köy-kentler, kırsal alanın sorunlarını çözerken, beraberinde büyük kentlerin sorunlarını da çözmüş olacaktır.

Köylüyü köyünde kentlileştirme projesi olan köy-kentlerde de "bilgi toplumu" etkili ve verimli hâle getirilecektir.

Köy-kentler, öngördüğü her olanakla köylülerin en sağlıklı biçimde kentlileşmesini, üstelik de bunun düşük maliyetle gerçekleştirilmesini sağlayacaktır.

DSP, gecekondu bölgelerinde yaşayanların da en sağlıklı kent yaşamına kavuşturulmasını amaçlamaktadır.

DSP, "bilgi toplumu"na ve bunun altyapısını oluşturan "internet iletişimi"ne en büyük önemi veren ve hatta öncülük eden parti olmuştur; olmaya da devam etmektedir.

DSP, bu konuda çok daha büyük projelerin öncülüğünü yapacaktır.

İNANÇLARA SAYGILI LAİKLİK, DSP'nin "ULUSAL SOL", "ULUSAL BİRLİK" ve “TAM DEMOKRASİ” gibi çok önem verdiği temel ilkelerinden biridir.

Laiklik, aslında inançlara saygıyı da öngörmektedir. Ancak inançlara saygı göstermeyenler de olduğu için DSP, "inançlara saygılı laiklik" ifadesini özellikle kullanmaktadır.

DSP, bu ilkesiyle dindarların da solcu olabileceğini; aynı şekilde solcuların da dindar olabileceğini; ayrıca dindarlığın, laik olmanın önünde bir engel oluşturmadığını vurgulamak istemiştir.

Bazı sol çevreler, her dindarı potansiyel mürteci gibi görmüşlerdir.

DSP ise bu yanlışa, bu vahim hataya ilk kez son veren bir sol parti olmuştur. DSP, bu yanıyla da özgün bir sol partidir. Daha 70'lerde bu anlayışın temellerini atmıştır.

Zaten DSP'nin, Türkiye'nin kendi gerçeklerine özgü solculuğunun, yani “yerli solcu”luğunun esin kaynaklarından biri de her dindarı potansiyel mürteci görmemesi olmuştur.

DSP, bu konuda ulusal duyarlılıklar kadar dinsel duyarlılıklara da önem veren Atatürk’ün yolunu izlemektedir. O nedenledir ki, Ulusalcı Demokratik Sol, Atatürk’ün yoludur.

DSP, inançlara saygılı laiklik ilkesinin gereği olarak insanlarımızın hangi din, mezhep ve meşrepten olurlarsa olsunlar hepsine içtenlikle saygılıdır. Ancak, inançların siyasete karıştırılmasına, alet edilmesine de bir o kadar karşıdır.

Alevi-Bektaşi kültürü, laiklikle ve Cumhuriyet'le bağdaşması bakımından çok önemlidir. Tarihinin her döneminde Alevi-Sünni kardeşliğine büyük önem veren Alevi-Bektaşi yurttaşlarımız laikliğin, demokrasinin ve Atatürkçülüğün güvencesi olmuşlardır.

DSP, bu bağlamda halkının hem kültürel, hem dinsel, hem de ulusal, kısacası toplumsal tüm değerleriyle kaynaşmış bir solculuğu geliştirmiştir.

DSP, temel hak ve özgürlükleri daha da genişletmeyi, katılımcı demokrasinin kökleşmesini sağlamayı ve bu konuda evrensel normlara uygun yeni kurallar getirmeyi öncelikleri arasında görmektedir.

YARGININ bağımsızlığı ve her türlü siyasal etkinin dışında çalışması DSP’nin en önemli hedeflerinin başında gelmektedir.

Yargı ve hukuk konusunda iktidarı döneminde büyük adımlar atan DSP, “gerçek adalet”i sağlayacak yeni atılımlara gereksinim olduğuna inanmaktadır.

DSP, yargıda da “bilgi toplumu”nun gereklerini yaşama geçirecek ve hukuk sistemimizin aksayan tüm yanlarını düzeltecektir.

ORMAN ve orman köylüsü, en önemli duyarlılıklarımızdandır. Ormanlarımızın zenginleştirilmesi, millî gelirden çok az pay alan orman köylümüzün refah düzeyinin artırılması başlıca hedeflerimizdendir. Orman alanlarımızın bazı güç sahiplerine peşkeş çekilmesine kesinlikle izin verilmeyecektir.

DSP’nin ÇEVRE politikası, tüm doğal zenginliklerimizi, -ülke turizmi ve sınaileşmesinin yaygınlaşmasını engellemeden- korumayı ve yaygınlaştırmayı amaçlamaktadır.

SU kaynaklarımızın korunması ve en verimli biçimde kullanılması ve atık suların yeniden kullanıma kazandırılması da DSP’nin vazgeçilmezleri arasında yer almaktadır.

DSP’nin “bilgi toplumu” çerçevesinde oluşturulan ve “e-Türkiye” projesinin içinde yer alan “Coğrafik Bilgi Sistemi”, ülkemizin doğal ve çevre zenginliklerinin izlenmesi ve korunmasında etkin bir yöntem oluşturacaktır.

DSP, yeraltı zenginliklerimizin ortaya çıkarılmasında gerçekçi politikalar uygulayacaktır. Bu kaynaklarımızın ülke ekonomisine ve istihdamına katkı sağlaması için, çevresel duyarlılıkları gözardı etmeyen, ama tutucu da olmayan bir tutum izleyecektir.

Bu arada en önemli yer altı zenginliklerimizden olan BOR madeninin işletilmesinde ulusalcı tutumundan ödün vermeyecektir.

Türkiye, deprem ve diğer doğal afetler açısından riskli bir coğrafyada yer almaktadır. 1999 yılında yaşanan ve çok sayıda can kaybının yanı sıra ekonomimize de büyük zararlar veren iki büyük deprem felaketi bu gerçeği bir kere daha ortaya koymuştur.

O nedenle DSP, yerel yönetimlerde “afet yönetim merkezleri”nin kurulmasını, bunların “merkezî yönetim”le en hızlı biçimde eşgüdüm içinde çalışmasını ve sivil toplum örgütlerinin de çalışmalara katkı vermesini sağlayacaktır. Ayrıca doğal afetlerde can kurtarma çalışmalarına katılan gönüllü kuruluşlara ve sivil savunma birimlerine her desteği verecektir.

Demir yolu ulaşımı ve taşımacılığı gibi, deniz yolu ulaşımı ve taşımacılığı da çok ihmal edilmiştir.

DSP, ülke ve uygun kentler bazında; hem demir, hem de deniz yolu ulaşımı ve taşımacılığını yaygınlaştıracak ve bunların kara yolu ulaşımı ve taşımacılığıyla da bağlantılı duruma getirilmesini sağlayacaktır.

SAĞLIK hizmeti sunumu, birinci ve daha ileri basamak sağlık hizmetleri olarak iki temel yapıda ele alınacaktır. Koruyucu sağlık ve birincil tedavi hizmetlerini içeren birinci basamak sağlık hizmetleri geliştirilecektir.

İleri basamak sağlık hizmetleri kuruluşları olan hastaneler ise hizmet bölgeleri dikkate alınarak ilçe, il ve bölge hastaneleri olarak yapılandırılacaktır. Sağlık kuruluşları arasındaki güvence farklılıkları asgari düzeye indirilecektir.

Kırsal alanlarda da köy-kentler aracılığıyla sağlık hizmetlerinin en üst düzeye ulaştırılması sağlanacaktır.

Demokratik Sol Parti’nin kültürümüze verdiği önem ve ağırlık Atatürk’ten esinlenmektedir.

Çağdaş Türk halkının kültürü, Atatürk’ün belirttiği gibi, hem bugünkü topraklarımızdan, hem Anadolu’nun geçmişinden, hem Avrupa’dan, hem de Asya’dan kaynaklanmaktadır.

Çağımızın önemli bir gerçeği olan Avrasyalaşma sürecinde Türkiye’nin kültür birikimi, halkımıza ve ülkemize özel bir işlev kazandırmaktadır.

Türkiye, kültürel açıdan çok zengin bir ülkedir. Örneğin ülkemizdeki kadar çeşitli ve zengin bir halk kültürü başkaca hiçbir ülkede yoktur. Diğer kültürel alanlarımız için de aynı şeyi söyleyebiliriz.

DSP, kültürel zenginliklerimize verdiği değeri artırarak sürdürecek ve kültürümüzün uluslararası düzeyde yaygınlaştırılmasını sağlayacaktır.

Toplumumuzun geleneksel kültürel değerlerini korumayı ve geliştirmeyi temel hedef alan DSP, Batı’nın ve Doğu’nun çağdaş kültürel değerlerinden de yararlanacaktır.

DSP; her alandaki “sanata ve sanatçı”ya, “bilime ve bilim insanı”na en geniş ölçüde destek verecektir. Sanatsal, düşünsel ve bilimsel üretkenliğin artırılmasını ve ileri teknolojilerle yaygınlaştırılmasını sürekli teşvik edecektir.

DSP, Türkiye Türkçesi’nin, başta Türk dünyası olmak üzere dünya çapında yaygınlaştırılması için çaba gösterecektir.

Ülkemiz turizm alanları açısından da çok zengindir. DSP, yer altı ve yer üstü zenginliklerine zarar vermeden yeni turizm alanlarının geliştirilmesine katkı verecektir.

Turizm gelirlerimizi artırmak ve bu alanda dünya ölçeğinde en başlarda yer alabilmek için ülkemizin turizm potansiyelinin tüm boyutlarını ortaya çıkaracak özel projeleri hayata geçirecektir.

DSP, “bilgi toplumu” hedefinin gelişmesine en büyük katkının gençlerden geleceğine inanmaktadır. “e-Türkiye”, gençlerle büyüyecektir.

Bu nedenle DSP, gençlere her yaş döneminde en büyük katkıyı vermeyi ve onları siyasal yaşama kazandırmayı, dolayısıyla ülke yönetimine hazırlamayı büyük hedef olarak görmektedir.

Gençlerimizin en önemli sorunlarından biri de işsizliktir. DSP, gençlerin meslek ve iş edinmeleri için her önlemi alacaktır.

Kadın ve aile, toplumsal yaşamamızın en önemli değerleridir. DSP, iktidarı döneminde Medeni Kanun’u sil baştan yenilemiştir. Yeni Medeni Kanun, toplumun temeli olan aile yaşamında köklü değişiklikler getirmiş; kadın-erkek eşitliğini tam olarak sağlamıştır.

DSP, gençler gibi kadınların da siyasete kazandırılmasında yaptığı öncülüğü bundan sonra da devam ettirecektir.

DSP, iktidarı döneminde ekonomiyi çökerten ve siyaseti kirleten uygulamaları etkisizleştiren politikalar oluşturmuştur. Bunları uygulamada başarılı sonuçlar da elde etmiştir.

DSP’nin etkili olmadığı bir siyasal yapılanmada “temiz siyaset”ten söz edilememektedir.

Bu nedenle DSP, siyasetin yeniden kirlenmesini önlemek için iktidarı döneminde oluşturduğu politikaları daha da yaygınlaştıracak ve bunları köklü ve kalıcı duruma getirecektir.

Yolsuzluk ve yozlaşmayla ilgili olarak başlattığı büyük mücadeleyi sonuna kadar sürdürecektir. Yoksulluğu, yolsuzluğu ve yozlaşmayı kader olmaktan çıkaracaktır.

 

Seçme Haber

Günah'lı Sevap'lı Yaşanan EKim Ayı

AÇILIM”; yaklaşık bir yıldır gündemde olmasına rağmen, belki de son elli yılın en moda, en tüketilir kelimesi, tam bir “in”. Kürt ile başladı, Ermeni ile devam etti, Roman’a kadar gitti. ABD’yi, AB’yi, TOKİ’yi bağladı. “Tamam diğerlerini anladık da TOKİ nereden çıktı?”

Devamı...