Yeni Bir Yıla Girerken Kadın ve Yerel Yönetimler
Yeni bir yıla girerken, kimimizin elinde telefon ya mesaj çektik ya mesaj bekledik. Kimimiz,umut kondularımızda eş-dost ve komşularla buluştuk,yaşlı-genç hep birlikte tombala oynadık. Kimimiz, dört duvar arasında hasret türküleri söyledik. Kimimiz kışlada nöbette sıla türküleri çağırdık.
Şimdi hepimiz geçmişin ah-vahını geride bırakıp, geleceği daha iyi kurmanın elimizde olduğunu bir kez değil bin kez tekrarlayarak, yeni yılın kendimiz ve ülkemiz için daha aydınlık olmasını sağlayacak doğru kararları almalıyız.
Ben bu kararlara kadınların penceresinden kısaca bir bakmak istiyorum.
“Aile nedir? Aile içinde kadının rolü nedir?” Bu sorular sorulduğunda, bir çok alanda birden kadının yükümlülüklerini sıralayan sesler yükselir, adeta bir koro gibi bir çok ses duyulur.
Kadın anadır. Daha insan yavrusu karnındayken başlar ilk öğretmenliği. Dünyaya gelmesiyle insan yavrusu, onu kucağına ilk alandır anası. İyisiyle, güzeli ve doğrusuyla yol göstereni, ona şekil verenidir. İnsanın çevre ve sosyal ilişkilerinin ilk mimarıdır kadın.
Dışarıda çalışan ya da çalışmayan hemen her kadın evinin en usta aşçısı değil midir? Damak tadımızı yaratan, eline sağlık diye övdüğümüz analarımızın yemeklerini aramaz mıyız bilmem kaç yıldır yemek yapan kadınlar olduğumuzda bile?
Anamız değil midir, temizliğin insan sağlığı için vazgeçilmezliğini bilerek ailesinin ve çevresinin ilk sağlık memurluğunu yapan?
Zor kararlarda sağ duyusuna başvurduğumuz anamız değil midir?
‘Her şey kadının eseridir.’ diyen büyük önder Atatürk’ün yolunda kendini kanıtlamış olan, iş yaşamında, meslek yaşamında başarılara imza atmış olan kadın değil midir ülkemizde? Üniversitelerdeki kadın hocalarımızın sayısına bakarak, gururlanmamak mümkün mü? O beyaz önlüklerin içinde insan sağlığı, toplum sağlığı için çalışan kadınlarımıza minnetle teşekkür etmiyor muyuz? İlk öğretmenimizden başlayarak öğretmenlerimizin çoğunluğunu oluşturan kadın öğretmenlerimize teşekkür borçlu değil miyiz? Fırçasıyla renkleri buluşturan, içimize sıcaklık katan, sanatta kendini kanıtlamış onlarca kadınımızla gururlanmıyor muyuz? Tiyatro, müzik gibi alanlarda varlığını üretkenliğini ortaya koymuş, uluslararası derecelerle ülkemizi taçlandırmış kadınlarımızı şükranla anmıyor muyuz? Sporda ülkemize dereceler getiren kadınlarımızın sayısı az mı? Onlar bizim gururumuz değil mi?
Evet, bu örnekler çok daha artırılabilir.
Şimdi kendime ve tüm kadınlara soruyorum: Bu kadar çok ve çeşitli yetenekleri olan bizler neden hep yönetilen oluyoruz?
Bu sorunun cevabı kadının ikincilliğinin tarihinde yatıyor.
Ama bir kere daha soruyorum: Bugüne böyle gelmiş diye böyle kalması zorunlu mu? Bizim hep yönetilen olmaya devam etmemiz bir zorunluluk mu? Hiç değişemez mi?
Bu soruların yanıtı ise şu: Elbette değişebilir, nitekim bir insan yapımıdır bizim yönetilen olma halimiz. Bu bizim, kadınlar ve erkekler olarak, istek ve kararlılığımıza bağlı bir durum. Israrlılığımıza, talep ediciliğimize, talebimizi takip ediciliğimize, toplumu ve siyasi partileri ikna ediciliğimize bağlı.
O halde bir kere daha soruyorum: Peki, insanca, yani kadın ve erkeğin yönetimde de eşit olduğu bir dünyayı kurmak için daha ne kadar bekleyeceğiz?
Dünyanın bir çok yerinde kadınlar bu soruyu uzun bir zaman önce sormuşlardı. Daha seçme ve seçilme hakkı için mücadele ederken sormuşlardı bu soruyu ve yola koyulmuşlardı. Bugün hiçbir cinsin diğerinden fazla temsiline imkan vermeyen sistemleri oluşturan Kuzey Avrupa ülkelerindeki gelişmişlik, bu yolun yarattığı sonuçlardan biri. Türkiye’de de kadınların bu amaçla yürüttükleri çalışmaların tarihi Cumhuriyet öncesine kadar uzanıyor. Türkiye’de kadınlar, siyasal yapının izin verdiği ölçüde değil, hak ettiği ölçüde yönetimi istiyor, geçmişte istedi, yarın da isteyecek... Gerçekten insanca bir eşitlik sağlanıncaya kadar, gerçekten ülkemiz bu alandaki eşitliği alıncaya kadar isteyeceğiz.
Yönetimde eşitlikten uzak geçen her zaman parçası, bu ülkenin en değerli varlığı olan insan kaynaklarından gereken biçimde yararlanmadığımızı yüzümüze çarptı hep. Daha neden zaman kaybedelim, kaybedilen zaman içinde kaybettiğimiz bunca değerli insanımız, yeteneğimiz varsa hele...
Önümüz yerel seçim. Bir olanak, bir fırsat bize.
İnanıyorum, benim ilk öğretmenim, insan mimarı kadınlarımız yerel yönetimlerdeki yöneticiliklerin üstesinden fazlasıyla gelecek kapasitededir. Buna karşılık, kaç kadın yerel yöneticimiz var? 20 kadar belediye başkanı, yüzde 1’i bile bulmayan oranda belediye meclis üyesi. Parmakla sayılacak kadar az desek yalan olmaz. Bu mudur Atanın öngördüğü eşitlik?
Bu seçim geleceğin aydınlık günlerini kurmak içindir. Ve bu seçimde mutlaka ama mutlaka yönetmeye talip kadınlarımız çoğalmalıdır. Kendi adıma, benim de bu çorbada bir tutam tuzum olsun isterim; ben de yeni yılın ilk gün doğumunda aydınlığa yürüyen seslerle buluşarak “Bu yerel seçimlerde varım”, diyorum. Çünkü, yolumuzu açacak anahtar biziz. Sadece yönetilen değil yöneten de olmak istiyorsak, bunu hak ettiğimize inanıyorsak, aday adayı olmalı, adaylığı talep etmeliyiz.
YENİ YILDA; ÖZLEYİP SEVGİSİNİ KORUYABİLENLERLE, SEVGİLERİNE CAN SUYU OLMAYI BAŞARABİLENLERLE, SEVGİNİN VAROLDUĞU YERDE HER ŞEYİN İNSANCA OLACAĞINA İNANANLARLA AYDINLIK SABAHLARDA BULUŞMAK DİLEĞİYLE...
AYŞE GÜROCAK
21.DÖNEM ANKARA MİLLETVEKİLİ
Şimdi hepimiz geçmişin ah-vahını geride bırakıp, geleceği daha iyi kurmanın elimizde olduğunu bir kez değil bin kez tekrarlayarak, yeni yılın kendimiz ve ülkemiz için daha aydınlık olmasını sağlayacak doğru kararları almalıyız.
Ben bu kararlara kadınların penceresinden kısaca bir bakmak istiyorum.
“Aile nedir? Aile içinde kadının rolü nedir?” Bu sorular sorulduğunda, bir çok alanda birden kadının yükümlülüklerini sıralayan sesler yükselir, adeta bir koro gibi bir çok ses duyulur.
Kadın anadır. Daha insan yavrusu karnındayken başlar ilk öğretmenliği. Dünyaya gelmesiyle insan yavrusu, onu kucağına ilk alandır anası. İyisiyle, güzeli ve doğrusuyla yol göstereni, ona şekil verenidir. İnsanın çevre ve sosyal ilişkilerinin ilk mimarıdır kadın.
Dışarıda çalışan ya da çalışmayan hemen her kadın evinin en usta aşçısı değil midir? Damak tadımızı yaratan, eline sağlık diye övdüğümüz analarımızın yemeklerini aramaz mıyız bilmem kaç yıldır yemek yapan kadınlar olduğumuzda bile?
Anamız değil midir, temizliğin insan sağlığı için vazgeçilmezliğini bilerek ailesinin ve çevresinin ilk sağlık memurluğunu yapan?
Zor kararlarda sağ duyusuna başvurduğumuz anamız değil midir?
‘Her şey kadının eseridir.’ diyen büyük önder Atatürk’ün yolunda kendini kanıtlamış olan, iş yaşamında, meslek yaşamında başarılara imza atmış olan kadın değil midir ülkemizde? Üniversitelerdeki kadın hocalarımızın sayısına bakarak, gururlanmamak mümkün mü? O beyaz önlüklerin içinde insan sağlığı, toplum sağlığı için çalışan kadınlarımıza minnetle teşekkür etmiyor muyuz? İlk öğretmenimizden başlayarak öğretmenlerimizin çoğunluğunu oluşturan kadın öğretmenlerimize teşekkür borçlu değil miyiz? Fırçasıyla renkleri buluşturan, içimize sıcaklık katan, sanatta kendini kanıtlamış onlarca kadınımızla gururlanmıyor muyuz? Tiyatro, müzik gibi alanlarda varlığını üretkenliğini ortaya koymuş, uluslararası derecelerle ülkemizi taçlandırmış kadınlarımızı şükranla anmıyor muyuz? Sporda ülkemize dereceler getiren kadınlarımızın sayısı az mı? Onlar bizim gururumuz değil mi?
Evet, bu örnekler çok daha artırılabilir.
Şimdi kendime ve tüm kadınlara soruyorum: Bu kadar çok ve çeşitli yetenekleri olan bizler neden hep yönetilen oluyoruz?
Bu sorunun cevabı kadının ikincilliğinin tarihinde yatıyor.
Ama bir kere daha soruyorum: Bugüne böyle gelmiş diye böyle kalması zorunlu mu? Bizim hep yönetilen olmaya devam etmemiz bir zorunluluk mu? Hiç değişemez mi?
Bu soruların yanıtı ise şu: Elbette değişebilir, nitekim bir insan yapımıdır bizim yönetilen olma halimiz. Bu bizim, kadınlar ve erkekler olarak, istek ve kararlılığımıza bağlı bir durum. Israrlılığımıza, talep ediciliğimize, talebimizi takip ediciliğimize, toplumu ve siyasi partileri ikna ediciliğimize bağlı.
O halde bir kere daha soruyorum: Peki, insanca, yani kadın ve erkeğin yönetimde de eşit olduğu bir dünyayı kurmak için daha ne kadar bekleyeceğiz?
Dünyanın bir çok yerinde kadınlar bu soruyu uzun bir zaman önce sormuşlardı. Daha seçme ve seçilme hakkı için mücadele ederken sormuşlardı bu soruyu ve yola koyulmuşlardı. Bugün hiçbir cinsin diğerinden fazla temsiline imkan vermeyen sistemleri oluşturan Kuzey Avrupa ülkelerindeki gelişmişlik, bu yolun yarattığı sonuçlardan biri. Türkiye’de de kadınların bu amaçla yürüttükleri çalışmaların tarihi Cumhuriyet öncesine kadar uzanıyor. Türkiye’de kadınlar, siyasal yapının izin verdiği ölçüde değil, hak ettiği ölçüde yönetimi istiyor, geçmişte istedi, yarın da isteyecek... Gerçekten insanca bir eşitlik sağlanıncaya kadar, gerçekten ülkemiz bu alandaki eşitliği alıncaya kadar isteyeceğiz.
Yönetimde eşitlikten uzak geçen her zaman parçası, bu ülkenin en değerli varlığı olan insan kaynaklarından gereken biçimde yararlanmadığımızı yüzümüze çarptı hep. Daha neden zaman kaybedelim, kaybedilen zaman içinde kaybettiğimiz bunca değerli insanımız, yeteneğimiz varsa hele...
Önümüz yerel seçim. Bir olanak, bir fırsat bize.
İnanıyorum, benim ilk öğretmenim, insan mimarı kadınlarımız yerel yönetimlerdeki yöneticiliklerin üstesinden fazlasıyla gelecek kapasitededir. Buna karşılık, kaç kadın yerel yöneticimiz var? 20 kadar belediye başkanı, yüzde 1’i bile bulmayan oranda belediye meclis üyesi. Parmakla sayılacak kadar az desek yalan olmaz. Bu mudur Atanın öngördüğü eşitlik?
Bu seçim geleceğin aydınlık günlerini kurmak içindir. Ve bu seçimde mutlaka ama mutlaka yönetmeye talip kadınlarımız çoğalmalıdır. Kendi adıma, benim de bu çorbada bir tutam tuzum olsun isterim; ben de yeni yılın ilk gün doğumunda aydınlığa yürüyen seslerle buluşarak “Bu yerel seçimlerde varım”, diyorum. Çünkü, yolumuzu açacak anahtar biziz. Sadece yönetilen değil yöneten de olmak istiyorsak, bunu hak ettiğimize inanıyorsak, aday adayı olmalı, adaylığı talep etmeliyiz.
YENİ YILDA; ÖZLEYİP SEVGİSİNİ KORUYABİLENLERLE, SEVGİLERİNE CAN SUYU OLMAYI BAŞARABİLENLERLE, SEVGİNİN VAROLDUĞU YERDE HER ŞEYİN İNSANCA OLACAĞINA İNANANLARLA AYDINLIK SABAHLARDA BULUŞMAK DİLEĞİYLE...
AYŞE GÜROCAK
21.DÖNEM ANKARA MİLLETVEKİLİ
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
YAZARLAR
Seçme Haber
| Demek ki Bunlar Bu İşi Beceremiyor! |
|
| Devamı... |




AKP’liler anayasa ile yatıp anayasa ile kalkıyorlar. “2012, Anayasa yılı olacak” diyorlar. Anayasa değişikliğiyle ilgili en ufak itirazı olanları ise “statükocu” olmakla suçluyorlar. Zaten AKP’liler ne yapıyorlarsa, hep, yüzyılın icadı (!) olan “ileri demokrasi” adına yapıyorlar.
