1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

2004 Sakarya Savaşı

Yazdır E-posta

Ayşe Gürocak - 14 Şubat 2004

Sakarya Savaşı’nın ölüm kalım günlerindeyiz. Ankara’da bir öğretmenler kongresi toplanacak. Top seslerinin duyulduğu günlerde böyle bir kongrenin toplanması acaba uygun mudur?

 Bu kaygıyı Hamdullah Suphi Bey Mustafa Kemal Paşa’ya açar. Paşa, “Hayır Hamdullah Bey, kongreyi toplayacaksınız, cehaletle mücadele, düşmanla mücadeleden daha önemlidir ve ben kongrede bir konuşma yapacağım.” der. Kongre yapılır, Paşa da kongredeki konuşmasını yapar. Konuşmasından sonra Paşa Hamdullah beyi yanına çağırır ve “Hamdullah Bey, kongreye hanım öğretmenleri de çağırdığınız için size teşekkür ederim; ama onları neden ayrı sıralara oturttunuz? Sizin kendinize mi güveniniz yok, yoksa Türk kadınının iffetine mi? Bir daha böyle şey görmeyeceğim.” der.
 
Atatürk’ü büyük kılan nedenlerden biri de işte budur: Türk kadınına duyduğu güven. Cumhuriyetin kuruluş günlerinden, 80 yıl öncesinden bugüne baktığımızda, bu güveni, bu büyüklüğü hissetmemek mümkün değil. Daha birkaç gün önce -partiler arası bayramlaşma sırasında- elimi uzattığım bugünün AKP’lisi dünün Saadet partilileri elimi havada bıraktılar.
 
Kadın-erkek eşitliği, demokrasi ve laiklik, birbirinden ayrılmaması gereken bir üçlüdür. Türkiye bu üçlüyü birlikte götüren örnek bir ülke. Demokrasi ve laiklik, kadının toplumsal hayatta yer almasının garantileri. Biz bu özelliklerin koruyucusu olduk, olmaya da devam ediyoruz.
 
2003 yılı, her gün biraz daha hızla küreselleşen dünyamızda pek çok sorunla dolu geçti. Kapı komşumuz Irak’taki savaşa karşı insanlar dünyanın her yerinde protesto gösterileri yaptılar. Mart ayında bu savaşın birinci yılı doluyor. Irak’tan gazetelere-televizyonlara yansıyan tablolarının en yürek burkanları sokaklardan ve hastanelerden çekilmiş görüntüler; kadın ve çocuk görüntüleri. Yıllardır ambargo altında ilaç ve aşı bulamayan çocukların kopmuş kollarının, bacaklarının yansıdığı, kadınların kara gözlerinin kan ağladığı görüntüler...
 
Evet, 2003 kadınlar için acılarla dolu bir yıl oldu. Örnek çok!
 
İsveç Dışişleri Bakanı Anna Lind 2003’te öldürüldü. Karacaoğlan yaşasaydı, eminim, “Taze karlar yağmış karın üstüne / Sanki kan damlamış karın üstüne.” türküsünü söylerdi Anna Lind için. İsveç’in nehirleri acıyla coştu. “Sızım sızım sızladılar / Sesime ses olun sesli sular / Sızımı sessiz ıslatın sular / Sitemimi dünyaya duyurun sular.” Acıyla coşan sularda İsveç’te babası tarafından öldürülen Kahramanmaraşlı Fadime Şahindal’ın acısı da vardı. Acı ama gerçekti; töre cinayeti İsveç’e de göç etmiş, 21.yüzyılda Fadimelerin taze kurban kanında namus yıkıyordu.

Nobel Barış ödülünün İranlı hukukçu ve insan hakları savunucusu Şirin Ebadi’ye verilmesi içimizi biraz ısıtır gibi oldu; ama, binlerce yıllık bir tarihin sahibi İran’da, Atatürk’ün izinden giden reformlarla çağdaş batıya açılmaya başlamış olan kadınların, İslam devrimiyle içine atıldıkları katmerli karanlık günleri ve sürgünleri 2003’te bitmedi: İranlı kadınlar, iri, korku dolu gözleri ve çocuklarıyla sığınmacı ve mülteci olmaya devam ettiler. Ödülünü almaya giden Şirin Ebadi, ülkesinde çadır içinde dolaştığını, yıllarca hakim olarak hizmet ettiği vatanında artık “kadından hakim olamadığını” haykırıyordu.

Nijeryalı Emine Haval’ın recm cezası, dünya kadınlarının cesur girişimleriyle kaldırıldı 2003’te. Ülkemiz kadınları da bu girişimlerin içindeydi. Sevincimiz kursağımızda kaldı; Mardin’de Şemse Allak ailesinin taşlarıyla recm edildi, 6 ay hastanede ölümle pençeleşti, önce karnındaki bebeği, sonra da kendi öldü. Ölüsünü sahiplenmeyen aile, evini beyaz badanayla boyayarak “namusum temizlendi” mesajı verdi. Bir kaç ay sonra, 15 yaşındaki Kadriye ailesi tarafından katledildi. Töre, gencecik kadınların kanını içiyor; AKP Hükümetiyse, Ceza Kanunu Değişikliği Tasarısı’nda kızlarını katleden ailelerin cezasını nasıl hafifleteceğiyle çok meşgul bulunuyordu.

2003’te Afrika’da kaç kız sünnet edildi, sünnet edilirken sakat kaldı ya da kan kaybından öldü? Bilmiyoruz. Çünkü, bunun istatistikleri yok.

Afrika’daki Sierra Leone’de 36 yıl önce doğmuş olan siyah derili, 15’inde ölü doğum yapmış, 16’sında tekrar ve bu kez ikiz doğurmuş, 25’inde AIDS’li kocasından dul kalmış olan Meriam, geçen yıl AIDS’ten öldü. O, 2003’te açlık, yoksulluk ve AIDS’ten ölen milyon milyon Afrikalı kadından sadece biriydi. AIDS’li ikiz kızlarının da 25 yaşını göremeden öleceklerini, ölmeden önce en az ikişer-üçer doğum yapmış olacaklarını biliyoruz.
 
Kadınların kendilerinin, çocuklarının ve ülkelerinin geleceklerine sahip çıkışlarının öyküsü de 2003’te de devam ede duran acı kaderlerinin öyküleri kadar eskidir. Kadınların kaderine yaşamın yarısından azı düşüyor, ama “kavganın yarısı” onlarındı elbet.
 
Kavganın yarısını inançla, inancın ve direncin bedelini ödetmek isteyenlere karşı dimdik durarak, hayat arkadaşlığından kaynaşmış  dava arkadaşlığına uzanan yolda hep elele yürüyen  Rahşan Ecevit, bunun güzel bir örneğidir. O, hapislik ayrılığının ölüm gibi vurduğu, gecelerin kanadığı, gündüzüne günün doğmadığı günlerde bile bize yol göstericiliğe devam etti. DSP’nin temellerinde, doğruluk ve tutarlılığında, demokratik sol kültüründe onun terinin derin izleri var. Kendisine minnet ve şükran duyuyorum.
 
İçinde bulunduğumuz dönemde hepimizin önünde önemli görevler duruyor. Bir yandan yerel seçimler gündemde, diğer yandan yerel yönetimler de dahil olmak üzere kamu yönetimini yeniden düzenleyen bir dizi yasa Meclis’te. Büyük olasılıkla, bu tasarılar yerel seçimlerden, yani 28 Mart’tan önce yasalaşacaklar.
 
DSP, “demokratik yerel yönetim”i her zaman savundu, yönetimine geldiği tüm belediyelerde hayata geçirmeye çalıştı. Biz demokratik yerel yönetimi, “insanı temel alan; açık, saydam; insan haklarını, çoğulculuğu, katılımcı demokrasiyi yaşama geçiren; yetkilerin yerel topluluğa en yakın yönetim birimince kullanıldığı özerk ve demokratik bir yönetim” olarak tanımlıyoruz. Yurttaş yaşama koşullarıyla ilgili kararların alınışına öncelikle yerel yönetimde katılır, toplumsal gelişmeyi ancak bu hızlandırır. Çünkü yerel yönetim insana en yakın yönetim kademesidir. AKP’nin Meclis’teki kanun tasarıları ise, bizim bu çağdaş ve sağlıklı anlayışımızı yansıtmıyor. AKP, bir çok alanda olduğu gibi bu alanda da reform tasarıları adı altında “devleti AKPlileştirilme”yi esas amacı sayıyor.
 
Yerel yönetimler kadınlar açısından büyük bir öneme sahip.. O halde, kadınların yerel yönetimlerde söz sahibi olması hem kadınların yönetime katılması açısından önemli, hem de kadınların bunu yapabilecekleri en iyi ve en uygun mekan burası.
 
Genel Başkanımız Sayın Bülent Ecevit’in 10 yıldan uzun bir zaman önce yayınlanmış, kadınların siyasete katılımındaki güçlüklerini anlatan bir makalesinde de aynen bu yaklaşım dile getirilmiştir. Sayın Genel Başkanım, özellikle kırsal kesimde, köylerde, kadınların çok iyi yöneticiler olabildiklerine dikkat çekmektedir. Kadınların siyasete katılımının önündeki en önemli engellerin de kadının aile sorumluluklarından kaynaklanan “zaman darlığı” olduğunu vurgulamaktadır. Bu sorumlulukları paylaşacak sosyal devletin ortaya çıkacağı ilk devlet, insanın yaşadığı yerdeki devlet, yani yerel yönetimler değil midir?
 
DSP’nin tutarlı ve sağlam yerel yönetim yaklaşımının 28 Mart’ta sandıktan çıkacak sonuçlara da yansıyabilmesi için, bizlerin canla başla çalışması gerek. Hepimizin, bu sorumluluğu taşıyacak olgunlukta inancım tamdır.

 

Seçme Haber

Sıra Suriye’de mi?

ABD, nükleer silah bulundurduğu gerekçesiyle Irak’a girdi, Irak ikiye bölündü, Kuzey Irak olarak bilinen coğrafyanın adı “Kürdistan Özerk Bölgesi” oldu. Suriye, Esad’lar tarafından yıllardır bu şekilde diktatöryel yönetiliyor olmasına rağmen

Devamı...