1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

Akıllı Tasarım -Evrimsel Tasarım

Yazdır E-posta

Prof. Dr. Ali Demirsoy - 10 Nisan 2009

BIRBIRININ ZIDDI OLAN TASARIMLAR:
AKILLI TASARIM-EVRIMSEL TASARIM

“En büyük tehlike akilsizligi, akillilik olarak gördügünüzde baslar”
Prof. Dr. Ali Demirsoy, Hacettepe Üniversitesi

Bazi bireylerde kalitsal bir nedenle ortaya çikan sorunlar “Anomali” ya da “Hastalik” olarak adlandirilir. Iyi bir tasarimda bu anomalilerin hiç olmamasi ya da çok seyrek olmasi beklenir. Hâlbuki bugün tibben her insanda dogustan en az 10 anomalinin oldugu söylenir. Bu normal tasarlanmis bir arabanin beklenilmeyen bir ariza göstermesi gibi bir seydir. Kâgit üzerinde böyle bir hata beklenmez; imalat sirasinda ortaya çikar. Dolayisiyla buna üretim hatasi denir ve suç tasarlayicisina yüklenmez. Akilli tasarima göre bir canlinin tasarlanmasindan ölümüne kadar geçen süreçler dogaüstü güç tarafindan denetlenmektedir ve dolayisiyla hem tasarim asamasinda hem de üretim süreci içerisinde –biz fani varliklarin kusuru olmadan- ortaya çikabilecek tüm aksakliklardan dogaüstü güç sorumludur. Ancak hem yetkili ve her seye kadir ol hem de hata yap ikilemini çözemeyen dogmatikler, çikari “Takdiri Ilahi”, yani dogaüstü gücün istegi ya da takdiri olarak sunarak hem kendilerini hem de karsilarindakileri kandirmanin yolunu bulmuslardir. Elimizde olan ya da olmayan gelebilecek her olumsuzlugun faili ya da sorumlusu bulunmustur: Bir türlü hesap soramayacagimiz, ulasamayacagimiz, ne eder ne yaparsa iyidir diye inandigimiz Dogaüstü Güç; çogumuza göre Tanri. Böylece insanlik tarihi boyunca kusurumuz olsun ya da olmasin ugradigimiz her zarari büyük bir tevekkül (kabul) ile benimseyecegimiz bir felsefeye saplanmis olduk.

Ancak herkeste her zaman görülen, yani bir anomali olarak degil de, genel bir tasarim hatasi olarak herkesin gözledigi yapi ve isleyislere ne diyecegiz; bu sefer “Taktiri ilahi” demeyle atlatamayiz. Çünkü takdir, birçok seçenegin arasinda birisine layik görülen bir seyi ifade eder. Yani basimiza bir bela gelmisse, yüce Tanri o is için beni seçmis demektir. Dogmaya inaniyorsaniz yapacaginiz bir sey olamaz, kabul edeceksiniz. Eger inanmiyorsaniz nedenini arastiracaksiniz, gerekirse er ya da geç çaresini bulacaksiniz. Ancak, bir kusur sadece bir toplumun birisinde degil de herkeste bulunuyorsa, o takdiri ilahi olmaktan çikmis, genel bir tasarim kusuru olmustur. Bu tasarim kusurlari eger her seyi bilen ve her seye kadir bir varlik tarafindan yapilmissa, o zaman bu varligin, kullari olan bizler için iyi niyetinden kusku duyabiliriz. Çünkü hiç kimse durup dururken kitle halinde eziyet etmeyi amaçlamaz. Bunun tanimi psikolojide ya da sosyolojide hos olmayan çok agir bir tanimdir…
 Gelin görün ki, ortaligi akilli tasarim velvelesine veren birçok insan (bunlarin arasinda ne yazik ki bilim adami; hatta bilimlerin bilimi diyebilecegimiz biyoloji alaninda çalisanlar), asagida yüzlercesinin arasindan verilmis sadece birkaç genel kusurun neden dogaüstü güç tarafindan reva görüldügünü bir türlü açiklayamiyor. Moleküler ya da hücre düzeyine indigimizde hatali tasarimla ilgili onlarca örnek verebiliriz. Ancak bu örnekler çok akademik kalacagindan, bu konuda yeterince bilgisi olmayanlar anlamakta zorlanabilir diye verilmemistir. Dogustan yüksek tansiyon, seker hastasi, çesit çesit yetmezlikler, kas ve kemik bozukluklari ve benzer onlarcasini kisiye özgü oldugu genel bir durumu yansitmadigi için –genel bir tasarim hatasi olarak- gündeme getirmeyecegiz.  Bu nedenle verecegimiz tasarim hatalarina iliskin örnekler özellikle hemen herkesin her zaman tanik oldugu çocuklardaki bazi kusurlardan –yani genel tasarim hatalarindan- seçilmistir. Bunun nedeni, akilli tasarimcilarin, ortaya çikmis kusuru, ergin kisinin suçlarina –günahlarina-  baglamasindan kurtulmak içindir.

1. Çocuk büyüten ve gecelerini uykusuz geçiren herkes sunun farkindadir. Çocuklar dogduklarinin ilk birkaç ayinda bazen çok daha uzun süre gaz sorunu yasayarak ailelerini ve kendilerini perisan ederler. Bu gaz ya anadan geçer ya da çocugun sindirim sistemindeki tasarim hatasindan kaynaklanir.
   Ancak bir evrimciye sorarsaniz, agaçtan agaca atlarken anasinin sirtina yapisarak, her siçrayista sürekli gazini çikaran bir canlinin böyle bir sorunu olmamistir. Bu nedenle primat yavrulari gaz sancilari çekmez. Ne zamanki dogal yasamdan ve dogal evrim sürecinden ayrildik, bu sorun karsimiza çikti. Ancak evrimsel yapisal degisim, sosyal evrime ayak uyduramadigi için, zamaninda gerekli önlemler olusamadi.

2. Çocuklarin iç kulak ile agiz arasindaki östaki borusu, normalden kisa oldugu için agizdaki mikroplar sik sik orta kulaga geçer ve bir sürü soruna neden olur. Primatlarda bu sorun var mi; büyük bir olasilikla yok.
   Ancak bir evrimciye sorarsaniz, sosyal gelismeleri ögrenebilmek için, kafasi beklenilenden çok daha büyük olarak dünyaya gelmeye zorlanmis bir çocukta bu sorunun ortaya çikmasi kaçinilmazdir. Acaba dogaüstü güç insanin sosyal yasama geçisini bilemiyor muydu? Yoksa böyle bir ödüle karsi ceza mi uygulamaya kalkisti?

3. Çocuklarin, özellikle kiz çocuklarinin idrar kesesini disariya baglayan kanal eriskinlere göre kisa olmasi nedeniyle sik sik idrar yollari hastaliklarina tutulmaktadir. Ne olurdu bu boruyu biraz daha uzun olarak yaparak yaratsaydi?
   Ancak bir evrimciye sorarsaniz, dört ayaginin üstünde gezen bir canli için bu kisaligin büyük bir sakincasi yoktu; ne zaman ki, yere inip de ilk olarak otura otura sonra iki ayagimiz üzerinde gezmeye basladik; oturdugumuz yerdeki mikroplar çok daha kolay içlere kadar girebildigi için bu sorunlar ortaya çikti. O zaman sormazlar mi, beni iki ayagim üzerine kaldirirken, bu boruyu niye bir iki santim uzatmadin?

4. Penisteki sünnet derisi çogunluk herhangi bir soruna neden olmadan dogum olmasina karsin, bir kisminda idrar yapamayacak derecede kapali oldugu için önemli sorunlara neden olmaktadir. Bu derinin eriskin olmadan kesilmesi ise Musevi ve Islam inancina göre tanrinin istegidir. Bu derinin atilmasi sirasinda, yine bu iki dinin de ortak olarak birlestigi inanca, yani çocuklarin suçsuz olarak dogdugu inancina karsin, milyonlarca çocugun sünnet islemi sirasinda mikrop kapmasindan dolayi ölmesini nasil açiklayacaksiniz? Günahsizlarin ceza çekmesi hiçbir ögretide hos karsilanamaz.
   Ancak bir evrimciye sorarsaniz, bu deri kapali durarak idrar yollarinin ve penis basinin olasi enfeksiyonlari önlemek için meydana gelmistir. Dogal ortamda er ya da geç normal islevini görmeye baslar; ancak bezlere sarilmis kapali ortamda yetistirilen bir bireyde bu aksakligin giderilmesi zor olur.

5. Bugün hangi çocuk doktoruna giderseniz gidin, çocuga bakmadan D vitamini de içeren bir ilaç yaziyor. Bunu muhakkak almalisiniz diyor. Burada birisi yaniliyor, ya doktor ya da dogaüstü güç. Çünkü akilli tasarim olsaydi, ana sütü ile birlikte bu maddeler de verilmis olacakti.
   Ancak bir evrimciye sorarsaniz, insan, günes isiginin çok yogun oldugu Dogu Afrika’da evrimlestiginden D vitamininin olusmasi için ek bir kaynaga ihtiyaç duyulmamisti. Ne zaman ki kuzeye yayildi, eksiklik ortaya çikti. Düzeltilebilir miydi? Çok basit birkaç önlemle bu eksiklik giderilebilirdi. Zaten canlilarin hemen hepsi (bizden baska yer degistiren iki memeli hariç) bulunduklari yerde kaldiklari için gerekli D vitaminini sentezlemektedirler. Bunu yer degistiren insan yapamadigi için, gittigi yerde özellikle günes isinlarinin eksikliginden dolayi bozukluk ortaya çikmaktadir. Eger akilli tasarimcilarin inandigi gibi insanoglu orta kusakta bulunan bir yerde dünyaya inmis olsalardi, böyle bir eksikligi yasamayacaklardi. Demek ki bir enlemden öbür enleme geçince akilli tasarim akilsiz tasarim haline dönüsmüs. Niye düzeltilmemis? Doga akliyla degil, seçenekleri rastlantiyla seçtigi için her zaman dogru yolu bulamaz; bu nedenle de bu güne kadar jeolojik dönemlerde bagrinda barindirdigi yaklasik 20 milyon (belki 100 milyon) canli türünü bu akilsiz tasarima kurban etmistir.

6. Hemen hemen hiçbir isleve sahip olmayan 20 yas dislerimiz çogumuzun korkulu rüyasi olmus; birçogumuza kötü günler yasatmistir. Dogmatikler bunun için kem küm bir seyler söyleseler de hiç kimse inandirici bir açiklamasini yapamamaktadir. Inançlara göre insan aynen yaratilmissa, evrimlesmemisse, 20 yas disleri de insanin basina bela olarak verilmistir.
   Ancak bir evrimciye sorarsaniz, bu disler otçul (daha çok ot yedigimiz) dönemde ögütme isinde kullaniliyordu; daha sonra omnivor (yani her seyi yer hale geçince), özellikle de yiyeceklerimizi pisirerek daha yumusak hale getirince gerek kalmadigi için dogal seçilim ile ortadan kaldirma sürecine sokulmustur. Evrim, sabirli ve sürekli bir isleyisin adi oldugu için de, hemen ortadan kaldirilamamis, zamana birakilmistir.

7. Osteoporaz (kemik erimesi). Bugün kirk yasini geçmis herkesin korkulu rüyasidir ve geçici de olsa tedavisi için önemli harcamalar yapilmaktadir. Her seyi bilen dogaüstü güç, ömrümüzün ortalarinda neden bizi olusturan iskeletin içini bosaltsin ve kiriklarla ugrastirsin. Bunlarin içine her besinimizde bolca bulabilecegimiz kalsiyumu yerlestirme güç mü olacakti? Yoksa bu da mi takdiri ilahi hanesine yazilacak?
  Ancak bir evrimciye sorarsaniz, kemikler islev gördügü sürece ve dogada güç kullandigi sürece saglikli kalir; sürekli kitap okuyan ve dua eden birinin, kemikler (bu baglamda kaslar) üzerindeki tonus (basinç etkisi) azalacagi için içini bosaltmasi kaçinilmazdir. Evrim, gerçekler üzerinden islev yapar, acimasizdir, tarafsizdir; duygular ve sevgiler üzerinden degil…

8. Elli yasini geçmis her erkegin akli prostatindadir. Çogunluk dogru dürüst iseyemez, olur olmaz yerde isemeye kalkisir; bu nedenle kana kana bir sey hatta su bile içemez. Tuvaletin basinda dakikalarca bekler. Daha sonra eseysel islevleri aksadigi için karisindan azar isitir; asagilanir; semavi dinlerin üstün varlik olarak tanimladigi o erkek süklüm püklüm bir kediye (kedi bile denmez olsa olsa pisik demek gerekir) dönüsür ve daha da vahimi er ya da geç kanserlesmeye baslar. Doksan yasina gelmis bir insanin %90 prostat kanseri olma olasiligi vardir. Dogmatikler akillarini kutsal kitaptaki bilgilerle bozduklari ve prostat da bu kitaplarin bulundugu dönemde bilinmedigi için birkaç yakin ayet ve hadisle belki geçistirebilirler; ancak en iyisi bu konuya hiç deginmemektir…
   Ancak bir evrimciye sorarsaniz, o size der ki, prostat bezi, sahneye çikarken ozmos, yani su geçislerini düzenleme gibi bir görevi üstlenmek için ortaya çikmisti; ancak zamanla baska islevleri de yüklenince, olmasi gerekenden fazla bir görevi daha üstlendi ve basarili da olamadi. Eger bir varligi korkularindan arindirmak için tasarim yapmis olsaydiniz, iki paralik bir sifinkter (kapak) ile bu sorunu çözerdiniz. Ancak, evrim gelecek için plan kurmaz, o anda gereksinme duyulan seyleri en iyi sekilde seçmeye kalkisir. Bu nedenle de evrim her zaman mükemmeli bulamaz.

10. Menopoza girmis her kadinin rahim kanseri ve meme kanseri korkulu rüyasidir. Çocuk yapma yetisini yitirmis ve baska bir görevi kalmamis bir organin vücuttan kaldirilmasi çok zor biyolojik islem degildir. Böyle bir korkuyu insanlara yasatmanin ne anlami var?
   Ancak bir evrimciye sorarsaniz, o size der ki, doga bir canlinin üreme gücünü yitirmis bir bireyi barindirmak gibi bir lüksü olmadigi için uygun yöntemi gelistirme denemesine girismemistir.

11. Neredeyse her üç kisiden biri omurga rahatsizligi çekmektedir. Diger canlilara bakiyorsunuz beli kayan canli yok gibi. Bu insana eziyet niye? Akilli tasarimcilar “Tanrinin verdigi organi korumak gerekir” diye bir yaklasimla konuyu savsaklamaya kalkisirlar.
   Ancak bir evrimciye sorarsaniz, o size der ki, bir zamanlar dört ayak üzerine yürüyen atalarimiz, agirligi tüm omurgaya dagittigi ve onu da dört noktadan topraga verdigi için böyle bir sorunla karsilasmadi. Ancak iki ayagi üzerine kalkinca, agirlik merkezi 4-5. omurlarin arasina yogunlasti, burasi da yeterince kasla desteklenemedigi için ve evrim mekanizmasi deneme-yanilma yöntemi ile çalistigi yani çok agir isledigi için de bu kadar kisa süre içinde gerekli önlemi gelistiremedi. Böylece öne uzattigimiz iki elimizle tutacagimiz bir kiloluk bir yük, kaldiraç misali 4-5. omurlara 20 kiloluk bir baski olusturdu. 

12. Hemen hiçbir hayvanda görülmeyen fitik ve özellikle kasik fitigi niye insanlarda görülüyor diye düsünebilirsiniz. Akilli tasarimcilar ancak bir önceki yaniti verebilirler.
   Ancak bir evrimciye sorarsaniz, o size der ki, bir zamanlar dört ayak üzerine gezdigimiz için iç organlar özellikle testislerin vücut disina çiktigi kanala (ingunial kanala)  basinç yapmiyordu; ne zaman ki iki ayak üzerine kalktik, iç organlar basinç yapinca, özellikle belirli bir yastan sonra bagirsaklar bu kanaldan disariya sarkmaya baslar. Evrimsel gelisme bu aksakligi niye düzeltmedi? Ya bir çikar yol bulamadi ya da gelistirmek için yeterince zaman bulamadi. Akilli bir tasarim olsaydi hem bu sorunu hem de yukaridaki sorunu bir çirpida çözecek çareyi yürürlüge koyardi.

13. Eskiye ait insan fosillerine bakiyoruz; çürük dis hemen hemen yok (biraz da erken öldüklerinden dolayi); ancak ne zaman ki besinlerini ögütüp, pisirmeye ve özellikle de tahilla beslenmeye basliyorlar, o zaman dis çürükleri ortaya çikiyor. Dogaüstü güç insani vahsi bir hayvan gibi dogada dolassin diye mi tasarladi? Uygarliga geçecegi ve geçiste yasanacak sorunlar tahmin edilemez miydi? Akilli tasarimcilara sormaniza gerek yok; çünkü onlar bulunan bunca insana ait fosili zaten insan neslinin atasi olarak kabul etmiyorlar. Insanin zembille gökten indigine inaniyorlar.
   Ancak bir evrimciye sorarsaniz, “dis çürümeleri neden oluyor?” diye, o size der ki, tahilla beslenme, mayalanmaya bagli olarak agizda asidik tepkimelerin ve asinmalarin meydana gelmesini tetikledigi için olmustur diyecektir. Bu tasarim hatasini giderebilmek için de aksam-sabah macunlarla firçalama yoluna gideriz.

14. Aksam sabah hamdolsun verdigin nimetlere diye dua ediyoruz. Bu kadar çesitli yiyecek verdigi için. Pekâlâ, yaklasik 400.000 bitki olmasina karsin niye daha çok çesitli meyve ve sebze sunmadigini bir türlü aklimiza getirmiyoruz. Çünkü olandan baskasini düsünemiyoruz. Düsünebilmeniz için evrim mantigina sahip olmaniz gerekir; o da bizde yok.
   Insan olustuktan çok daha sonraki devirlere bakacak olursak, bugün nimet olarak tanimladigimiz sebze ve meyvelerin ve keza hayvanlarin hiç birini göremeyiz. Doga, elmayi, armudu, kirazi, kayisiyi, portakali, seftaliyi, misiri, domatesi, salataligi, kabagi, nohudu, seker pancarini, karnabahari, lahanayi, kivircigi, marulu, Çin marulunu, kirmizilâhanayi, Montofon inegini, Holstein inegini, Legorn tavugunu ve bugün kullandigimiz daha onlarca ürünü bugünkü haliyle evrimlestirmemistir. Ama her devirde evrim mantigina sahip insanlar oldugu için “akilli tasarim ürünü olarak belirtilen” verimsiz varliklari insani tasarimla çok daha kullanilabilir ve verimli hale getirdiler. Siz, domatesi, seftaliyi, elmayi, portakali ve yukarida yazilan bitki ve meyveleri dogaya birakin belirli bir süre sonra asillarina döneceklerdir, yani evrimsel tasarima. Montofon ineginin, Holstein ineginin ve Legorn tavugunun zaten dogada üreme sansi olmayacakti. Kivircigi, marulu, karnabahari, lahanayi, Çin marulunu, aysbergi, süs lahanalarini, brokoliyi, kirmizilâhanayi dogaya birakin yillar sonra yumrulari sadece bir findik bilemedin ceviz kadar kalmis Bürüksel lahanasina döndügünü göreceksiniz. Insan olmasaydi misir bitkisi ise hiçbir zaman olmayacakti. Doga insani düsünerek bunlari evrimlestirmedigi için, bizim amacimiza en uygun sekli vermedi. Akilli bir tasarimda esrefi mahlûka neden en iyisinin sunulmadigini merak etmis olmalisiniz. Nede olsa insan olmanin en önemli özelligi merak etmektir.  Daha iyi bir tasarimin yapilma zevki insana mi birakilmis dersiniz (böylece akilli tasarimcilara zor zamanlarda kullanabilecekleri bir açiklama da vermis oluyorum).
 Bütün bu degerli yiyeceklerimiz dogada bugünkü haliyle bulunmuyor. Dogal isletiminin hatalarla dolu olmasindan dolayi, anormallikler, örnegin poliployidi dedigimiz kromozom çogalmalari nedeniyle bugünkü sulu ve iri meyveler olusuyor ya da dogaüstü gücün bizim için esirgedigi kalitsal kombinasyonlari insanlar islah yoluyla kendisi yapiyor.

Dünya tamamlanmamis bir tasarimdir-Van Gogh
 
Bir anlamda dünya tamamlanmamis bir tasarim oldugu için evrim sürmektedir. Eger her sey mükemmel tasarlanmis olsaydi, evrimlesmeye gerek duyulmayacakti. Halbuki canli daha iyi daha etkili daha uyumlu yapiyi kazanabilmek için 3.8 milyar yildir daha yetkin olmayi aramaktadir, yani evrimlesme çabasi içerisindedir. Bir zamanlar denizanalarinin daha sonra baliklari daha sonra kurbagagillerin daha sonra sürüngenlerin daha sonra kus ve memelilerin ortaya çikisi bu tasarimi daha basarili hale getirmedir. Tanrisal bir tasarimda ilk olarak basitini yapma, daha sonra kullana kullana daha etkilisini gelistirme gibi bir mantik olamaz. Bir taraftan Tanrinin her seye kadir olduguna ve deneme yanilma yöntemiyle dogruyu bulma gibi bir savurganliga gerek duymayacagina inanma, diger taraftan da zaman içinde organizasyon bakimindan gittikçe daha gelismis canlilarin dünyada sirasiyla yer aldigini, organizasyon bakimindan ilkel olanlarin zamanla ortadan kalkip yerini daha gelismis organizmalar biraktigini gözleyip de evrim fikrine inanmama, ancak akilli tasarimcilara yakisir.
 

Hemserim ve yakin dostum olan ressam Prof. Dr. Zafer Gençaydin, bir gün bana biliyor musun Ali, Ortaçagda dogmasi ve Ortaçag mantiginda yasamasi gereken birçok insan, herhalde yanlis bir planlamadan dolayi ne yazik ki zamanimizda dogmustur; dogmakla da kalmamis bir kismi üniversitelerde hoca olmuslar, dedi.

Ah, Tanri dünyayi yeniden yarataydi,
Yaratirken de beni yaninda tutaydi;
Derdim: “Ya benim adimi sil defterinden,
Ya da benim diledigimce yarat dünyayi.” 
Ömer Hayyam

Daha önce degindigimiz gibi, evrim gelecek için plan kurmaz, tasarim yapmaz; o anda elde bulunan nesneleri ya da özellikleri yine o anda gereksinme duyulan sekilde seçmeye kalkisir. Bu nedenle de evrim her zaman mükemmeli bulamaz. Iste bu nedenle dünyada bu güne kadar yasamis canlilarin %96’si yeni degisimlere çözüm yolu bulamadigi ya da daha önce basarili bir sekilde gelistirdigi özellikleri ile devam edemedigi için yasam sahnesinden silinmis, yerlerini daha basarili olanlara birakmislardir. Burada dogmatikler ile evrimciler arasinda düsünce bakimindan çok derin bir fark vardir. Dogmatikler, bu cümleden dinciler, akilli tasarimcilar ve benzerleri görüste olanlar basarilinin (güçlünün) tanimini farkli anlarlar. Bu nedenle de doganin isletim sistemini bir türlü anlayamazlar. Hatta bir televizyon tartismasinda, bir biyoloji profesörü (o günlerde Biyologlar Derneginin de baskaniydi), bana dönerek hoca hoca, ne diyorsun, bir bakteri bir filden daha güçlü mü ki daha basarili diyorsun. Dogmatiklerin güçten kasti, kas gücü ile sinirlidir. Esasinda bu görüsleri sonlarini da hazirlamaktadir. Çünkü gücü, sosyal yasamda silah, anarsi, terörizm, para ve kaba kuvvet olarak bilirler. Hâlbuki bir evrimci, kas ve kemik gücüne dayanmayan bilgi ve becerinin daha üstün oldugunu gözlemleri ile ögrenmistir. Bir virüsün bir fili yok edecegini bilir. Çünkü evrimsel seçilimde kaba güç degil (bu güç ancak ayni türün bireyleri arasinda daha saglikliyi –erkek kavgalari gibi- seçme için kullanilan evrimsel bir yöntemdir), çevrenin kosullarini en iyi kullanan, kalitsal materyalini gelecek kusaklara en hizli ve en çok aktaran (çogalan) ve baska bir türü kullandigi ince yöntemlerle alt edenler ayakta kalir; yapamayanlar elenir.

Akilsiz tasarimin en akillica yönü, akilsiz olmasidir. Hiçbir zaman tasarlayarak bir sey olusturmaz. Tek amaci vardir: Olabildigince çok çesit üretmek. Bunun için israftan kaçmaz, daha dogrusu onu israf olarak görmez. Bu nedenle bir balik özelligi birbirinden farkli bir milyon yumurta birakir. Bir tanesinin ortama uyum yapmasi basaridir. O seçmeyi dogaya birakir; bu nedenle dogal seçilim diyoruz. Üç bes bireyin yasayabilecegi bir ortama milyonlarca yumurtanin birakilmasinin baska ne anlami olabilirdi? Bu nedenle kural olarak dogada yavrularini eksiksiz ya da kayipsiz büyüten hiçbir canli yoktur diyebiliriz. O zaman bugünkü kosullarda neredeyse insanlarin dogurduklari çocuklarin hepsi yasiyor diyebilirsiniz. Tam bir Akilli Tasarimci mantigi. Iyi de o çocuklari yasatmak için dogada hiç olmayan ilaçlari ve aletleri kullanarak onlari basarabiliyorsunuz.  Yani Akilli Tasarimcilarin mantigiyla Tanri tasarimina karsi gelerek, o tasarimin hatalarini ilaçlarla aletlerle düzelterek… 

Tasarim hatasina yer yoktur. Doga mükemmel bir mühendis degildir; varsayilan bir dogaüstü güç gibi her seyi bilen, planlayabilen ve gelecegi gören bir isletim sistemi de degildir. Var olani kullanarak o günkü kosullara en iyi uyumu yapacaklari seçen bir sistemdir. Bu nedenle doganin isletim sisteminde keske söyle olsaydi özlemini dile getiremeyiz. Çünkü istek, ancak akilli bir varlik tarafindan yerine getirilir; akilsiz olan bir yapi tarafindan degil. Doganin akli yoktur; onun akli evrimin isleyis tarzi ve yöntemidir. Bu nedenle, ancak dogaüstü güçlere dua ederiz. Geçmiste dogal güçlere de (günese, aya, yildiza, firtinaya, atese ve yüzlercesine) dua ettik; yararini görmedigimiz için hemen hemen büyük bir kismimiz bu yakarmayi biraktik; bu sefer sekiz cihetten münezzeh (yani önde, arkada, sagda, solda, altta, üste, içte ve dista bulunmayan) varliklara yöneldik; dilerim bu sefer basaririz… Sesimizi ve yakarislarimizi duyan olur…
 

Dogadaki bazi mekanizmalari anlayabilmek için evrim kavrami ve bilgisi kaçinilmazdir (dogmatiklerin böyle bir bilgiye ihtiyaçlari yoktur, olmayacaktir da) . Örnegin kendi kendinize sorabilirsiniz, niye bir balik bir milyon yumurta meydana getiriyor da ancak 3-5 tanesi erginlige ulasabiliyor. Bir insan dogal ortamda 10 çocuk doguruyor da ancak 1-2 tanesi erginlige ulasabiliyor. Bu bir savurganlik, materyal, zaman ve imkân yitirilmesi degil midir? Akilli tasarim en az malzeme ile en çok üretim yapmanin adidir. Hâlbuki doga bu bakimdan inanilmaz derecede savurgandir. Iste bunun neden böyle olmasi gerektigini ancak evrim bilimi bize veriyor. Çünkü akilli bir tasarimda, her sey önceden planlanir ve tasarlanir. Eger Ay’a gidecekseniz ona göre bir uzay gemisi, Mars’a gidecekseniz ona göre “bir” uzay gemisi tasarlarsiniz. Ne bir eksigi ne bir fazlasi vardir ve bu yapilar akilli tasarimlardir.
 

Doga bizim bildigimiz akla sahip olmadigi için, sorunun altindan kalkabilmek için (böyle bir ifade de dogru degildir; çünkü bu da bir akli ifade eder; esasinda öyle oldugu için bize akilli gibi görünüyor) çesit yaratma pesine düsmüstür. Bu nedenle bir canli birbirinden özellikleri bakimindan kademe kademe farkli olan çok sayida döl üretme stratejisini gelistirmistir. Bir milyon tohumdan biri ya da bir milyon yumurtadan sadece biri, daha önce hiç karsilasilamayan bir ortamda basarili özellikleri kombine etmis ise, o ayakta kalir digerleri elenir. Sadece insan için örnek verelim: Her çiftlesme sirasinda 300 milyon sperm üretilir, kural olarak sadece biri döllenme islevini yapar. Ancak bu spermlerin ve yumurtalarin sayica çoklugu ayni bir disiden ve ayni bir erkekten özellikleri bakimindan farkli 70 trilyon çocugun meydana gelmesini saglar. Bu incirde de böyledir, narda da böyledir, balikta da öyledir. Bir önceki paragrafta verdigimiz uzay gemisi örnegini buraya tasirsak, önceden amaçladigimiz inilecek gök cismine göre gemi planlanmadigini, binlerce, milyonlarca gemi yapilip uzaya gönderildigini, bunlardan birinin ya da birkaçinin bir rastlanti olarak bir gök cismine inmesi ve tasidigi özellikleri açisindan orada gelisebilecek durumda olmasi halinde, yeni bir uygarligin, biyoloji açidan yeni bir türün dogusu gerçeklesir. Böyle bir çesitlilik zorunluluktur; çünkü gelecekte neyle karsilasacagini bilmeyen bir sistem, çikis yolunu olasiliklari ve çesidi artirma ile bulabilirdi. Iste doganin bu savurganca görülen isletim sistemi, böyle bir nedenle korunmustur. Ne kadar akilli bir sistem olursa olsun, gelecekte ne olacagini tam kestiremez ve bu da yok olmayla sonlanabilir. Evrimcilerin düzensizlikler içindeki düzen dedigi sistem; rastgele seçilim bu nedenle basarili olmustur. Bu, düsünemeyen bir sistem için mükemmel bir stratejidir. Akilli tasarim olsaydi her ortama göre kalitsal bir birlesim imal edilirdi. O zaman da niye bundan 600 milyon yil önce balik, 500 milyon yil önce sürüngen, 300 milyon yil önce memeli, 50 milyon yil önce insan dünyada bulunmuyordu diye sorarlar? Çünkü doga rastgele, deneme-yanilma ile ancak bu kadarini basarabildi. Akilli bir tasarim olmus olsaydi, bu kadar zahmetli bir yolu asmaya gerek olmayacakti. Aksini dogada kanitlayan tek bir örnek yoktur.
 En çok sevilen ya da degerli sey özene bezene tasarlanir ve dikkatle imal edilir. Insan Tanri gözünde en degerli varlik olmasina karsin en çok defekti (bozuklugu) olan tür gibi görünüyor. Simdilik insan soyunda adi konmus 9.000 çesit kalitsal hastaligin oldugu bilinmektedir. Bir fabrika düsünün ki, herkesi kapsayacak bir tasarim hatasindan degil (onu daha sonra ele alacagiz), sadece kisilere özgü tasarim ve imalat hatasindan dolayi 9.000 çesit bozuklugu olan ürün imal ediyorsunuz ve buna da akilli tasarim diyorsunuz. Ya akilliligi bilmiyorsunuz ya da tasarim ne demektir onu bilmiyorsunuz. Sikistiginizda takdiri ilahi diyorsunuz.
 Bunlara kullanildigi zaman ortaya çikan “yaslanmaya bagli hastaliklar” dâhil degildir. Bu hastaliklarin sayisi büyük bir olasilikla yeni tanimlarla birlikte on binlerin üzerindedir.
 

En ilginç olani da hekimlerin büyük bir kisminin akilli tasarima sicak bakmalaridir. Bu, kendi mesleklerini bile tanimiyorlar anlamina gelir. Doktorluk, kalitsal ya da sonradan ortaya çikan bir eksikligin giderildigi meslektir. Çogunluk da tasarim hatalarinin düzeltilmeye çalisildigi bir meslektir. Akilli bir tasarimi, oransal olarak bir anlamda çok daha zayif akilli sayilabilecek birileri düzeltiyor.
 

Ancak bütün bunlari görebilmek belirli bir sezinlemeyi, bilgiyi ve en önemlisi sadece insana özgü olan yargilamayi gerektirir. Insan dogasi geregi ben merkezli (antroposentrik) oldugu için, her seyi kendi çikari açisindan degerlendirir. Ben yasiyorsam ve özellikle de iyi yasiyorsam, bu çok iyi kurulmus tanrisal bir düzenin sonucunda olmaktadir. Ancak, henüz erginlige ulasmadan ölen kardeslerim için böyle bir yargi geçerli degildir. Benim çocuklarimin eli yüzü düzgün ise, bu tanrisal akilli bir tasarimin sonucudur; ancak komsunun bütün aileyi ömür boyu sikintiya sokan sakat dogmus çocugu “Tanrinin benim halimden sükretmem için yapmis oldugu bir düzenlemedir”. Tanrisal tasarimda acaba bencillik ve narsistlik bir ön kosul mudur?

Pekâlâ, bu kadar insan neden doganin mükemmel bir düzen içinde isledigine inaniyor ve her seyin mükemmel olduguna inaniyor? Ilk olarak insani insan yapan empati yoksunlugundan. Çünkü baskasinin kusuru, eksikligi ve derdi onu ilgilendirmiyor. Bu kadar kusuru görmemezlikten geliyor. Ancak en önemlisi, normalin ve anormalin ne oldugunu tam bilmiyor, tanimlayamiyor. Örnegin diyor ki bak ne güzel yiyecekler verilmis yememiz için. Simdi ben soruyorum, ne verilseydi ayni seyi söyleyecektiniz. Baskasini bilmiyorsun ki. Ne güzel renkleri görüyoruz diyorsunuz? Baska renkleri tanimiyorsunuz ki bu yargiya sariliyorsunuz. Gördügümüz renkler isik bandinin yüzde biri bile degil; akilli bir tasarim olsaydi biz çok daha zengin renkleri görecektik. Ancak bir evrimci bizim sadece 3 rengi neden görebildigimizi biliyor; bu nedenle daha fazlasini da talep etmiyor. Tanrisal bir tasarimda daha fazlasini talep edebilirdik. Ancak bir evrimci görme pigmentlerinin olustugu dönemde, günes isinlarinin en yogun mavi, yesil, kirmizi bantlarda yeryüzüne ulastigini bu nedenle böyle bir tasarimla yetindigini biliyor. Eger bu dönemde X, alfa, beta isinlariyla da karsilasmis olsaydik, onlari da taniyacak sistemi gelistirebilirdik ve bugün çogu ortamda ortaya çikan radyasyonu önceden görebilirdik ya da onlara dayanikli bir kalitsal molekül gelistirebilirdik. Bu cümleden bir seyi özellikle vurgulamak istiyorum: Her seyi büyük bir tasarim olarak görenlerin, “bu da beklenen bir seydir, sasilacak nesi var ki” diyebilecekleri bir tasarimlari var midir? Önünü ve arkasini, nedenini bilmediginiz, nasil olustugunu bilmediginiz her sey, yani basitten karmasikliga dogru giden yolu yani evrimsel süreci tanimadiginiz sürece, uca ulasmis her sey sizin için mucizenin bir ürünü olarak görülecektir. Bu basit bir hesap makinesini bile anlayamayan birinin bilgisayari anlamaya kalkismasi kadar sig bir yaklasimdir. Akilli tasarimcilar! Evrimde basitten karmasikliga giden yolu ögrenmediginiz sürece sizin hiçbir seyi anlama ve görme sansiniz olamayacaktir. Ya ögrenin ya da yoldan çekilin. 
 

Eger akilli tasarimla yetinmeye kalkissaydik ne uzaya gidebilirdik ne denizlerin dibine inebilirdik. Bizim tasarimimiz, ancak dünyanin yüzeyinde ince bir katmanda yasamaya izin veriyor. Insani degerli bir varlik olarak niteleyen yüce bir yaratici bizi evrensel bir karantinaya niye sokmus dersiniz? Bütün bu ortamlarda yasayabilecek bir donanim verebilirdi. Ancak insan bu dünyanin çocugu oldugu için, evrimleserek olustugu için ne bulduysa onunla yetinmistir. Evrim gelecegi tahmin edemez, göremez; ancak çesidini artirarak olasi bir uyumun gerçeklesmesini saglayabilir. Bunu da her zaman basaramaz. Bazen de belirli bir dönem için basarir; ancak kazandirdigi özellikler degisen kosullar yüzünden o canliyi çikmaz sokaga sokarak ortadan kalkmasina neden olur.

Ancak, en önemli yargi ve yanilgi, yine akilli tasarimcilardan elde edilebilir. Çünkü akilli tasarimcilarin hemen hepsi bütün bu sistemin mükemmel oldugunu savunur ve dayandiklari inançlar ise insani evrenin efendisi olarak kabul eder ve onlari “Esrefi Mahlûk”, yani mahlûklarin efendisi olarak görür. Bu demektir ki, insan yapilabilinecek ve elde edilebilinecek her güzellige layiktir. Bu güzellikleri insandan esirgemek, esrefi mahlûk dedigimiz varliga kötülüktür.

O zaman gelin sizinle bir biyolojik oyun oynayalim. Insani yeniden tasarlayalim. Sürekli kendini onarmayla ölümsüzlük olabilirdi; ancak o zaman dinsel ögretideki öbür dünya sorgulamasindan kaçmak anlamina gelirdi ki, bu dinsel ögretilerin belini kirar. Çünkü dayandiklari en önemli dayanak öbür dünyadaki görülecek hesabin cezasi ve ödülüdür. Bu güzel tasarimi tutucularin hiçbiri kabul etmeyecegi için rafa kaldiralim. Öyle bir tasarim yapalim ki, hem dini ögretiler zarar görmesin hem de herkesin isine yarasin. Bilindigi gibi zaman insan için en önemli deger olmustur. Yapacagimiz isi ne kadar hizli ve dogru yaparsak o kadar basarili olur, rahat ederiz. O zaman vücudumuza –bize inanilmaz katkilarda bulunacak- hiçbir zarari olmayacak yeni bir tasarim ekleyelim derim. Örnegin, dogada, en az 500 canli türünde çok az enerji kullanarak (kullanilan enerjinin %99’u isiga çevrilerek) isik çikarma mekanizmasi esrefi mahlûk biz insanlara sorunsuz monte edilebilirdi. Keza dogada, örtülerle açilip kapanabilen çok sayida göz yapisi da bilinmektedir. O zaman bir insanin bir parmaginin ucuna, açilip kapanabilen, ayni zamanda bir isik sistemiyle desteklenmis, hatta büyültme ve küçültme yetenegi olan bir göz sistemi yerlestirilebilirdi. Bunun biyolojik olarak olmamasi için hiçbir neden yoktur. Bugün sistemi yeniden tasarlama görevi en basit bilgisi olan bir biyologa verilse bile bunu rahatlikla basarabilir. Böyle bir ek yapinin insanogluna kazandiracagi olanaklari ve zamani düsünebiliyor musunuz? Bir makineyi sökmeye gerek kalmadan inceleyebilirsiniz; bir doktor bu parmakla vücudun herhangi bir deliginden girerek isikli ortamda dokulari ve yapilari inceleyebilir; bir mekâna girmeden anahtar deliginden içeriyi inceleyebilirdiniz. Sayisiz olanak kazandirir. Insanoglu bugünkünden çok daha rahat yasardi, çok daha ilerlemis olurdu. Nasil oluyor da basit bir adam bu denli yararli bir sistemi düsünebiliyor da, her seyi bilen bir varlik, bu imkânlari bizden esirgemis oluyor? Insan üzerinde buna benzer onlarca –yasami kolaylastiran- düzeltme yapilabilir ve yeni tasarim monte edilebilir. Bence akilli tasarimi savunanlar –onu bilgisiz, beceriksiz ve egoist duruma düsürerek- inandiklari Tanriya hakaret etmis oluyorlar. Kas yapayim derken göz çikariyorlar. Esrefi mahlûk ile sefil mahlûk arasindaki ince çizgiyi anlayamiyorlar. Bazen bu kadar kanita karsin birilerinin hala akilli tasarima tutunmus olmasini, dogrusu “yine de Tanrisal bir tasarim” olarak kabul etmeye mecbur kaliyorum; çünkü doga bu kadar hasarli düsünce sistemi olanlari bu kadar uzun süre sahnede tutmazdi; tutamazdi; ancak dogaüstü bir gücün yardimi ile böyle bozuk bir sistem borusunu öttürmeye devam edebilirdi.

ABD'de yaratilis düsüncesinin, 1987 yilinda (Edwards-Aguillard davasinda) Anayasa Mahkemesinin aldigi kararla devlet okullarinda okutulmasi Anayasaya aykiri oldugu gerekçesiyle yasaklanmistir. Bu dava sürecinde Nobel Ödülü kazanmis 72 bilim adami, 17 eyalet bilim akademisi ve 7 bilimsel organizasyon yaratilisin dini dogmalardan ve inançlardan olustugunu ve bilimsel olmadigini belirten bir yazi yayinladilar. Yaratilis ve akilli tasarim konusunda diretme özellikle Amerika’nin gericileri ve sömürge zihniyetinde olanlarca sürdürülüyor. Bizimkiler farkinda mi dersiniz? Mütedein (kendi halinde inanç sahipleri) olanlar ilk bakista “Yaratilis ve Akilli Tasarim Yaklasimlari”na geleneksel görüslerine ters düsmedigi için karsi çikmiyorlar. Ancak, Amerika’nin bu kirli amaçli zihniyeti, bizim gibi ülkelerde, özellikle satilmis kisilerce organize ediliyor ve yayginlastiriliyor. Bu konuda Türkiye’de yapilan ve karsiliksiz dagitilan yayinlarin bedelinin 21 milyon TL (21 trilyon YTL) oldugu belirtiliyor. Kaynagi? Bilinmiyor… Emniyet arastiriyor mu? Hasaaa…

Akilli tasarim akimi, tarihin en cani ve kanli katililerinden biri olarak tanimlayabilecegimiz Amerika Baskani Bush’un müntesip oldugu (bagli oldugu) Kalvinist Kilisenin öncülügünde baslatilmistir ve akilli tasarim zirvasi bizzat Bush tarafindan defalarca telaffuz edilmistir. Kilise, akilli tasarimin ve yaratilisin okullarda okutulmasi için defalarca yüksek mahkemeye basvurmustur. Diyelim ki böyle bir yaklasimi kendi inançlarini güçlendirmek açisindan bir amaç olarak görmüs olabilirler. Ancak ayni kilise (kiliseler birligi) Amerika Irak’a saldirirken söyle bir karar aldi. Isa, hem Tanridir hem Tanrinin ogludur ve hem de Mesih’tir. Bunu kabul etmeyenler, buna iman etmeyenler biidraktir (idrak ya da anlama yetenegi yoktur); biidrakler insani sayilmazlar ve biidraklar üzerinde operasyon (burada öldürme ya da belki tibbi deney yapma bile olabilir) yapma insanlik suçu sayilmaz. Böylece Irak’taki katliam da mesru bir zemine oturtulmus oluyordu. Ancak, bu yaklasimdan “Akilli-Akilsiz Tasarim”la ilgili önemli bir sonuç da çikarilabilir. Demek ki “Akilli Tasarim”a inanmis Kalvinist Kilise, Tanrinin kendi inançlarinin disindakileri (Müslümanlar, Budistler, Ateistler vd. hatta Hiristiyan olup da baska mezheplere mensup olanlari bile) yani dünya nüfusunun yaklasik beste dördünün bozuk mal olarak çikarildigini kabul ediyor. Bir anlamda akilsiz tasarimi, üretim bozuklugunu tescil ediyor. Böyle bir kabul, onlarin Israil’deki, Gazze’deki, Irak’taki, Afganistan’daki, Vietnam’daki, Somali’deki katliamlara duyarsiz kalmasini sagliyor.  Zaman zaman Müslüman ya da diger bir dinden olup da bu Kalvinistlerin bu fikrine dört elle sarilanlari gördügümde, Kalvinist Kilisesinin “Biidrak” tespitine inanacagim geliyor…

Akilli tasarimin görünürde çok sinsi bir siyasi boyutu da var. Amerika’da ortaya çikan bu egilimin zaten tarihten gelen çok geçerli bir temeli vardi: Kadercilik. Kadercilik, geçici olarak insanlari rahatlatmis; ancak uzun vadede çikmaza sokmus; ancak en önemlisi sömürü düzenine karsi çikamayacak kadar gözlerini kör etmisti. Batinin vahsi kapitalizminin sömürü düzeni kurabilmesi için, bu kadar köklü ve kapsamli bir ögreti biçimi bulunamazdi. Son birkaç on yil içerisinde sinsi organizatörler harekete geçti; ülkesindeki akilli tasarimcilar “kurulu düzene karsi çikmayan munis vatandaslar olacak” sömürülecek ülkelerin vatandaslari da hem mesgul edilecek hem de kolayca güdülebilecekti. Isbirlikçiler dünden hazirdi. Bu ülkelerde dini inançlari bugüne kadar sömürü araci olarak kullanan sayisiz insan vardi. Bunlarin, oynanan oyunu fark etmesi de mümkün degildi; çünkü kul kültürü ile yetismislerdi; söylenene tartismadan iman etmeleri basindan beri inandirilmisti.

Böylece dünyada ne olup bitiyordan haberi olmayan, aklini öbür dünya ile bozmus, bilimsel gelismeleri zindiklik olarak tanimlayan, lidere körü körüne bagli bir kesim yaratildi. Daha dogrusu böyle bir kesim vardi, sayilari artirildi. Sömürü düzeni tarihtekinin aksine bu sefer kansiz olarak kuruldu. Dönün bir dünyaya bakin, öbür dünya islerine daha çok zaman ayiran ülkelerin hepsi açik ya da kapali sömürgedir.

Bir toplumun hepsinin aydin olmasi arzulanir; ancak bu simdilik hayal gibi görünüyor. O zaman bilimi rehber yapmis, yaratici, kurulu düzeni tenkit edebilen, yeni seçenekler sunabilen, toplumu gelecegi hazirlayabilen insanlarin öne geçirilmesi yavas da olsa yine de bir gelismenin lokomotifi olabilir. Iste bu lokomotiflerin de önünün kesilmesi hem ülke içerisinde inançlari sömüren zümre için hem de ülke disinda yagmalamaya, sömürmeye ant içmis ülkelerin gelecegi için gerekir. Isigini ve yol göstericisini yitirmis bir toplumun sindirilmesi, sömürülmesi ve yönlendirilmesi zor olmayacaktir. Iste bu nedenle Türkiye ve Türkiye gibi ülkelerde, evrim kavramini özümsemis ve onu, topluma yolunu bulmasi için isik gibi tutacak insanlari saf disina atmak gerekirdi; onu da yeni kusak gericiler, yani Akilli Tasarimcilar yapiyor.

“Eger Akilli Tasarim” olsaydi, “Akilli Tasarimcilar” olmayacakti.

Prof. Dr. Ali Demirsoy
Hacettepe Üniversitesi

 

Seçme Haber

Kaçak

Elektrikteki kaçak değil bu, hani bir yerlerden sızıp da insanı yerinden zıplatıp, çarpacak türden…Gerçi elektriğin de KAÇAK olanı var sürekli vebali faturalarımıza eklenen…Eklense de KAÇAK elektriğin bedeli sırtımıza, yine de yenilmiyoruz hırsımıza; ödüyoruz…

Devamı...